Žižek: İdeolojinin Rahatsız Edici Psikanalisti
Onu "esprili Marksist filozof" diye anlatmak, neden bu kadar etkili olduğunu anlamanın en kısa ve en yanlış yolu. Žižek'in asıl başarısı bir sistem kurmak değil; insanların kendi inançlarıyla kurduğu gizli ilişkiyi görünür kılmak. Venedik'te gösterilen yeni filmi bunun devamı.
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.
.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)
Slavoj Žižek'i yalnızca "esprili Marksist filozof" olarak anlatmak, onun neden bu kadar etkili olduğunu anlamanın en kısa yoludur — ve aynı zamanda en yanlış yoludur.
Çünkü Žižek'in asıl başarısı bir fikirler sistemi kurmak değil. İnsanların kendi fikirleriyle kurduğu gizli ilişkiyi görünür hale getirmek.
Kim?
1949'da Ljubljana'da doğdu. Ljubljana Üniversitesi'nde felsefe okudu, Paris VIII'de Jacques-Alain Miller'ın yanında psikanaliz üzerine ikinci bir doktora yaptı. Yugoslavya'nın son yıllarında muhalif bir entelektüel olarak tanındı; 1990'da Slovenya'nın ilk çok partili seçimlerinde cumhurbaşkanlığına aday oldu.
1989'da İngilizce yayımlanan İdeolojinin Yüce Nesnesi, onu bir anda uluslararası tartışmanın merkezine taşıdı. O günden beri kırktan fazla kitap, sayısız makale ve — kendine özgü bir üslupla — dünyanın en tanınmış kamusal filozoflarından biri.
Ama Žižek'i Žižek yapan özgeçmişi değil. Sorduğu sorudur:
İnsanlar gerçekten inandıkları şeylere mi inanıyor?
İdeoloji artık propaganda değil
Klasik Marksist ideoloji anlayışında insanlara yanlış bir dünya görüşü verilir. Sistem yalan söyler, insanlar yalana inanır, eleştirinin görevi yalanı açığa çıkarmaktır.
Žižek'in ilginç hamlesi burada başlıyor.
Ona göre modern insan, çoğu zaman sistemin yalan söylediğini zaten bilir. Sorun tam da budur. Çünkü insan, yalan olduğunu bildiği şeye göre yaşamaya devam eder.
Peter Sloterdijk'in "kinik akıl" kavramından aldığı formül şudur: Çok iyi biliyorlar, ama yine de yapıyorlar.
Bu noktada Lacan devreye girer. İdeoloji yalnızca zihindeki yanlış fikir değildir. Arzularımızı, korkularımızı, suçluluk duygularımızı ve "normal hayat" dediğimiz şeyin sınırlarını düzenleyen bir fantezi yapısıdır.
Ve fantezi, bilgiyle çözülmez. Bir insana gerçeği göstermek, onun arzusunu değiştirmez.
Bu yüzden Žižek'in eleştirisi, "onları aydınlatalım" modelinden farklı çalışır. Soru "insanlar neyi bilmiyor?" değil, "insanlar bildikleri halde neden böyle davranıyor?"
Neden filmler?
Žižek'in meşhur kültür analizleri rastgele popüler kültür örnekleri değil.
Hitchcock, David Lynch, Kafka, Matrix, Hollywood romantik komedileri, korku filmleri — bunlar onun için modern insanın bilinçdışını okumaya yarayan metinler.
Mantık şu: Bir toplumun ne düşündüğünü anlamanın en iyi yolu ne söylediğine değil, neyi seyretmekten hoşlandığına bakmaktır.
Bir toplum özgürlük hakkında ne kadar konuşursa konuşsun, özgürlüğün nasıl bir fantezi olarak tasarlandığı filmlerde ortaya çıkar. Eşitliği savunurken tüketim kültürünün arzuları nasıl biçimlendirdiği romantik komedilerde görülür.
Bu yüzden Žižek'in sinema çalışmaları felsefenin popülerleştirilmesi değil. Tam tersi: Popüler kültürün felsefi bir laboratuvar olarak okunması.
2026: Ütopyalar rehberi
Sophie Fiennes ile ortak çalışmalarının üçüncüsü The Pervert's Guide to Utopias, bu yıl Venedik Film Festivali'nde dünya prömiyerini yaptı.
İlk film (The Pervert's Guide to Cinema, 2006) Lacancı psiko-cinsellik üzerineydi; ikincisi (The Pervert's Guide to Ideology, 2012) Marksist diyalektik üzerine. Eleştirmenlere göre üçüncüsü daha serbest akan bir insanlık durumu teşhisi sunuyor — ve Žižek bu kez seyirciyi dünyanın sonunu "radikal kötümserlik" ile karşılamaya çağırıyor.
Bu ifade Žižek için yeni değil. Onun kötümserliği bir teslimiyet değil, bir yöntem: Ancak mevcut düzenin çözümsüzlüğünü tam olarak kabul ettiğimizde, gerçekten yeni bir şey düşünebiliriz. Kolay umut, ona göre, ideolojinin en etkili biçimlerinden biridir.
Filmin ana fikirlerinden biri de ütopyanın nerede aranacağı: Ütopyalar bazen özgürlük vaat eden yapılarda değil, baskıcı sistemlerin içine gizlenmiş biçimde ortaya çıkar. Bir toplama kampında, bir alışveriş merkezinde, bir dijital platformda.
Neden hâlâ kışkırtıcı?
Çünkü çağdaş solun kendi dogmalarını da hedef alıyor.
Žižek kapitalizmi eleştirirken liberal solun bazı kabullerini de eleştirir. Kimlik siyasetini, politik doğruculuğu, tüketim toplumunu, milliyetçiliği, popülizmi ve otoriterliği aynı çerçevede sorgular.
Sitemizde ele aldığımız Liberal Faşizmler kitabı bunun son örneği: Liberal özgürlük anlayışının çelişkilerini teşhir ederken solu sıfır noktasından yeniden düşünmeye çağırıyor.
Bu, onu her cepheden eleştiriye açık hale getiriyor. Sağ onu Marksist bulur; sol onu yeterince Marksist bulmaz; akademi onu fazla popüler bulur; popüler kültür fazla akademik. Žižek bu konumu bir sorun olarak değil, bir belirti olarak okur: Herkesin rahatsız olması, bir şeyin doğru yere dokunduğunun işareti olabilir.
Paradoks
Belki de Žižek'in en ilginç özelliği şu: Sistemi eleştirirken sistemin ürünlerini kullanır.
Üniversitelerin ürettiği kuramı popüler kültüre taşır. Kapitalizmi eleştirirken küresel medya sisteminin en görünür entelektüellerinden biri olur. Komünizmden söz ederken Sovyet modelini savunmaz. Hegel'i gündeme getirirken kesin cevaplardan çok çelişkileri büyütür.
Bu tutarsızlık mı? Žižek'e göre hayır. Onun düşüncesinde çelişki, çözülmesi gereken bir hata değil; hakikatin kendini gösterdiği yer.
Sitemizde bu hafta ele aldığımız Hegel dosyasında anlattığımız gibi, bir kavramı sonuna kadar götürdüğünüzde kendi sınırına çarpar ve başka bir şeye dönüşür. Žižek bu yöntemi felsefeden alıp gündelik hayata, sinemaya ve siyasete uygular.
Eleştiriler
Dürüst bir portre karşı tarafı da yazmalı.
Yöntem itirazı. Žižek'in metinleri bir argüman geliştirmekten çok, bir dizi çarpıcı tersyüz etme sunar. Eleştirmenlere göre bu, felsefeden çok retoriğe yakındır.
Siyasal belirsizlik. Kapitalizmin alternatifinin ne olduğu sorusuna hiçbir zaman net bir cevap vermedi. "Radikal kötümserlik" bir teşhis olabilir; bir program değildir.
Tekrar. Aynı örnekler, aynı şakalar, aynı hamleler onlarca kitapta yeniden kullanılır. Hayranları bunu bir üslup sayar; eleştirmenler tükenmiş bir damar.
Bu itirazlar haksız değil. Ama Žižek'in kendisi bunları muhtemelen ilk kabul edecek kişi olurdu — ve sonra kabul etmenin kendisinin de bir ideolojik hamle olup olmadığını sorardı.
Bugün
Žižek bugün yalnızca akademik bir figür değil. Kısa video, sosyal medya ve popüler kültür çağında felsefenin nasıl dolaşıma girdiğinin de bir örneği — iyi ya da kötü.
2026'da yayımlanan söyleşileri ve yeni çalışmaları, onun hâlâ özgürlük, faşizm, solun geleceği ve kapitalizm gibi meselelerin merkezinde konuştuğunu gösteriyor.
Ama belki asıl mirası "hangi politik görüşün doğru olduğu" konusunda değil.
Daha rahatsız edici bir mirası var:
Kendi inandığımız şeylerin arkasındaki arzuyu sorgulamak.
Ve bugünün siyasal ortamında — sitemizde bugün ele aldığımız yapay zekâ ve seçim dosyasının gösterdiği gibi — insanların neye inandığı değil, neden inanmak istediği belirleyici hale geldikçe, Žižek'in sorusu daha az değil, daha çok güncel.
Slavoj Žižek 21 Mart 1949'da Ljubljana'da doğdu. Ljubljana Üniversitesi Sosyoloji ve Felsefe Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacı; European Graduate School ve New York Üniversitesi'nde ders veriyor. Türkçeye çevrilmiş başlıca eserleri: İdeolojinin Yüce Nesnesi · Gıdıklanan Özne · Yamuk Bakmak · Paralaks · Ahir Zamanlarda Yaşarken · Liberal Faşizmler.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler
%2520at%2520the%2520container%2520terminal%2520Burchardkai%252C%2520port%2520of%2520Hamburg-4749.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)
Wallerstein: ülkelere bakarak dünyayı anlayamazsınız
Bir ülkenin zengin, diğerinin yoksul olması Wallerstein için iki ayrı hikâye değildi. Aynı hikâyenin iki ucuydu. Dünya-sistemleri çözümlemesi, sosyal bilimin en rahatsız edici sorusunu sordu: Ya inceleme birimimiz baştan yanlışsa?
Immanuel Wallerstein








.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


