Felsefe Tarihinde Bugün — 15 Eylül
Bugün doğan Moritz Lazarus 'halk psikolojisi'ni kurdu ve antisemitizme karşı durdu; bugün ölen Rudolf Eucken, Nobel'i kazanan tek 'yaşam filozofu'ydu; bugün ölen Saul Kripke ise adlarla nesneler arasındaki bağı yeniden kurdu. Üçünün ortak sorusu: Bir şeyin adı ile kendisi arasındaki mesafede ne durur?
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

Takvimin bu günü bir doğum ve iki ölümle, birbirinden çok uzak görünen üç düşünürü buluşturuyor: On dokuzuncu yüzyılın kültür psikoloğu, yirminci yüzyıl başının Nobel ödüllü idealisti ve yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük mantıkçısı. Ortak noktaları ilk bakışta yok. Ama üçü de aynı soruya farklı yerlerden bakıyor: Bir şeyin adı ile kendisi arasındaki mesafede ne durur — bir halk, bir hayat, bir zorunluluk?
Doğanlar
Moritz Lazarus — 1824
Alman-Yahudi filozof ve psikolog Moritz Lazarus, 15 Eylül 1824'te Prusya'nın Filehne kasabasında doğdu; 1903'te Meran'da öldü. Berlin'de felsefe ve filoloji okudu; Bern'de ve Berlin'de ders verdi. Adı bugün çoğunlukla, kayınbiraderi dilbilimci Heymann Steinthal ile birlikte kurduğu Völkerpsychologie — "halk psikolojisi" — ile anılır: 1860'ta çıkarmaya başladıkları dergi, bireysel psikolojinin toplumsal ve kültürel hayatla birlikte düşünülmesi gerektiğini savunuyordu. Dil, mit, gelenek ve hukuk, bireyin zihninin ürünü değil, bireyin zihnini biçimlendiren "nesnel tin"in biçimleriydi; Wundt'un daha sonra aynı adla yazdığı on ciltlik eser ve Durkheim'ın kolektif bilinç kavramı bu damardan beslendi. Bugün sitemizde bu hafta ele aldığımız Ziya Gökalp, Durkheim üzerinden bu geleneğin Türkiye'deki mirasçısıdır.
Lazarus aynı zamanda döneminin antisemitizmine açıkça karşı çıkan entelektüellerden biriydi. 1879-80'deki "Berlin antisemitizm tartışması"nda, tarihçi Treitschke'nin Yahudilerin Almanlığa ait olmadığı iddiasına karşı Was heißt national? — "Ulusal ne demektir?" — başlıklı konuşmasıyla cevap verdi: Ulus, kan ya da köken değil, ortak bir tinsel hayata katılımdır. Bu cevap, yüz elli yıl sonra hâlâ tartışılan bir soruyu — "biz kimiz ve biz olmayan kim?" — Lazarus'un lehine olmayan bir tarihten önce sormuştu.
Ölenler
Rudolf Eucken — 1926
Alman filozof Rudolf Christoph Eucken, 15 Eylül 1926'da Jena'da, seksen yaşında öldü. 1908 Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı; Nobel komitesi onu, "hakikate yönelik ciddi arayışı, düşüncesinin nüfuz edici gücü ve hayatın idealist felsefesini savunurken sergilediği sıcaklık" için ödüllendirmişti. Felsefe tarihinin Nobel'i kazanan az sayıdaki ismi — Bergson, Russell, Sartre, Camus — arasında Eucken, bugün en az okunanı.
Eucken'in "yaşam felsefesi" (Lebensphilosophie), pozitivizmin ve natüralizmin insanı yalnızca bilimsel olarak açıklanabilir bir organizmaya indirgemesine karşı, insanın "tinsel hayat"a katılım yoluyla kendini aşabildiğini savunuyordu. Modern insan, Eucken'e göre, yalnızca bilgiye değil anlam ve değere de ihtiyaç duyar; ve bu ihtiyaç, bilimin verebileceğinden fazlasıdır. Ölümünden sonra unutulmasının nedeni belki de bu tezi çok genel, çok iyimser ve çok vaaz edici bir dille savunmasıydı; Jaspers ve Heidegger aynı soruyu çok daha sert biçimde sorduğunda, Eucken'in dili eskimişti. Ama bugün yapay zekâ ve otomasyon tartışmalarında yeniden karşılaştığımız soru, Eucken'in çağından çok farklı değil: İnsan yalnızca daha fazla bilgiye mi ihtiyaç duyar, yoksa yaşadığı hayata anlam vermeye de mi? Bu haftaki Mary Midgley ve Amodei dosyalarımız aynı soruyu 2026'nın diliyle soruyordu.
Saul Kripke — 2022
Analitik felsefenin yirminci yüzyıldaki en büyük isimlerinden Saul Kripke, 15 Eylül 2022'de, seksen bir yaşında öldü. CUNY Graduate Center onu "son yarım yüzyılın en önemli analitik filozoflarından biri" olarak nitelendirdi; Bulletin of Symbolic Logic'teki anma yazısı ise kuşağının en etkili filozof ve mantıkçılarından biri olarak.
Kripke'nin hikâyesi felsefe tarihinin efsanelerinden biridir. Nebraska'da bir hahamın oğlu olarak büyüdü; on yedi yaşında, lisede, modal mantığın anlambilimini kuran makalesini yazdı — bugün "Kripke anlambilimi" ya da "olası dünyalar anlambilimi" denen şey. Harvard'daki lisans yıllarında MIT'de lisansüstü mantık dersi veriyordu. Doktora yapmadı; Rockefeller, Princeton ve son olarak CUNY'de ders verdi.
1970'te Princeton'da notsuz verdiği üç ders, 1980'de Naming and Necessity — Adlandırma ve Zorunluluk — adıyla kitaplaştı ve dil felsefesi ile metafiziği değiştirdi. Frege ve Russell'dan beri hâkim görüş, özel adların gizli betimlemeler olduğuydu: "Aristoteles", "Büyük İskender'in hocası olan filozof" gibi bir betimlemenin kısaltmasıydı. Kripke buna itiraz etti: Aristoteles İskender'e hocalık yapmamış olsaydı bile Aristoteles olurdu. Adlar katı göstericilerdir (rigid designators): Her olası dünyada aynı nesneyi gösterirler. Ve adlar nesnelerine betimleme yoluyla değil, ilk "vaftiz"den başlayan tarihsel-nedensel bir zincirle bağlanır.
Bundan şaşırtıcı sonuçlar çıktı. "Su H2O'dur" gibi bir önerme deneyle keşfedilir — a posteriori — ama zorunludur: Su başka bir şey olamazdı. Kant'tan beri zorunlu olanın a priori bilinebileceği varsayılıyordu; Kripke bu bağı kopardı ve zorunlu a posteriori hakikatler olduğunu gösterdi. Metafizik, mantıksal pozitivizmin yasağından sonra ilk kez saygın bir konu olarak geri döndü; bugün sitemizde bu hafta andığımız Carnap'ın programına verilmiş en güçlü cevaplardan biriydi. Kripke aynı argümanı zihne uyguladı: Eğer "acı" ve "C-lifi uyarımı" katı göstericiyse ve aynı şeyi gösteriyorsa, özdeşlikleri zorunlu olmalıydı; ama acının C-lifi olmadığı bir dünya tasavvur edilebiliyorsa, özdeşlik zorunlu değil, dolayısıyla yanlıştı. Bilinç tartışmasının bugünkü biçimi — Chalmers'ın zombileri — bu argümanın torunudur.
Wittgenstein on Rules and Private Language (1982) ise Wittgenstein'ı öyle bir okudu ki, felsefeciler ortaya çıkan konuma "Kripkenstein" adını verdi: Hiçbir geçmiş kullanım, bir kuralın gelecekteki uygulanışını belirlemez; "artı" ile "kartı" arasındaki farkı garanti eden hiçbir olgu yoktur. Bu hafta sitemizde Amodei'nin "kontrol noktaları" önerisini tartışırken andığımız kural izleme paradoksu buradan gelir.
Kripke'nin 15 Eylül'de ölümü bu nedenle felsefe tarihinde sıradan bir tarih değildir: Bir çağın mantık, dil ve metafizik anlayışının büyük mimarlarından biri o gün aramızdan ayrıldı. Ve garip biçimde, bu mimarın yayımladığı kitap sayısı üçtür; etkisinin büyük kısmı, başkalarının tuttuğu ders notlarından, dolaşan daktilo kopyalarından ve söylentilerden geldi. Kendi kuramına uygun bir hayat: Ad, taşıyıcısına yazılı bir betimlemeyle değil, elden ele geçen bir zincirle bağlanır.
Bugünün dersi
Lazarus, bir halkın ne olduğunun kanla değil katılımla belirlendiğini söyledi; Eucken, bir hayatın ne olduğunun bilgiyle değil anlamla; Kripke, bir adın neyi gösterdiğinin betimlemeyle değil tarihsel bağla. Üçü de aynı yapıya işaret ediyor: Bir şeyi tanımlayan, onun içinde bulduğumuz özellikler değil, onunla kurduğumuz ilişkinin tarihidir. Yapay zekâ çağında "insan nedir?" sorusuna cevap ararken bu ders işe yarayabilir: Belki cevap bir özellik listesinde değil, bir zincirin ucundadır.
Bize ulaşan takvim notunda 15 Eylül'de yayımlanmış modern kitap baskıları — Kenyon, LaCapra, Parfit'in bir baskısı, Russell'ın bir Routledge baskısı — da yer alıyordu. Yeniden baskı tarihleri felsefe tarihi açısından anlamlı olmadığından bu bölümü almadık; Parfit'in On What Matters'ı 2011'de, Russell'ın Matematik Felsefesine Giriş'i 1919'da yayımlanmıştır.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe Tarihinde Bugün — 14 Eylül
Bugün doğan Allan Bloom eğitimin amacının bilgi aktarmak değil ruhu dönüştürmek olduğunu savundu; bugün doğan Humberto Maturana canlının kendini üreten bir örgütlenme olduğunu söyledi; bugün doğan Agrippa büyüyle bilimin henüz ayrılmadığı bir çağın tanığıydı. Bugün ölen Rudolf Carnap ise tek bir soru bıraktı: Bir cümlenin anlamlı olduğunu nasıl bileceğiz? Yapay zekâ çağında bu soru yeniden soruluyor.
Rudolf Carnap, Allan Bloom, Humberto Maturana








.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


