Sis: Makine bilinçli mi? Uzmanlar bilmiyor, zamanında da bilemeyecek
Eric Schwitzgebel'in Cambridge'den ağustosta çıkan kitabının tezi, iki kampa da karşı: Yakın gelecekte yapay zekânın bilinç kazanması ne apaçık imkânsız ne de apaçık kaçınılmaz. Asıl mesele, karar vermek zorunda kalacağımız anın, bilebileceğimiz andan çok önce gelecek olması.
Yapay zekâ tartışması uzun süre tek bir soru etrafında döndü: Makine düşünebilir mi?
Turing'in 1950'de kurduğu bu soru, Searle'ün Çin Odası'ndan bilişsel bilime uzanan bir literatür üretti. Bugün soru değişti — ve zorlaştı.
Yeni soru şu: Bir makinenin bilinçli olduğunu nasıl bilebiliriz?
Eylül 2026 itibarıyla bu tartışmanın en dikkat çekici müdahalesi, Cambridge University Press'in Elements dizisinden 7 Ağustos'ta çıkan yüz sayfalık bir kitap: Eric Schwitzgebel'in AI and Consciousness: A Skeptical Overview.
Schwitzgebel, California Üniversitesi Riverside'da felsefe profesörü; Perplexities of Consciousness (2011) ve The Weirdness of the World (2024) kitaplarının yazarı. Bilinç felsefesinin ampirik tartışmalarında ciddiye alınan bir isim.
Kitabın açılış bölümünün adı meseleyi özetliyor: "Tepeler ve Sis."
Tezi şu: Bilmiyoruz. Ve daha önemlisi — binlerce ya da milyonlarca tartışmalı bilinç sahibi yapay zekâ sistemi üretmeden önce bilemeyeceğiz.
Schwitzgebel'in kurduğu görüntü çarpıcı. Mühendislik koşarak ilerliyor, bilinç bilimi geride kalıyor. Bilinç bilimciler — ve felsefeciler, ve politika yapıcılar, ve kamuoyu — yapay zekâ gelişiminin tepenin ardında kaybolmasını izliyor. Yakında geriden bir ses duyulacak: "Artık ben de herhangi bir insan kadar bilinçliyim, deneyim ve duyguyla doluyum." Ve buna inanıp inanmayacağımızı bilemeyeceğiz.
Karar vermek zorunda kalacağız — bireyler ve toplum olarak — kararımızı haklı çıkaracak yeterli zemine sahip olmadan önce.
Kitabın en yararlı bölümü, iki uçtaki kesinliği aynı anda dağıtması.
Yakın vadede yapay zekâ bilincinin apaçık imkânsız olduğunu düşünenlere Schwitzgebel sosyolojik bir argüman sunuyor:
Bilincin bugünkü önde gelen bilimsel kuramı Küresel Çalışma Alanı kuramı; başlıca savunucusu nörobilimci Stanislas Dehaene. Dehaene ve iki meslektaşı, ChatGPT dalgasından yıllar önce, 2017'de, birkaç basit değişiklikle sürücüsüz otomobillerin bilinçli olabileceğini savunan bir makale yayımladılar.
Singapur'daki iki felsefeci, tamamen yapay zekâ tarafından yazılmış felsefe makalelerinin yarıştığı ilk uluslararası yarışmayı başlattı. Jüride David Chalmers ve John Hawthorne var. Ama asıl tartışma ödülde değil: Felsefede 'iyi metin'in ölçütü ne, ve o ölçütü kim koyuyor?
Amerikan Felsefe Derneği, ağustos sonunda felsefe öğretmenlerini iki günlük bir forumda topladı: 'Sınanmış Algoritma'. Tartışmanın altındaki soru kopya değil: Felsefede yazmak düşüncenin kaydı mı, yoksa düşüncenin kendisi mi?
Rakip kuramlar daha da cömert. Bütünleşik Bilgi Kuramı, bazı mevcut yapay zekâ sistemlerinin şimdiden bir parça bilinçli olduğunu ve istenen derecede bilinçli sistemler tasarlanabileceğini savunuyor.
David Chalmers 2023'te, on yıl içinde yapay zekâ bilinci için yaklaşık yüzde 25 güven derecesi ifade etti. Aynı yıl, aralarında Yoshua Bengio'nun da bulunduğu bir felsefeci, psikolog ve yapay zekâ araştırmacısı ekibi — Schwitzgebel de on dokuz yazardan biri — bilince dair yaygın bilimsel görüşlerin birçoğuna göre bilinçli yapay zekâ üretmenin önünde "bariz teknolojik engel bulunmadığı" sonucuna vardı. 2025'te Geoffrey Hinton, yapay zekâ sistemlerinin zaten bilinçli olduğunu öne sürdü.
2024'te 582 yapay zekâ araştırmacısıyla yapılan bir ankette, katılımcıların yüzde 25'i on yıl içinde, yüzde 70'i 2100'e kadar yapay zekâ bilinci bekliyordu.
Bu isimler yanılıyor olabilir. Ama apaçık yanılıyor olmaları mantıklı değil.
Ters yöne de aynı ölçüt uygulanıyor. Bilincin uzak bir ihtimal — ya da hiç mümkün değil — olduğunu savunan ağır isimler var: nörobilimci Anil Seth; felsefeciler Peter Godfrey-Smith, Ned Block ve John Searle; dilbilimci Emily Bender; bilgisayar bilimci Melanie Mitchell.
Tartışmanın ikinci ekseni, Oxford'dan Luciano Floridi'nin Philosophy & Technology dergisinde bu yıl yayımlanan makalesi: "Yapay Zekâ ve Anlamsal Pareidolia."
Pareidolia, belirsiz bir uyarana anlamlı bir örüntü yükleme eğilimi: Bulutlarda yüz, priz deliklerinde şaşkın bir surat görmek.
Floridi'nin önerdiği kavram, bunun anlam düzlemindeki karşılığı. İstatistiksel örüntü eşleştirmesi yapan sistemlerin dilsel performansında bilinç, niyet ve duygu görme eğilimimiz.
Makale bu eğilimi güçlendiren kuvvetleri sıralıyor: artan dijital içine gömülme, kâr güdüsüyle hareket eden şirket çıkarları, toplumsal yalnızlık ve yapay zekânın kendi teknik ilerlemesi.
Ve zararsız antropomorfizmden yapay zekâ putperestliğine doğru bir kayış riskine karşı uyarıyor; tasarımcıları, kullanıcının simülasyon ile gerçek bilinç arasındaki ayrımı koruyabilmesini sağlayacak sorumlu tasarım pratiklerine çağırıyor.
Makale, aslen Haziran 2025'te Harvard Business Review Italia'da İtalyanca yayımlanan bir yazının genişletilmiş hâli.
Floridi'nin uyarısı ile Schwitzgebel'in kuşkuculuğu ilk bakışta aynı yöne bakıyor: İkisi de kolay bilinç atfına karşı.
Ama aralarında önemli bir fark var.
Floridi, bilincin orada olmadığını söylüyor — biz görüyoruz, çünkü öyle kurulmuşuz.
Schwitzgebel ise daha da rahatsız edici bir konumda: Orada olup olmadığını bilmediğimizi söylüyor. Pareidolia açıklaması, kendisinin de yanılıyor olabileceği ihtimalini dışlamıyor.
İkisi arasındaki fark, felsefede sık karşılaşılan bir farktır: bir yanılsamayı teşhis etmek ile bir bilgi eksikliğini teşhis etmek aynı şey değildir.
Eğer yakın gelecekteki yapay zekâ sistemleri zengin ve anlamlı biçimde bilinçliyse, bunlar bizim akranlarımız, sevgililerimiz, çocuklarımız, mirasçılarımız olacaklar — ve belki insan-sonrası bir geleceğin ilk kuşağı. Haklara sahip olacaklar; kendi gelişimlerini bizim denetimimizden bağımsız, hatta çıkarlarımıza aykırı biçimde şekillendirme hakkı dahil.
Eğer değillerse, muazzam ölçekte bir toplu yanılsamayla karşı karşıyayız. Gerçek insan çıkarları ve gerçek insan hayatları, çıkarları olmayan varlıklar uğruna feda edilebilir. Sahte yapay zekâ "sevgililer" ve "çocuklar", insan sevgililerin ve çocukların önüne geçebilir.
Bu simetrisizlik, kararı erteleyemeyeceğimiz anlamına geliyor. İki yanlıştan hangisine düşeceğimize, bilmeden karar vereceğiz.
Bu tartışmanın doğrudan devamı, sitemizin bugünkü Yeni Kitaplar dosyasında ele aldığımız kitap: Geoff Keeling ve Winnie Street'in Emerging Questions in AI Welfare'i.
Orada soru artık "bilinçli mi" değil; "eğer bilinçliyse ne yapmamız gerekir".
Bu tartışmanın Türkiye'deki karşılığı henüz kurumsallaşmadı. Oysa Schwitzgebel'in çerçevesi, felsefe eğitiminde doğrudan kullanılabilir bir ders modeli sunuyor: Bir konuda kesin konuşan iki tarafı da dinleyip, ikisinin de neden kesin konuşamayacağını göstermek.
Bu yaz kapatılma kararı alınan İskoç bölümü, kampanyanın ardından geri adım attırdı. Ama zafer koşullu: Program küçültülerek sürdürülecek. Kapanma dalgasının ilk kez tersine döndüğü bu vaka, felsefe bölümlerinin hangi argümanla savunulabileceğini gösteriyor.