Felsefe tarihinde bugün: 8 Eylül — yöntem anlamı üretebilir mi?
8 Eylül'de doğan bir matematikçi, makinelerin çeviremeyeceğini kanıtladı. Aynı gün ölen bir İtalyan filozof, yorumun bir teknik değil bir varoluş biçimi olduğunu savundu. Ve yine aynı gün ölen bir Amerikalı, kitabına "Tekniğin Yanılsaması" adını verdi. Üçü aynı şeyi söylüyor.
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

Takvimler bazen tesadüfen küme yapar.
8 Eylül'ün üç ismi — bir Viyanalı matematikçi, bir Torinolu estetikçi, bir New Yorklu varoluşçu — birbirini muhtemelen hiç okumadı.
Ama üçü de aynı şeye itiraz etti:
Anlamın bir yöntemle üretilebileceği fikrine.
Yehoshua Bar-Hillel (8 Eylül 1915 – 1975)
Viyana'da doğdu. Filozof, matematikçi ve dilbilimciydi. Kudüs İbrani Üniversitesi'nde çalıştı ve biçimsel dilbilim ile makine çevirisi alanlarının kurucularından sayılıyor.
Ve 1950'lerin sonunda, kendi alanının en büyük hayaline ilk ağır darbeyi vurdu.
Hayal
1950'ler, makine çevirisinde büyük iyimserlik dönemiydi. Soğuk Savaş'ın ortasında, Rusça belgeleri otomatik olarak İngilizceye çeviren makineler hayal ediliyordu. Sözlük artı dilbilgisi kuralları eşittir çeviri — hesap böyleydi.
Bar-Hillel bu alanda çalışan ilk kişilerden biriydi. MIT'de makine çevirisi araştırmalarını yürüttü.
Ve sonra, kendi alanının imkânsızlığını gösteren raporu yazdı.
Kalem ve kutu
1959-60 tarihli çalışmasının adı doğrudandı: "Tam otomatik yüksek nitelikli çevirinin yapılamazlığının bir gösterimi."
Argümanı bir cümleye dayanıyordu:
"The box was in the pen."
İngilizcede pen hem "kalem" hem "çocuk parkı / ağıl" anlamına gelir.
Bir insan bu cümleyi okuduğunda tereddüt etmez: Kutu, kalemin içinde olamaz; demek ki bir çocuk parkının içinde.
Peki bunu nereden bilir?
Sözlükten değil. Dilbilgisinden değil. Dünyanın nasıl bir yer olduğunu bildiği için bilir. Kutuların büyüklüğünü, kalemlerin küçüklüğünü, fiziksel kapsanma ilişkilerini.
Bar-Hillel'in sonucu: Doğru çeviri, ansiklopedik dünya bilgisi gerektirir. Ve bu bilgiyi bir makineye kural olarak yüklemek pratik olarak imkânsızdır.
Bu tespit, makine çevirisi araştırmalarına ayrılan fonların kesilmesinde etkili oldu. Alan yıllarca durdu.
Peki bugün ne oldu?
Cevap ilginç, çünkü hem "Bar-Hillel yanıldı" hem "Bar-Hillel haklıydı" denebiliyor.
Yanıldı, çünkü bugün makineler bu cümleyi doğru çeviriyor.
Haklıydı, çünkü doğru çevirmelerinin sebebi, dünya bilgisine sahip olmaları değil; milyarlarca insan cümlesinde bu tür kullanımların istatistiksel izini taşımaları.
Yani Bar-Hillel'in teşhisi doğruydu — problemin çözümü yalnızca beklemediği bir yerden geldi. Dünya bilgisi makineye kural olarak değil, metin olarak yüklendi.
Ve buradan yeni bir soru doğuyor: Bir sistem, dünyayı bilmeden dünya hakkında doğru cümleler kurabiliyorsa, "bilmek" ne demektir?
Bu soru, sitemizde bu hafta ele aldığımız John Searle ve bugün ele aldığımız Chomsky dosyalarının tam ortasında duruyor.
Bar-Hillel'in ayrıca biçimsel dilbilime katkısı da vardır: kategoryal dilbilgisi üzerindeki çalışmaları ve enformasyon kuramına dair katkıları, bilgisayar bilimi ile mantığın kesişiminde temel metinler arasında sayılır.
Luigi Pareyson (4 Şubat 1918 – 8 Eylül 1991)
Torino'da ders verdi. İtalyan hermeneutik okulunun kurucusu sayılıyor ve 1990'lara kadar İtalyan felsefe manzarasına damgasını vuran çizginin kaynağında duruyor.
Türkiye'de neredeyse hiç bilinmiyor. Oysa iki büyük ismin hocasıydı: Umberto Eco ve Gianni Vattimo.
Formatività
1954 tarihli Estetica: Teoria della formatività, Benedetto Croce'nin o dönem İtalya'da egemen olan estetiğine karşı yazıldı.
Croce'ye göre sanat, sanatçının zihninde tamamlanmış bir sezgidir; maddi gerçekleşme ikincildir.
Pareyson buna itiraz etti.
Ona göre sanat bir formativitàdir — kendi kuralını yaparken bulan bir etkinlik. Sanatçı önceden bilinen bir yöntemi uygulamaz. Yapma sürecinin içinde, neyi yapması gerektiğini keşfeder.
Bu, teknik bir estetik tezi gibi görünür. Değildir. Genel bir insan etkinliği kuramıdır.
Çünkü aynı yapı düşünmede de vardır: Bir problemi çözerken, çözümün ne olacağını önceden bilmezsiniz; arayışın içinde ölçütü de kurarsınız.
Yorum
Pareyson buradan hermeneutiğe geçer ve İtalya'da o güne dek yalnızca hukuk metinleri yorumuyla sınırlı kalmış bir disiplini felsefenin merkezine taşır — kendisinden önce hukukçu Emilio Betti'nin açtığı yolda.
Tezi şudur: Hakikat vardır ama yalnızca yorum içinde erişilebilir.
Bu ikili tez önemli. Pareyson bir görecelikçi değildir; hakikatin varlığını yadsımaz. Ama hakikate yorumdan bağımsız, "yöntemsel" bir erişim olduğunu da reddeder.
Her yorum kişiseldir ve her yorum evrensele açıktır. İkisi birden.
Eco'nun Açık Yapıt'ı ve Vattimo'nun "zayıf düşünce"si, bu tezin iki farklı yönde geliştirilmesidir. Eco yorumun sınırlarını arar; Vattimo sınırların gevşemesini savunur.
Sitemizde bu hafta ele aldığımız Robert Estienne dosyasında anlattığımız "metne aracısız erişim" idealinin felsefi sınırı burada çizilir: Metne erişebilirsiniz; yorumsuz erişemezsiniz.
William Barrett (30 Aralık 1913 – 8 Eylül 1992)
New York'ta doğdu, Tarrytown'da öldü. 1950-1979 arasında New York Üniversitesi'nde felsefe profesörlüğü yaptı, sonra Pace Üniversitesi'nde.
Kuşağının pek çok entelektüeli gibi gençliğinde Marksizmle ilgilendi; sonra enerjisini Avrupa felsefesini Amerikan okuruna anlatmaya verdi.
Irrational Man
1958 tarihli Irrational Man: A Study in Existential Philosophy, varoluşçuluğu İngilizce konuşan dünyaya tanıtan kitaptır.
Kierkegaard, Nietzsche, Heidegger ve Sartre'ı, akademik jargon olmadan, bir kültür tarihi anlatısı içinde sundu.
Kitabın hâlâ basılıyor olması, o işin ne kadar iyi yapıldığını gösteriyor.
The Illusion of Technique
Ama Barrett'ı bugün okumaya değer kılan kitap 1978 tarihli The Illusion of Technique'tir.
Başlık, üç ismin ortak eksenini veriyor: tekniğin yanılsaması.
Barrett'ın tezi şudur: Modern kültür, her problemin bir yöntemle çözülebileceğine inanır. Doğru prosedür bulunursa, sonuç gelir.
Bu inanç bilimde ve mühendislikte olağanüstü verimli oldu.
Ama bir yerde durur.
Nasıl yaşanacağı, neyin değerli olduğu, bir hayatın anlamlı olup olmadığı — bunlar prosedürle çözülmez. Ve prosedürle çözülemeyen soruları prosedürleştirmeye çalışmak, onları yok etmek anlamına gelir.
Bugünün ekseni
Üç isim, üç ayrı gelenek.
Bar-Hillel: Anlam, kurallara indirgenemez. Pareyson: Yorum, bir tekniğe indirgenemez. Barrett: Yaşam, bir yönteme indirgenemez.
Üçü de aynı sınırı işaret ediyor.
Ve bu sınır, 2026'da her zamankinden daha canlı. Çünkü elimizde ilk kez, anlam gerektiren işleri anlam olmadan yapıyor görünen sistemler var.
Bar-Hillel'in kalem-kutu cümlesi bugün doğru çevriliyor.
Ama soru duruyor:
Çeviren, cümleyi anlıyor mu — yoksa yalnızca doğru mu çeviriyor?
Ve daha rahatsız edici olanı:
Fark ediyor mu?
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe tarihinde bugün: 7 Eylül — vicdanın hakemi kim?
7 Eylül, üç ismi aynı eksende buluşturuyor. Thomas Erastus günahı Kilise'nin değil Devlet'in cezalandırması gerektiğini savundu. Robert Estienne, Yeni Ahit'i ilk kez numaralı ayetlerle basarak herkesin metne tek başına ulaşmasını mümkün kıldı. Eliezer Schweid, Yahudi düşüncesini modern dünyanın karşısına koydu. Ortak soru: Kutsal metin ve vicdan üzerinde otorite kimde?
Felsefe Tarihinde Bugün — 6 Eylül: Mendelssohn ve Pirsig
6 Eylül 1729'da Moses Mendelssohn, 6 Eylül 1928'de Robert Pirsig doğdu. Biri modernleşmek için gelenekten vazgeçmek gerekmediğini savundu; öteki bir motosiklet yolculuğunu 'iyi yapılmış olmak nedir' sorusuna çevirdi. İki yüzyıl arayla aynı soruyu sordular.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


