Wallerstein: ülkelere bakarak dünyayı anlayamazsınız
Bir ülkenin zengin, diğerinin yoksul olması Wallerstein için iki ayrı hikâye değildi. Aynı hikâyenin iki ucuydu. Dünya-sistemleri çözümlemesi, sosyal bilimin en rahatsız edici sorusunu sordu: Ya inceleme birimimiz baştan yanlışsa?
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.
%2520at%2520the%2520container%2520terminal%2520Burchardkai%252C%2520port%2520of%2520Hamburg-4749.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)
Sosyal bilimde en zor soru genellikle "cevap nedir?" değildir.
"Neyi inceliyoruz?" sorusudur.
Bir ülkenin ekonomisini incelemeye karar verdiğinizde, o ülkenin bir inceleme birimi olduğunu çoktan varsaymış olursunuz. Sınırları anlamlıdır, içerisi ile dışarısı ayrılabilir, kalkınma ya da geri kalma o sınırların içinde açıklanabilir.
Immanuel Wallerstein'ın kariyeri, bu varsayımı reddetmekle geçti.
Afrika'dan başlayan yol
1930'da New York'ta doğdu. Columbia Üniversitesi'nde okudu ve akademik hayatına bir Amerikan sosyologundan beklenmeyecek bir alanla başladı: Afrika çalışmaları. Elli ve altmışlı yıllarda sömürgecilik sonrası Afrika'daki ulusal kurtuluş hareketleri üzerine çalıştı.
Bu ayrıntı biyografik bir not değil; kuramın çıkış noktası.
Çünkü Wallerstein sahada şunu gördü: Bağımsızlığını kazanan ülkelerin karşılaştığı sorunlar, o ülkelerin iç özellikleriyle açıklanamıyordu. Farklı tarihlere, farklı kültürlere, farklı yönetimlere sahip ülkeler benzer duvarlara çarpıyordu.
Ortak olan şey ülkelerin içinde değil, aralarındaki ilişkideydi.
Modernleşme kuramına itiraz
O dönemin egemen açıklaması modernleşme kuramıydı. Kabaca şöyle işliyordu: Bütün toplumlar aynı yoldan geçer. Bazıları önde, bazıları geride. Geride olanlar doğru kurumları kurar, doğru değerleri benimser ve zamanla öndekilere yetişir.
Bu kuramın örtük varsayımı, her ülkenin kendi yolunda bağımsız olarak ilerlediğiydi.
Wallerstein'ın itirazı basit ve yıkıcıydı:
Bir ülkenin zengin olması ile bir diğerinin yoksul kalması, bağımsız iki olgu değil, aynı sürecin iki yüzü olabilir.
Bu doğruysa, "geri kalmışlık" bir gecikme değil, bir konumdur.
Merkez, yarı-çevre, çevre
1974'te yayımlanan The Modern World-System, modern kapitalizmin doğuşunu on altıncı yüzyıl Avrupa dünya-ekonomisine bağlar.
Wallerstein'ın kavram takımı üç kademelidir ve coğrafi bir sınıflandırma değildir — bir işbölümü haritasıdır.
Merkez: Yüksek katma değerli üretim, güçlü devlet yapıları, sermaye birikimi, nitelikli emek.
Çevre: Hammadde ve düşük katma değerli üretim, zayıf devlet kapasitesi, ucuz ve çoğu zaman zorlayıcı emek biçimleri.
Yarı-çevre: İkisinin arasında. Hem sömürülen hem sömüren; sistemin siyasal olarak istikrar kazanmasını sağlayan tampon.
Yarı-çevre kavramı, kuramın en özgün parçası. Çünkü ikili bir dünya modeli — zengin kuzey, yoksul güney — siyaseten kırılgandır. Arada bir katman varsa, mutlak bir karşıtlık oluşmaz ve sistem kendini yeniden üretir.
Türkiye, Brezilya, Güney Kore gibi ülkelerin farklı dönemlerde bu kademede tartışılması tesadüf değil.
Asıl hedef: parçalanmış bilgi
Wallerstein'ın ikinci ve daha az konuşulan kavgası, sosyal bilimin kendi yapısıylaydı.
Ekonomiyi ekonomistlere, siyaseti siyaset bilimcilere, tarihi tarihçilere, toplumu sosyologlara bölmenin masum bir işbölümü olmadığını savundu.
Bu bölünme, on dokuzuncu yüzyılda belirli bir dünya görüşü içinde kurulmuştu: Piyasa, devlet ve toplum ayrı alanlar sayılıyordu; her birinin kendi yasaları vardı.
Wallerstein'a göre bu ayrım gerçekliğe değil, ideolojiye karşılık geliyordu. Ve modern dünyanın gerçek işleyişi tam da bu alanların kesiştiği yerde olup bitiyordu.
Duke University Press'in World-Systems Analysis tanıtımında öne çıkarılan üç yöntemsel ilke bunu özetliyor: ulus-devlet yerine dünya-sistem; kısa dönem yerine uzun tarihsel süre; ayrı disiplinler yerine tek bir çerçeve.
Bu yönüyle Wallerstein yalnızca bir sosyolog değil, bir bilgi eleştirmenidir. Sitemizde bu hafta ele aldığımız Michel Foucault dosyasıyla buradaki akrabalık açık: İkisi de bilginin nasıl bölündüğünün, iktidarın nasıl işlediğinden ayrılamayacağını savundu.
1968 neden dönüm noktası?
Wallerstein'ın düşüncesinde 1968, Paris'teki barikatlardan ibaret değildir. Dünya-sistemin meşruiyetinde bir kırılmadır.
Argümanı şöyle işler.
On dokuzuncu yüzyıldan itibaren sisteme karşı üç büyük hareket doğdu: komünist hareketler, sosyal demokrasi ve ulusal kurtuluş hareketleri. Üçü de ortak bir strateji izledi — önce devlet iktidarını al, sonra dünyayı değiştir.
Yirminci yüzyılın ortasına gelindiğinde bu strateji büyük ölçüde başarılı olmuştu. Hareketler iktidara geldi.
Ve dünya beklendiği gibi değişmedi.
1968, Wallerstein'a göre bu hayal kırıklığının patladığı andır. İsyan yalnızca hükümetlere değil, eski muhalefete de yönelikti.
Buradan çıkan soru bugün de duruyor:
Sistemi değiştirmek için iktidara gelen hareketler, iktidara geldiklerinde sistemin parçası mı oluyor?
Sitemizde bu hafta ele aldığımız Karl Marx dosyasında belirttiğimiz gibi, Marx'ın devlet kuramındaki boşluk yirminci yüzyılın en pahalı boşluklarından biri oldu. Wallerstein'ın sorusu o boşluğun içinden geliyor.
İtirazlar
Dürüst bir portre eleştirileri de içermeli, çünkü dünya-sistemleri kuramı geniş kabul görmüş bir doktrin değil.
Belirlenimcilik itirazı. Kuram, ulusal aktörlere ne kadar hareket alanı bırakıyor? Bir ülkenin izlediği politikalar sistemdeki konumu tarafından belirleniyorsa, siyasetin anlamı ne? Güney Kore ve Tayvan gibi örneklerin çevreden merkeze doğru hareketi, kuramın tahmin gücünü tartışmalı hale getiriyor.
Ekonomi indirgemeciliği itirazı. Kültür, din, ulusal kimlik ve siyasal geleneklerin açıklamadaki payı yeterince ağır mı?
Tarihsel itirazlar. On altıncı yüzyıl Avrupa'sını tek bir dünya-ekonomisinin merkezi saymak, aynı dönemde Çin ve Hint Okyanusu ticaret ağlarının hacmi karşısında Avrupa merkezci bir okuma mı? Son yirmi yılın küresel tarih çalışmaları bu soruyu güçlü biçimde sordu.
Bunlar ciddi itirazlar ve kuramın bazı iddialarını gerçekten zayıflatıyor.
Yine de neden okunuyor?
Çünkü sorduğu soru duruyor.
Bugün küresel tedarik zincirleri, veri merkezlerinin coğrafi dağılımı, nadir toprak elementleri, iklim yükünün eşitsiz paylaşımı ve göç hareketleri tartışılırken kullanılan çerçevelerin çoğu, Wallerstein'ın açtığı yolda ilerliyor.
Bir örnek yeter: Yapay zekâ tartışması genellikle bir teknoloji tartışması olarak yürütülüyor. Oysa modellerin eğitildiği veri, o veriyi etiketleyen düşük ücretli emek, sistemleri çalıştıran enerji ve o enerjinin çıkarıldığı bölgeler yan yana konduğunda ortaya çıkan tablo, klasik bir işbölümü haritasıdır.
Sitemizde bu hafta ele aldığımız emek süreci kuramı dosyası bu haritanın işyeri ölçeğindeki halini gösteriyordu. Wallerstein'ın katkısı, aynı soruyu gezegen ölçeğinde sormak.
Sistem kriz içindeyse
Wallerstein'ın son dönem yazılarının merkezinde dünya-sisteminin yapısal krizi fikri vardı.
Bu bir çöküş kehaneti değildi ve öyle okunması yanlış olur.
Söylediği daha ilginçti: Bir sistem yapısal krize girdiğinde, küçük müdahalelerin sonuçları öngörülemez hale gelir. Normal dönemlerde bireysel eylemin etkisi sınırlıdır; kriz dönemlerinde ise belirlenmemişlik artar.
Yani gelecek, ekonominin otomatik sonucu değildir. Mücadelenin sonucudur.
Bu, kuramın kaderci görünen yüzüne konmuş bilinçli bir karşı ağırlıktı.
Kapanış
Wallerstein 2019'da, seksen sekiz yaşında öldü.
Geride bir doktrin bırakmadı — bıraktığı şey bir bakış açısı değişikliğiydi.
Bir ülkenin neden yoksul olduğunu sorduğunuzda, cevabı o ülkenin içinde aramak zorunda değilsiniz.
Bazen doğru soru şudur: Bu yoksulluk kimin zenginliğinin koşulu?
Immanuel Wallerstein 28 Eylül 1930'da New York'ta doğdu, 31 Ağustos 2019'da öldü. Columbia, McGill ve Binghamton üniversitelerinde görev yaptı; Binghamton'daki Fernand Braudel Merkezi'ni yönetti. Başlıca eserleri: The Modern World-System (dört cilt, 1974-2011) · Historical Capitalism · World-Systems Analysis: An Introduction · Utopistics.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Elizabeth Anderson: demokratik ülkede işyeri neden demokratik değil?
Anderson'ı "eşitlik filozofu" diye etiketlemek kolay ama eksik. Asıl sorusu dağıtım değil tahakküm: İnsanların birbirlerine eşit yurttaşlar gibi davranmasını engelleyen iktidar biçimleri nelerdir? Ve cevabı sizi işyerinin kapısına götürüyor.
Elizabeth Anderson

Chomsky konuşamıyor, tartışma sürüyor: The Monist ekimde özel sayı çıkarıyor
Noam Chomsky 2024'te geçirdiği ağır beyin kanamasından bu yana Brezilya'da tedavi görüyor; kamusal hayattan çekildi. Ama tartışmadan çekilmedi. Felsefenin en eski dergilerinden The Monist, ekim ayında yalnızca Chomsky'nin felsefi mirasına ayrılmış bir sayı yayımlıyor — ve büyük dil modelleri tartışmanın tam ortasında.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


