Bugün doğan Mary Midgley, insanın makineye ve gene indirgenmesine ömrünü adadı. Bugün ölen Montaigne felsefeyi sistem kurmaktan kurtarıp kendini sınamaya dönüştürdü; bugün ölen Feuerbach, Tanrı'nın insanın yansıması olduğunu söyledi; bugün ölen Samuel Alexander, bilincin maddeden 'belirdiğini' savundu. Dördü de aynı soruya bakıyor: İnsan sınırını nereye çizer?
Ludwig Feuerbach, dönem portresi · Wikimedia Commons
Takvimin bu günü, iki doğum ve üç ölümle, felsefenin en eski sorusunu beş farklı açıdan aydınlatıyor: İnsan kendi sınırını nereye çizer? Montaigne bu sınırı benlikte aradı; Feuerbach insanın Tanrı fikrinde; Alexander doğanın belirme katmanlarında; Midgley ise insanın kendini makineye ve gene indirgeme alışkanlığında. Bugün aynı sınırı yapay zekâ üzerinde arıyoruz.
İngiliz filozof Mary Midgley, 13 Eylül 1919'da Londra'da doğdu. Oxford'da Somerville College'da, Elizabeth Anscombe, Philippa Foot ve Iris Murdoch'la aynı yıllarda okudu; savaş yıllarında erkek öğrencilerin cepheye gitmesiyle boşalan seminer odalarında kadınların ilk kez felsefede söz sahibi olduğunu sonradan sık sık anlattı. İlk kitabını elli dokuz yaşında yayımladı: Beast and Man (1978). Ardından Animals and Why They Matter (1983), Evolution as a Religion (1985), Science as Salvation (1992), The Myths We Live By (2003) ve doksan dokuz yaşında, ölümünden haftalar önce çıkan What Is Philosophy For? (2018) geldi.
Midgley'nin ömür boyu hedefi tek bir şeydi: İndirgemecilik. İnsanı "bencil genlerin taşıyıcısı"na, "et makinesi"ne ya da "bilgi işleyen sistem"e indirgeyen her açıklamaya karşı, bu açıklamaların bilimsel değil mitolojik olduğunu — bilim kılığında dünya görüşü olduğunu — savundu. Richard Dawkins'le polemiği ünlüdür ve Dawkins'in kitabını yanlış okuduğu suçlamasına rağmen Midgley'nin asıl itirazı hiç değişmedi: Bilimin bulguları ile bilim adına anlatılan hikâyeler aynı şey değildir. Gifford Lectures arşivi onun felsefeyi, bilimsel dünya görüşünün insan hayatına ilişkin gizli varsayımlarını sorgulamak için kullandığını vurguluyor.
Bugün onu yeniden okumak için özellikle iyi bir neden var. Yapay zekâ çağında "insan nedir?" sorusu yeniden ortaya çıkarken, Midgley'nin indirgemecilik eleştirisi şaşırtıcı derecede güncel: "Zihin bir hesaplama sürecinden ibarettir" cümlesi de bir bilimsel bulgu değil, bir felsefi tercihtir — ve Midgley bunun bir tercih olduğunu görmemizi isterdi. Bugün sitemizde ele aldığımız robot hakları dosyası, Midgley'nin sorusunu tersinden soruyor: İnsan makineye indirgenemiyorsa, makine de "sadece makine"ye indirgenemez mi?
Bugün doğan bir Cambridge filozofu, felsefi soruların çoğunun yanlış kurulduğunu düşündü. Bugün doğan bir Polonyalı yazar, insanın kendisinden radikal biçimde farklı bir zekâyı anlayıp anlayamayacağını sordu. Ve bugün dört çocuk, on yedi bin yıllık bir mağara resmine tesadüfen girdi. Üçü aynı yerde buluşuyor.
Genç Hegelciler'in örgütleyicisi Arnold Ruge, 13 Eylül 1802'de Rügen adasında doğdu. Hallische Jahrbücher'in editörü olarak Hegel'in mirasını siyasal bir radikalizme dönüştürmeye çalışan kuşağın sözcüsüydü; 1844'te Paris'te Karl Marx'la birlikte Deutsch-Französische Jahrbücher'i çıkardı — tek sayı sürdü, çünkü ikisi kısa sürede ayrıldı. 1848 devriminde Frankfurt Parlamentosu'nda yer aldı, sonra İngiltere'ye sürgün gitti ve 1880'de Brighton'da öldü.
Ruge'yi bugün hatırlamanın nedeni, Marx'la kopuşunun felsefi anlamıdır: Ruge, siyasal özgürlüğün felsefi eleştiriyle kazanılabileceğine inanıyordu; Marx, eleştirinin yetmediğine. Bu ayrım, Feuerbach'ın mirasının nasıl bölündüğünü de gösterir — ve tesadüf, bugün Feuerbach'ın ölüm günü.
Denemenin mucidi Michel de Montaigne, 13 Eylül 1592'de Bordeaux yakınlarındaki şatosunda, elli dokuz yaşında öldü. Otuz sekiz yaşında kamu hayatından çekilip kulesindeki kütüphaneye kapanmış, kirişlere Yunan ve Latin özdeyişleri kazıtmış ve on yıl boyunca kendisini yazmıştı.
Montaigne'in önemi yalnızca Denemeler'in yazarı olması değildir. O, felsefeyi sistem kurma zorunluluğundan kurtarıp kendini sınama biçimine dönüştüren düşünürdür. "Ben neyim?" sorusunu soyut metafizik üzerinden değil, kendi yaşamı üzerinden — böbrek taşları, uyku alışkanlıkları, kedisiyle oyunu, dostu La Boétie'nin ölümü üzerinden — sorar. "Que sais-je?" — Ne biliyorum? — onun şüpheciliğinin mottosuydu; ama bu, bilgiyi reddeden değil, bilginin insan ölçüsünü arayan bir şüphecilikti. Descartes'ın Meditasyonlar'ı, Montaigne'e verilmiş bir cevap olarak okunabilir; Pascal'ın Düşünceler'i, Montaigne'le bitmeyen bir kavga.
Ludwig Feuerbach 13 Eylül 1872'de Nürnberg yakınlarında, yoksulluk içinde öldü; cenazesine işçi dernekleri katıldı. Hristiyanlığın Özü (1841) on dokuzuncu yüzyılın en etkili kitaplarından biridir ve tezi tek cümleye sığar: Tanrı, insanın kendi özünü — aklını, iradesini, sevgisini — sonsuzlaştırıp dışarı yansıtmasıdır. Teoloji, gizli antropolojidir. İnsan Tanrı'ya tapınırken aslında kendi türünün idealleştirilmiş imgesine tapınır ve bunu yaparken kendini yoksullaştırır: Tanrı'ya verdiği her şey, kendisinden eksilir.
Marx bu tezi devraldı ve ünlü on birinci tezinde Feuerbach'ı aşmaya çalıştı: Feuerbach yabancılaşmayı dinde görmüştü; Marx onu ekonomide gördü. Ama yansıtma fikri Feuerbach'ın kaldı ve psikanalizden antropolojiye yirminci yüzyılın büyük bölümünü besledi.
Bugünün yapay zekâ tartışmalarına uyarlandığında şaşırtıcı bir soru çıkar: İnsanlar makinelerde insanlığı mı keşfediyor, yoksa kendi insanlık fikirlerini makinelere mi yansıtıyor? Bir sohbet botunun "acı çektiğini" düşünen kişi, Feuerbach'ın tanımladığı mekanizmayı — kendi özünü bir dış varlığa yansıtma — tam olarak işletiyor olabilir. Ya da olmayabilir; Feuerbach'ın tezi, yansıtmanın var olduğunu gösterir ama karşıdaki varlığın boş olduğunu kanıtlamaz. Feuerbach bu nedenle robot hakları dosyasının tarihsel arka planına beklenmedik biçimde bağlanır: Yansıtma eleştirisi, iki yönde de keskindir.
Sidney doğumlu İngiliz filozof Samuel Alexander, 13 Eylül 1938'de Manchester'da öldü. Oxford'da bir kolej üyeliğine seçilen ilk Yahudi, sonra Manchester'da otuz yıl felsefe profesörü. 1916-18 Gifford derslerinden doğan Space, Time and Deity (1920), yirminci yüzyıl başı İngiliz metafiziğinin en iddialı sistemidir.
Alexander'ın kavramı belirmedir (emergence): Uzay-zamanın temel dokusundan madde, maddeden yaşam, yaşamdan zihin, zihinden de — henüz gerçekleşmemiş — tanrısallık, her seviye bir öncekinden çıkar ama ona indirgenemez. Karmaşık yapılar, daha basit unsurlardan ortaya çıkarken yeni nitelikler kazanır. Stanford Felsefe Ansiklopedisi onun özellikle zaman, mekân, evrim ve değer arasındaki ilişkiler üzerine düşüncelerini öne çıkarıyor.
Belirme kavramı, yıllarca gözden düşükten sonra, bilinç tartışmalarıyla geri döndü. "Bilinç, yeterince karmaşık hesaplamadan belirir" cümlesi Alexander'ın dilidir; ve bugün bu cümlenin doğru olup olmadığı, robot hakları tartışmasının tam ortasında duruyor. Alexander bu belirmenin doğal ve kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu — silikonda gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini sormak aklına gelmemişti.
Beş isim, tek soru. Montaigne sınırı kendinde aradı; Ruge siyasette; Feuerbach insanın Tanrı imgesinde; Alexander doğanın katmanlarında; Midgley bilimin anlattığı hikâyelerde. Bugün aynı sınırı makinelerde arıyoruz — ve bu beş düşünürün her biri bize bir uyarı bırakıyor. Montaigne: Kendini bilmeden başkasını yargılama. Feuerbach: Gördüğün şeyin kendi yansıman olup olmadığını sor. Alexander: Yeni olan, eskiye indirgenmez. Midgley: Bilim ile bilim adına anlatılan mit aynı şey değildir. Ruge: Eleştiri gerekli, ama yetmez.
Kapak görseli: Ludwig Feuerbach'ın dönem portresi. Mary Midgley'nin Wikimedia Commons'ta yayın kalitesinde serbest lisanslı fotoğrafı bulunmadığından kapakta bugün ölen Feuerbach'a yer verilmiştir.
Bugün doğan Adorno, kültürün seri üretime bağlandığında düşünceye ne olduğunu sordu. Bugün ölen Harrington, siyasetin arkasında her zaman bir mülkiyet düzeni olduğunu. Ve yirmi beş yıl önce bugün, dünya siyasetinin güvenlik-özgürlük dengesi kalıcı olarak değişti. Üçü aynı soruya bakıyor.
Bugün doğan Georges Bataille aklın sınırını sordu. Bugün ölen Mary Wollstonecraft yurttaşlığın sınırını. Ve yine bugün ölen Paul Virilio teknolojinin sınırını — bıraktığı sezgi bugünkü yapay zekâ tartışmasını neredeyse birebir tarif ediyor.
Georges Bataille, Mary Wollstonecraft, Paul Virilio