12 Eylül: John Wisdom ve Stanisław Lem'in Doğumu, Lascaux'nun Keşfi ve İnsanın Gerçeklikle İlişkisi
Bugün doğan bir Cambridge filozofu, felsefi soruların çoğunun yanlış kurulduğunu düşündü. Bugün doğan bir Polonyalı yazar, insanın kendisinden radikal biçimde farklı bir zekâyı anlayıp anlayamayacağını sordu. Ve bugün dört çocuk, on yedi bin yıllık bir mağara resmine tesadüfen girdi. Üçü aynı yerde buluşuyor.
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.
Takvimin bu günü üç ayrı hikâye taşıyor ve üçü aynı soruya bakıyor: İnsan, kendisinin dışındaki gerçekliğe nasıl ulaşır?
12 Eylül 1904 — John Wisdom doğdu
Arthur John Terence Dibben Wisdom, Leyton'da doğdu. Cambridge'de felsefe profesörü oldu; Wittgenstein'ın en yakın takipçilerinden ve onun düşüncesini kendine özgü biçimde geliştiren az sayıda kişiden biriydi.
Adı bugün Wittgenstein'ın gölgesinde kaldı. Haksız bir gölge.
Felsefe bir hastalık mıdır?
Wisdom'ın en bilinen tezi, felsefi tartışmaların doğasına ilişkin. Ona göre felsefi anlaşmazlıklar — "zaman gerçek midir?", "başkalarının zihni var mıdır?", "dış dünya var mıdır?" — olgusal anlaşmazlıklar değildir. İki taraf da aynı olguları biliyor; anlaşmazlık, olguların nasıl betimleneceğine ilişkin.
Ama Wisdom, Wittgenstein'ın bazı takipçilerinin vardığı sonuca varmadı: "O halde felsefi sorular anlamsızdır, çözülmeleri değil yok edilmeleri gerekir."
Wisdom'ın konumu daha incelikliydi. Felsefi sorular yanlış kurulmuş olabilir; ama yanlış kurulmuş bir soru bile bir şeyi gösterir. Felsefi paradoks, dilin nasıl işlediğine dair bir keşfin çarpıtılmış biçimidir.
Felsefe ve Psikanaliz (1953) başlıklı derlemesinde, felsefe yapmayı psikanalize benzetti: Amaç bir cevap bulmak değil, sorunun arkasındaki karışıklığı görünür kılmak. Bu benzetme, sitemizde bu hafta ele aldığımız Wittgenstein dosyasındaki "terapi olarak felsefe" fikrinin en açık uygulamalarından biri.
Bahçıvan meseli
Wisdom'ın en çok alıntılanan metni, 1944 tarihli "Tanrılar" makalesindeki bahçıvan meseli.
İki kişi uzun süredir bakılmamış bir bahçeye döner. Bitkiler şaşırtıcı ölçüde düzenli. Biri "bir bahçıvan gelmiş olmalı" der; diğeri "kimse gelmedi" der. Gözlem yaparlar; kimseyi görmezler. Biri "görünmez bir bahçıvan" der; diğeri "bahçıvan yok" der.
Sonunda ikisi de aynı olgulara bakıyor ve farklı şeyler söylüyorlar. Anlaşmazlık olgusal değil.
Bu mesel, din felsefesinde yarım yüzyıllık bir tartışma başlattı: Tanrı'nın varlığına ilişkin iddialar olgusal mıdır, yoksa bir dünyayı görme biçimi mi?
Bugün için
Wisdom'ın yaklaşımı, sitemizde bu hafta ele aldığımız yapay zekâ ve bilinç tartışmaları için beklenmedik ölçüde kullanışlı.
"Makine düşünüyor mu?" sorusunda iki taraf da aynı olgulara bakıyor: Sistemin girdileri, çıktıları, mimarisi. Anlaşmazlık olgularda değil. Betimlemede. Ve Wisdom'ın uyarısı geçerli: Yanlış kurulmuş bir soruya verilmiş doğru bir cevap, yine de yanlış yere götürebilir.
12 Eylül 1921 — Stanisław Lem doğdu
Lwów'da doğdu — bugünkü Lviv. Kendi anlatımına göre aslında 13 Eylül'de doğmuştu; batıl inanç nedeniyle nüfus kaydına 12 yazıldı.
Tıp okudu, hekim olmadı. Bilimkurgu yazdı — ama onu yalnızca bilimkurgu yazarı olarak sınıflandırmak haksızlık.
Lem'in sorusu
Solaris (1961), Siberiada (1965), Fütürolojik Kongre (1971), Yenilmez (1964) — bu kitapların ortak sorusu tek ve rahatsız edici:
İnsan, kendisinden radikal biçimde farklı bir zekâyı gerçekten anlayabilir mi?
Solaris'te bir gezegeni kaplayan düşünen okyanus, insanların ona yönelttiği hiçbir soruya cevap vermez. İnsanlar yıllarca onu inceler, kuramlar üretir, kütüphaneler doldurur — ve hiçbir şey anlamazlar. Okyanus, insanların bilinçdışından aldığı görüntüleri onlara geri gönderir; iletişim değil, ayna.
Lem'in tezi: İnsan, evrende kendisini arıyor. Başka bir zekâyla karşılaştığında bile, ona kendi kategorilerini yansıtıyor.
Bu, Batı bilimkurgusunun "uzaylılar"ından — ya bize benzeyen ya bizi yok etmek isteyen — köklü bir kopuş. Lem'in yabancıları ne dost ne düşman; anlaşılmaz.
2026'da Lem
Bu soru, bugün iki yerden geri geliyor.
Sitemizde bugün ele aldığımız Templeton Ödülü dosyasında anlattığımız evrimsel yakınsama tezi, Lem'in kötümserliğine bir cevap: Belki başka zekâlar bize sandığımızdan daha çok benzer.
Ve sitemizde bu hafta ele aldığımız Schwitzgebel ve Pober'in "bilinç karbona özgü değil" tezi, Lem'in Solaris'inin felsefi biçimi: Bilinç, bizim biyolojimizle sınırlı olmayabilir — ama o zaman onu nasıl tanıyacağız?
Yapay zekâ çağında Lem'in sorusu daha da yakın: Kendi yaptığımız bir zekâyı bile anlayabiliyor muyuz? Sitemizde bu hafta ele aldığımız kaçak ajanlar haberi, bu soruya beklenmedik bir "hayır" veriyor.
12 Eylül 1940 — Lascaux keşfedildi
Fransa'nın Dordogne bölgesinde, dört genç — ve bir köpek — tesadüfen bir mağara girişine rastladı. İçeride, yaklaşık on beş ila on yedi bin yıllık duvar resimleri vardı: atlar, bizonlar, geyikler, boğalar. Yüzlerce figür.
Üst Paleolitik dönemin en zengin sanat örnekleri arasında sayılan Lascaux, 1963'te ziyaretçilerin nefesinin resimlere verdiği zarar nedeniyle kapatıldı; bugün yanına yapılan kopyalar geziliyor.
Felsefi soru
İnsan neden resim yapar?
Bu soru, sitemizde bu hafta ele aldığımız homo pictor kongresi dosyasında anlattığımız Hans Jonas tezinin çıkış noktası: Bir mağara duvarına bizon çizmek hiçbir ihtiyacı karşılamaz. Ama orada olmayan bir şeyi orada olan bir şeyle temsil etmek, gerçeklik ile temsil arasındaki farkı kavramış olmayı gerektirir.
Ve bu farkı kavrayan varlık, gerçekliğin başka türlü olabileceğini de düşünebilir.
Lascaux'nun resimleri yararlı değil. Ulaşılması zor karanlık galerilerde, ışık taşıyarak yapılmış. Kimse onları avlanmak için yapmadı.
Bu, Platon'dan Cassirer'e, Heidegger'den çağdaş zihin felsefesine uzanan bir tartışmanın başlangıç noktası: İnsan, dünyayı sembollerle temsil etmeye başladığı anda insan oldu.
Bir ironi
Lascaux'nun keşfi ile Stanisław Lem'in doğumu arasında on dokuz yıl var; ikisi de 12 Eylül.
On yedi bin yıl önce insanlar, olmayan bir şeyi çizerek gerçekliğin ötesine geçtiler. Lem, insanların gerçekliğin ötesine geçtiklerini sanırken aslında kendi görüntülerine baktıklarını yazdı.
Solaris'in okyanusu da bir mağara duvarı: İnsan ona ne getirdiyse, onu geri veriyor.
12 Eylül 1959 — Luna 2 Ay'a ulaştı
Sovyet Luna 2 uzay aracı, Ay yüzeyine çarparak başka bir gök cismine ulaşan ilk insan yapımı nesne oldu.
Bu bir mühendislik başarısıydı; ama insanın evrendeki yerini düşünme biçimini de değiştirdi. Aristoteles'in kozmolojisinden Kopernik'e, Galileo'dan Newton'a uzanan "insanın evrendeki yeri" sorusu, o gün yalnızca felsefi değil, fiziksel bir mesele haline geldi.
Ve Lem'in kitapları, tam bu yıllarda yazıldı.
Bugünün ekseni
Wisdom: Felsefi sorular, olguların nasıl görüldüğüne ilişkindir. Lem: İnsan, yabancı olanda bile kendisini görür. Lascaux: İnsan, görmediği şeyi çizerek insan oldu.
Üçü aynı şeyi söylüyor: Gerçeklik, ona nasıl baktığımızdan bağımsız olarak bize verilmiyor.
Bu, gerçekliğin olmadığı anlamına gelmez. Ona ulaşmanın, bakış biçimimizi de hesaba katmayı gerektirdiği anlamına gelir.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

11 Eylül: Adorno'nun Doğumu, Harrington'ın Ölümü ve 9/11'in Felsefi Gölgesi
Bugün doğan Adorno, kültürün seri üretime bağlandığında düşünceye ne olduğunu sordu. Bugün ölen Harrington, siyasetin arkasında her zaman bir mülkiyet düzeni olduğunu. Ve yirmi beş yıl önce bugün, dünya siyasetinin güvenlik-özgürlük dengesi kalıcı olarak değişti. Üçü aynı soruya bakıyor.
Theodor W. Adorno, James Harrington








.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


%252C%2520Great%2520Otway%2520National%2520Park%2520--%25202019%2520--%25201294.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)