Felsefe tarihinde bugün: 9 Eylül — gelmeyen bir doğum günü ve iki isyankâr
Robert Alexy bugün seksen bir yaşına basacaktı; dört gün önce öldü. Aynı gün doğan iki isim ise birbirini hiç tanımadı: Avustralyalı John Passmore doğaya karşı sorumluluğumuzu sordu, New Yorklu Paul Goodman gençliğin neden saçma bir dünyada büyüdüğünü. Üçünü de bağlayan bir soru var.
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.
%252C%2520Great%2520Otway%2520National%2520Park%2520--%25202019%2520--%25201294.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)
Bu köşede genellikle doğumları ve ölümleri kaydediyoruz.
Bugün bir de gerçekleşmeyen bir yıldönümü var.
Gelmeyen doğum günü
Robert Alexy 9 Eylül 1945'te Oldenburg'da doğdu.
Bugün seksen bir yaşına basacaktı.
5 Eylül Cumartesi günü öldü — dört gün önce, seksen yaşında.
Sitemizde dün hukuk felsefesindeki mirasını ve Brezilya'daki olağanüstü etkisini ele almıştık.
Takvim bazen gereksiz yere şiirsel oluyor.
Ve gelen bir doğum günü
Aynı gün, 1950'de, İstanbul'da Seyla Benhabib doğdu.
Bugün yetmiş altı yaşına giriyor — ve 2026 Johan Skytte Siyaset Bilimi Ödülü'nü aldı. Ödülünü 10 Ekim'de Uppsala'da alacak.
Ayrıntılar sitemizin Ödüller bölümünde.
Şimdi asıl iki isme geçelim. Birbirlerini muhtemelen hiç okumadılar. Ama aynı soruyu iki ayrı yerinden tuttular.
John Passmore (9 Eylül 1914 – 25 Temmuz 2004)
Sydney'de doğdu. Avustralya'nın uluslararası alanda en tanınmış filozofuydu ve kariyerinin büyük kısmını Avustralya Ulusal Üniversitesi'nde geçirdi.
Türkiye'de en çok A Hundred Years of Philosophy ile bilinir — 1957 tarihli bu kitap, on dokuzuncu yüzyılın ortasından yirminci yüzyılın ortasına felsefenin haritasını çıkarır ve hâlâ pek çok bölümde başvuru kaynağıdır.
Ama Passmore'un asıl özgün katkısı başka yerde.
Doğaya karşı sorumluluk
1974 tarihli Man's Responsibility for Nature, çevre etiğinin kurucu metinlerinden biri.
Kitabın yaptığı iş, tipik bir çevre manifestosu değil. Passmore bir felsefe tarihçisi gibi çalışıyor ve şunu soruyor:
Batı düşüncesi, insanın doğayla ilişkisini tarihsel olarak nasıl kurdu?
Bulduğu şey tek bir gelenek değil, birkaç rakip gelenek.
Despotluk geleneği: Doğa insan için yaratılmıştır; insan onun efendisidir. Kökleri Yaratılış anlatısının belirli bir okumasında ve Stoacı düşüncenin bazı damarlarında.
Kâhyalık (stewardship) geleneği: İnsan doğanın sahibi değil, emanetçisidir. Aynı dinî kaynaklardan çıkan farklı bir okuma.
İşbirliği geleneği: İnsan doğayı geliştirir, ona ortaktır — bahçıvanlık modeli.
Passmore'un tezi, çevre krizinin çözümü için yeni bir din ya da yeni bir metafizik aramanın gereksiz olduğuydu. Batı geleneğinin içinde zaten kullanılabilir kaynaklar var; sorun, hangisinin baskın hâle geldiği.
Bu, dönemin radikal ekoloji akımlarına — doğanın kendinde değeri olduğunu savunan derin ekolojiye — karşı bir konumdu ve sert eleştirildi.
Passmore'un yanıtı pragmatikti: Bir ahlaki dönüşüm beklemek, kirliliği durdurmaz. Elimizde olan geleneği daha iyi kullanmak, yeni bir gelenek icat etmekten hızlıdır.
Mükemmelleşebilirlik
1970 tarihli The Perfectibility of Man ise başka bir tarihi çıkarıyor: İnsanın kusursuzlaştırılabileceği fikrinin tarihi.
Passmore, bu fikrin dinî, ütopyacı, eğitimsel ve siyasal biçimlerini izliyor ve dikkatli bir uyarı yapıyor: İnsanı mükemmelleştirme projeleri, çoğu zaman insanları mükemmelleştirme projelerine dönüşür. Ve bunun bedelini ödeyenler, mükemmel sayılmayanlardır.
Bu tez, yirmi birinci yüzyılda beklenmedik bir güncellik kazandı. Genetik düzenleme, bilişsel geliştirme, "insan sonrası" tartışmaları — hepsi Passmore'un incelediği fikrin yeni teknolojik biçimleri.
Sitemizde bu hafta ele aldığımız Al-Rodhan Ödülü uzun listesinde yer alan Christine Webb'in The Arrogant Ape'i, Passmore'un açtığı tartışmanın bugünkü uzantısı.
Paul Goodman (9 Eylül 1911 – 2 Ağustos 1972)
New York'ta doğdu. Ve tek bir sıfatla tanımlanamıyor: yazar, şair, romancı, anarşist düşünür, toplum eleştirmeni, eğitim kuramcısı, Gestalt terapinin kurucularından biri.
Akademik kariyeri hiçbir zaman istikrarlı olmadı. Görüşleri ve yaşam biçimi yüzünden birkaç üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı.
Growing Up Absurd
1960'ta yayımlanan Growing Up Absurd, onu bir anda ülke çapında tanınan bir isme çevirdi ve 1960'ların gençlik hareketlerinin entelektüel kaynaklarından biri oldu. Goodman "Yeni Sol'un filozofu" olarak anılır oldu.
Kitabın sorusu şu: Amerikan gençliği neden "sorunlu"?
Dönemin baskın cevabı psikolojikti: gençler uyumsuz, aileler zayıf, disiplin eksik.
Goodman bunu tersine çevirdi.
Sorun gençlerde değil; gençlere sunulan dünyada.
Argümanı somuttu. Bir genç insanın büyüyebilmesi için anlamlı iş gerekir — sonucunu gördüğü, gurur duyabildiği, topluma bağlandığını hissettiği bir uğraş.
Goodman'a göre savaş sonrası Amerikan ekonomisi bunu üretmiyordu. İşler ya anlamsızdı, ya da işe yaramayan şeyler üretiyordu. Okullar gençleri bu işlere hazırlıyordu.
Bu koşullarda uyum sağlamak sağlıklı değil; uyum sağlayamamak anlaşılır bir tepkiydi.
Neden bugün okunmalı?
Goodman'ın anarşizmi, devlet karşıtı bir doktrin değildi. Daha somut bir şeydi: Kurumlar insan ölçeğinde olmalı.
Okullar küçük olmalı. Şehirler yürünebilir olmalı. İş, sonucu görünebilir olmalı. Kararlar, o kararlardan etkilenenlere yakın alınmalı.
Bu, sitemizde bugün ayrıca ele aldığımız Elizabeth Anderson dosyasındaki "özel hükümet" kavramının atalarından biri: Özgürlüğü yalnızca devlet baskısı üzerinden değil, okul, şehir, işyeri ve gündelik hayatın örgütlenmesi üzerinden düşünmek.
Goodman'ın kaygıları bugün başka adlarla dolaşıyor: anlamsız iş tartışması, kentsel yaya alanları, eğitimde ölçme takıntısı, gençlerde amaçsızlık.
Bugünün ekseni
Üç isim, üç ayrı alan.
Alexy: Bir iktidar, kendini gerekçelendirmek zorundadır. Passmore: İnsan, doğa üzerindeki gücünü gerekçelendirmek zorundadır. Goodman: Kurumlar, insanlar üzerindeki düzenlerini gerekçelendirmek zorundadır.
Üçü de aynı şeyi talep ediyor: Gücün, kendisini açıklama yükümlülüğü.
Ve bugün doğum gününü kutlayan Benhabib, bu talebi bir adım daha ileri götürüyor: Peki bu açıklama kime yapılacak? Yalnızca yurttaşlara mı — yoksa sınırın dışında bırakılanlara da mı?
Dört soru, tek bir yapı.
Ve hiçbirinin cevabı 2026'da kapanmış değil.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe tarihinde bugün: 8 Eylül — yöntem anlamı üretebilir mi?
8 Eylül'de doğan bir matematikçi, makinelerin çeviremeyeceğini kanıtladı. Aynı gün ölen bir İtalyan filozof, yorumun bir teknik değil bir varoluş biçimi olduğunu savundu. Ve yine aynı gün ölen bir Amerikalı, kitabına "Tekniğin Yanılsaması" adını verdi. Üçü aynı şeyi söylüyor.

Felsefe tarihinde bugün: 7 Eylül — vicdanın hakemi kim?
7 Eylül, üç ismi aynı eksende buluşturuyor. Thomas Erastus günahı Kilise'nin değil Devlet'in cezalandırması gerektiğini savundu. Robert Estienne, Yeni Ahit'i ilk kez numaralı ayetlerle basarak herkesin metne tek başına ulaşmasını mümkün kıldı. Eliezer Schweid, Yahudi düşüncesini modern dünyanın karşısına koydu. Ortak soru: Kutsal metin ve vicdan üzerinde otorite kimde?







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)

