Felsefe tarihinde bugün: 7 Eylül — vicdanın hakemi kim?
7 Eylül, üç ismi aynı eksende buluşturuyor. Thomas Erastus günahı Kilise'nin değil Devlet'in cezalandırması gerektiğini savundu. Robert Estienne, Yeni Ahit'i ilk kez numaralı ayetlerle basarak herkesin metne tek başına ulaşmasını mümkün kıldı. Eliezer Schweid, Yahudi düşüncesini modern dünyanın karşısına koydu. Ortak soru: Kutsal metin ve vicdan üzerinde otorite kimde?
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

7 Eylül'ün üç ismi, yüzyıllara ve dillere dağılmış görünüyor: bir İsviçreli hekim, bir Fransız matbaacı, bir İsrailli felsefeci.
Ama üçü de aynı soruyu farklı yerlerinden tutuyor:
Kutsal metin ve vicdan üzerinde otorite kimde?
Thomas Erastus (7 Eylül 1524 – 31 Aralık 1583)
İsviçre'nin Baden kentinde doğdu. Meslek olarak hekimdi — Heidelberg Üniversitesi'nde tıp profesörlüğü yaptı, Paracelsus'un yeni tıbbına karşı Galenci geleneği savundu ve cadılık davalarında suçlananların lehine görüş bildirdi.
Ama adı bir tıp kuramına değil, bir siyaset kuramına verildi: Erastianizm.
Tartışma neydi?
On altıncı yüzyılın ikinci yarısında Reform kiliseleri, Cenevre modelini benimsiyordu: Kilise, günah işleyen üyeleri aforoz etme — komünyondan men etme — yetkisine sahip olmalıydı. Bu, Kilise'ye kendi mahkemesi ve kendi cezalandırma gücü veriyordu.
Erastus buna karşı çıktı.
Argümanı iki adımlıydı.
Birinci adım — teolojik. Kutsal metinlerde Kilise'ye böyle bir cezalandırma yetkisi verildiğine dair yeterli dayanak yoktur. Sakramentler, günahkârı iyileştirmek için vardır; onları bir ceza aracına dönüştürmek, amaçlarını tersine çevirmektir.
İkinci adım — siyasal. Hıristiyan bir devlette, ahlaki suçları cezalandırma yetkisi sivil yöneticiye aittir. İki ayrı cezalandırma otoritesi, aynı toplumda iki egemenlik demektir; bu da kaçınılmaz olarak çatışmaya yol açar.
Görüşlerini içeren Explicatio gravissimae quaestionis ölümünden sonra, 1589'da yayımlandı.
Yanlış anlaşılma
"Erastianizm" terimi, sonraki yüzyıllarda "Devlet Kilise'yi yönetmelidir" anlamında kullanıldı — özellikle İngiltere'de.
Bu, Erastus'un savunduğundan daha güçlü bir tez. Erastus, Devlet'in dinî doktrini belirlemesini savunmadı; cezalandırma yetkisinin Kilise'ye değil Devlet'e ait olduğunu savundu. Aradaki fark önemlidir ve tarih tarafından silinmiştir.
Bir düşünürün adının, savunmadığı bir görüşün etiketi hâline gelmesi — felsefe tarihinin sık rastlanan ironilerinden.
Neden hâlâ önemli?
Çünkü sorduğu soru kapanmadı.
Bir toplumda, dinî bir cemaatin kendi üyeleri üzerinde ne kadar yaptırım gücü olabilir?
Bu soru bugün cemaat mahkemeleri, dinî boşanma, cemaatten çıkarma ve dinî okullardaki disiplin uygulamaları tartışmalarında birebir karşımıza çıkıyor.
Erastus'un cevabı radikal biçimde nettir: Ceza, tek bir yerden gelmelidir.
Sitemizde dün ele aldığımız Moses Mendelssohn dosyasında anlattığımız Jerusalem (1783), bu tartışmanın iki yüzyıl sonraki devamıdır — ve Mendelssohn, kendi cemaatinin aforoz hakkını savunanlara karşı Erastus'un konumuna yakın durur. Ayrıca sitemizde bu hafta ele aldığımız Edward Coke dosyasında izlediğimiz "yargı yetkisi kimde" tartışmasının da aynı yüzyıla ait bir kardeşi.
Robert Estienne (1503 – 7 Eylül 1559)
Paris'te doğdu, Cenevre'de öldü. Kral I. François'nın matbaacısıydı.
Bir matbaacının felsefe tarihinde ne işi var?
Çok.
Thesaurus
Estienne'in ilk büyük eseri Thesaurus linguae latinae (1532) — Latince sözlükçülüğünün temel yapıtlarından biri. Klasik metinlerin doğru okunması, Rönesans hümanizminin merkezinde duruyordu; kaynak metne dönmek (ad fontes), bozulmuş yorumların altındaki aslı bulmak demekti.
Bir sözlük, bu programın altyapısıdır.
Numaralı ayetler
Ama Estienne'in asıl devrimi 1551'de geldi.
Yeni Ahit'in Yunanca baskısında, metni ilk kez numaralı ayetlere böldü.
Bugün bir Kutsal Kitap açıp "Yuhanna 3:16" diyebiliyorsak, bu Estienne'in işidir.
Bu teknik bir ayrıntı gibi görünüyor. Değil.
Numaralandırma, metni atıf yapılabilir hâle getirir. Ve bir metne atıf yapılabildiği anda, o metin üzerinde tartışılabilir.
Sonuç: Bir din adamının yorumuna başvurmadan, iki kişi aynı ayeti bulup üzerinde konuşabilir. Bir vaazdaki iddia, kaynağa gidip denetlenebilir. Bir doktrin, metnin kendisiyle karşılaştırılabilir.
Reform'un "her mümin kendi okur" ilkesinin teknik altyapısı budur.
Estienne'in kendisi de bu gerilimin bedelini ödedi: Sorbonne ilahiyatçılarıyla çatışması sonucu Paris'ten ayrılıp Cenevre'ye göç etti ve orada Protestan tarafa geçti.
Bağlantı
Sitemizde önceki gün ele aldığımız Henry Oldenburg dosyasında anlattığımız hikâye, aynı mantığın bir yüzyıl sonraki bilimsel biçimidir: Oldenburg, Philosophical Transactions ile bilimsel iddiaları atıf yapılabilir ve denetlenebilir hâle getirdi.
Estienne ayeti numaraladı, Oldenburg makaleyi tarihlendirdi. İkisi de aynı şeyi yaptı: Otoriteyi metne, metni de herkese açtı.
Eliezer Schweid (7 Eylül 1929 – 2022)
Kudüs'te doğdu. İbrani Üniversitesi'nde Yahudi Felsefesi profesörüydü ve modern Yahudi düşüncesinin en üretken isimlerinden biri sayılıyor.
Schweid'in çalışması, yukarıdaki iki hikâyenin modern devamı olarak okunabilir.
Sorduğu soru şuydu: Bir dinî gelenek, modernlikle karşılaştığında ne olur?
Cevabı ne köktenci ne de teslimiyetçiydi. Yahudi düşüncesini, modernliğin dışında korunacak bir hazine olarak değil, modernliğin sorularıyla hesaplaşması gereken bir düşünce geleneği olarak ele aldı.
Bu konum zordur. Çünkü iki yönden de eleştirilir: Gelenekçiler için fazla modern, modernler için fazla gelenekçi.
Ama felsefi olarak en ilginç konum genellikle budur.
Schweid'in üzerinde durduğu bir tema, bugün Türkiye'de İslam felsefesi tartışmalarında da karşımıza çıkıyor: Bir geleneği yeniden okumak, onu bugünün kavramlarına tercüme etmek midir, yoksa bugünün kavramlarını o geleneğin karşısına dikmek mi?
Sitemizde bu hafta ele aldığımız İslam felsefesi sempozyumu dosyasında not ettiğimiz gibi, bu soru Türkiye akademisinde de canlı.
Bugünün dersi
Üç isim, dört yüzyıl.
Erastus: Vicdanı kim cezalandırabilir? Estienne: Kutsal metni kim okuyabilir? Schweid: Geleneği kim yorumlayabilir?
Üçü de aynı sorunun farklı zamanlardaki hâli: Otorite nerede durur?
Ve üçünün de verdiği cevapta ortak bir eğilim var — otoriteyi tek bir kurumun elinden alıp ya devlete, ya metne, ya da okuyana dağıtmak.
Bu, modernliğin kuruluş hamlesidir.
Bugün aynı soru yeni bir muhataba yöneltiliyor: Bir yapay zekâ sistemi bir metni yorumladığında, o yorumun otoritesi nereden geliyor?
Estienne ayetleri numaralandırdığında, kimsenin aracılığı olmadan metne ulaşılabilmesini sağlamıştı.
Bugün metne aracısız ulaşıyoruz — ama yorumu giderek bir aracıdan alıyoruz.
Döngü tersine mi dönüyor?
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler
Felsefe Tarihinde Bugün — 6 Eylül: Mendelssohn ve Pirsig
6 Eylül 1729'da Moses Mendelssohn, 6 Eylül 1928'de Robert Pirsig doğdu. Biri modernleşmek için gelenekten vazgeçmek gerekmediğini savundu; öteki bir motosiklet yolculuğunu 'iyi yapılmış olmak nedir' sorusuna çevirdi. İki yüzyıl arayla aynı soruyu sordular.

Felsefe Tarihinde Bugün — 5 Eylül: bilimi din yapan adam ve bilime dergi kuran adam
5 Eylül 1857'de Auguste Comte, 5 Eylül 1677'de Henry Oldenburg öldü. Biri pozitivizmi kurdu, sonra 'İnsanlık Dini'ni. Öteki hiç kuram üretmedi ama bilimsel bilginin bugünkü dolaşım biçimini — dergi, hakemlik, uluslararası yazışma — icat etti.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


