11 Eylül: Adorno'nun Doğumu, Harrington'ın Ölümü ve 9/11'in Felsefi Gölgesi
Bugün doğan Adorno, kültürün seri üretime bağlandığında düşünceye ne olduğunu sordu. Bugün ölen Harrington, siyasetin arkasında her zaman bir mülkiyet düzeni olduğunu. Ve yirmi beş yıl önce bugün, dünya siyasetinin güvenlik-özgürlük dengesi kalıcı olarak değişti. Üçü aynı soruya bakıyor.
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

Takvimin bu günü üç ayrı yüzyıldan üç olay taşıyor. Birbirleriyle ilgisiz görünüyorlar. Değiller.
11 Eylül 1903 — Theodor W. Adorno doğdu
Frankfurt'ta doğdu. Felsefe, sosyoloji, müzikoloji ve estetik arasında çalıştı; Hegel, Marx ve Freud'u modern kapitalist toplumun eleştirisinde bir araya getirdi. Frankfurt Okulu'nun — Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü'nün — en önemli düşünürlerinden biriydi.
Sitemizde ölüm yıldönümünde onu ayrıntılı ele almıştık. Bugün tek bir kavrama odaklanalım, çünkü bu kavram 2026'da her zamankinden canlı.
Kültür endüstrisi
Adorno ile Max Horkheimer'ın Aydınlanmanın Diyalektiği'nde (1947) geliştirdiği kavram, genellikle yanlış anlaşılır: Adorno popüler kültürü sevmiyordu, seçkinciydi, caz dinlemeyi bilmiyordu.
Bunların bir kısmı doğru bile olsa, kavramın asıl iddiasını ıskalar.
İddia şudur: Kültür, seri üretime ve tüketime bağlandığında, yalnızca içeriği değil, işlevi de değişir. Sanat, dünyayı sorgulamanın bir aracı olmaktan çıkıp mevcut düzeni yeniden üreten bir mekanizmaya dönüşebilir — ve bunu, izleyiciyi eğlendirirken yapar.
Adorno'ya göre kültür endüstrisinin asıl başarısı insanları kandırması değil. İnsanların ne isteyeceğini önceden biçimlendirmesi. Bir film izlemek istediğinizde, ne tür bir filmden hoşlanacağınız zaten belirlenmiştir.
Bu tezin 2026 versiyonunu yazmaya gerek yok; kendini yazıyor. Öneri algoritmaları, tam olarak Adorno'nun tarif ettiği şeyi yapan sistemlerdir: Sizin ne isteyeceğinizi sizden önce bilir ve önünüze koyar.
Sorusu duruyor: İnsanlar neyi sevdiklerini gerçekten kendileri mi seçiyor?
Sitemizde bugün ele aldığımız Žižek dosyası bu soruyu bir adım ileri götürüyor: İnsanlar seçmediklerini bilseler bile, seçmiş gibi yaşamaya devam ediyor.
11 Eylül 1677 — James Harrington öldü
Westminster'da öldü ve St Margaret's Kilisesi'ne gömüldü. 1611'de doğmuştu; İç Savaş'ta I. Charles'ın yanında bulundu, kralın idamından derinden etkilendi.
1656'da yayımlanan The Commonwealth of Oceana, klasik cumhuriyetçilik tarihinin kilit metinlerinden biri. Cromwell'e ithaf edilen kitap, hayalî bir ada ülkesinin anayasasını tasarlar.
Mülkiyet ve iktidar
Harrington'ın kalıcı tezi tek cümlede toplanabilir:
Siyasal iktidar, mülkiyetin dağılımını izler.
Toprağın büyük kısmı tek kişide toplanmışsa rejim monarşidir; birkaç ailede toplanmışsa aristokrasi; geniş bir halk kesimine dağılmışsa cumhuriyet. Ve bir toplumun mülkiyet düzeni ile siyasal düzeni birbirinden koptuğunda, sistem istikrarsızlaşır — ta ki biri diğerine uyana kadar.
Harrington bunu bir çözümleme olarak değil, bir tasarım ilkesi olarak kullandı: Cumhuriyetin kalıcı olması için mülkiyetin aşırı yoğunlaşmasını engelleyen bir "tarım yasası" öngördü.
Bu tez, sitemizde bu hafta ele aldığımız Karl Marx dosyasında anlattığımız tarihsel materyalizmin iki yüzyıl önceki öncülü sayılabilir — ama farklı bir sonuçla: Marx mülkiyeti kaldırmak istedi; Harrington dağıtmak.
Bugün servet yoğunlaşması, teknoloji şirketlerinin gücü ve dijital altyapının kime ait olduğu tartışılırken Harrington'ın sorusu şaşırtıcı biçimde güncel: Verinin ve hesaplama kapasitesinin mülkiyeti birkaç şirkette toplanmışsa, siyasal düzen buna ne kadar süre direnebilir?
Sitemizde bu hafta ele aldığımız Wallerstein dosyasında izlediğimiz dünya-sistemleri çözümlemesi, Harrington'ın sorusunu gezegen ölçeğine taşıyor.
11 Eylül 2001 — Bir kırılma
Yirmi beş yıl önce bugün, New York ve Washington'a düzenlenen saldırılarda yaklaşık üç bin insan öldü.
Bu köşe felsefe tarihini kaydeder; olayın kendisini anlatmak bize düşmez. Ama felsefe açısından 11 Eylül'ün önemi, sonrasında ortaya çıkan ve hâlâ cevaplanmamış sorulardadır.
Güvenlik için ne kadar özgürlükten vazgeçilebilir?
Devlet ne kadar gözetleyebilir?
Olağanüstü hal ne zaman olağan hale gelir?
Bu son soru, siyaset felsefesinde bir okul yarattı. Giorgio Agamben'in İstisna Hali (2003), 11 Eylül sonrası düzenlemelerin — özellikle belirsiz süreli gözaltının — hukukun kendi kendini askıya alma mekanizmasını nasıl kalıcılaştırdığını inceledi. Judith Butler'ın Kırılgan Hayat'ı, hangi hayatların yasının tutulabilir sayıldığını sordu. Richard Kearney, terör ile yüce kavramı arasındaki ilişkiyi felsefi olarak ele aldı.
Ve Jürgen Habermas ile Jacques Derrida — iki rakip gelenek — 11 Eylül'den kısa süre sonra aynı kitapta, Giovanna Borradori'nin söyleşilerinde bir araya geldi. Sitemizde ölümünün ardından ele aldığımız Habermas, olayın ilk küresel tarihsel olay olduğunu söylemişti — dünyanın her yerinden canlı izlenen ilk olay.
Bu sorular, bugün yapay zekâ destekli gözetim ve algoritmik güvenlik sistemleri tartışılırken yeniden gündeme geliyor. Sitemizde bugün ele aldığımız yapay zekâ hukuku dosyasında anlattığımız öngörücü polislik tartışması, 11 Eylül sonrası güvenlik paradigmasının doğrudan devamı.
Aynı gün, bir roman
Tarihin ironilerinden biri: Yann Martel'in Pi'nin Yaşamı romanının ilk baskısı, 11 Eylül 2001'de Kanada'da yayımlandı.
Roman, gerçeklik, inanç ve anlatı üzerine bir metin olarak okunageldi. Sonunda kahraman, dinleyicilerine iki hikâye anlatır — biri hayvanlı, biri hayvansız — ve sorar: Hangisini tercih edersiniz?
Sorunun yapısı, bugünkü tartışmayla örtüşüyor: Bir anlatının doğru olduğuna inanmak için onun gerçek olduğunu bilmek zorunda mıyız?
Bugünün ekseni
Üç olay, üç yüzyıl. Ortak soru:
Bir sistem — kültürel, ekonomik ya da güvenlik sistemi — bireyin seçim alanını nasıl daraltır, ve birey bunu fark eder mi?
Adorno: Kültür endüstrisi arzuyu önceden biçimlendirir. Harrington: Mülkiyet düzeni siyasal seçenekleri önceden belirler. 11 Eylül sonrası: Güvenlik paradigması özgürlüğün sınırlarını yeniden çizer.
Ve üç durumda da asıl tehlike zorlama değil, alışma.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe tarihinde bugün: 10 Eylül — sınırda duran üç düşünür
Bugün doğan Georges Bataille aklın sınırını sordu. Bugün ölen Mary Wollstonecraft yurttaşlığın sınırını. Ve yine bugün ölen Paul Virilio teknolojinin sınırını — bıraktığı sezgi bugünkü yapay zekâ tartışmasını neredeyse birebir tarif ediyor.
Georges Bataille, Mary Wollstonecraft, Paul Virilio
%252C%2520Great%2520Otway%2520National%2520Park%2520--%25202019%2520--%25201294.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


