Bugün doğan Allan Bloom eğitimin amacının bilgi aktarmak değil ruhu dönüştürmek olduğunu savundu; bugün doğan Humberto Maturana canlının kendini üreten bir örgütlenme olduğunu söyledi; bugün doğan Agrippa büyüyle bilimin henüz ayrılmadığı bir çağın tanığıydı. Bugün ölen Rudolf Carnap ise tek bir soru bıraktı: Bir cümlenin anlamlı olduğunu nasıl bileceğiz? Yapay zekâ çağında bu soru yeniden soruluyor.
Humberto Maturana, Santiago Kitap Fuarı, 2015 · Wikimedia Commons
Takvimin bu günü, birbirinden çok farklı görünen beş ismi aynı tarihte buluşturuyor: Bir Rönesans büyücüsü, bir Şilili biyolog, bir Amerikalı klasikçi, bir Alman mantıkçı ve bir fizik felsefecisi. Ortak noktaları ilk bakışta yok. Ama beşi de aynı soruya bakıyor: Anlamak ne demektir — ve anlamanın sınırı nerede?
Alman düşünür, teolog, hekim, hukukçu ve okültist Heinrich Cornelius Agrippa von Nettesheim, 14 Eylül 1486'da Köln'de doğdu. De occulta philosophia libri tres (Üç Kitapta Gizli Felsefe, 1533) Rönesans'ın okült felsefe geleneğinin başyapıtıdır: Doğal büyü, gök büyüsü ve tören büyüsü — yani fizik, astroloji ve teoloji — tek bir bilgi sistemi olarak sunulur.
Agrippa'yı yalnızca "büyücü" olarak görmek eksik kalır. Onun düşüncesi, Rönesans'ta insanın doğa, bilgi, din ve iktidarla ilişkisini yeniden kurmaya çalışan geniş entelektüel dönüşümün parçasıydı; Ficino'nun ve Pico della Mirandola'nın hermetik çizgisini sürdürüyordu. Ve Agrippa aynı zamanda De incertitudine et vanitate scientiarum (Bilimlerin Belirsizliği ve Boşluğu Üzerine, 1530) adlı bir şüphecilik manifestosunun yazarıdır — bütün bilimleri, kendi büyüsü dahil, hiçe sayan bir kitap. Aynı adamın hem Gizli Felsefe'yi hem Boşluk'u yazması, çağın bilgiyle ilişkisini gösterir: Agrippa'nın yaşadığı dünyada "bilim", "felsefe", "din" ve "büyü" arasındaki sınırlar bugünkünden çok daha geçirgendi. Frankenstein'ın gençliğinde okuduğu yazarlardan biri olması tesadüf değildir; Shelley, Agrippa'yı "yaratmanın bilgisi"nin sembolü olarak seçmişti.
Şilili biyolog ve filozof Humberto Maturana, 14 Eylül 1928'de Santiago'da doğdu; 2021'de doksan iki yaşında öldü. Harvard'da biyoloji doktorası yaptı, MIT'de kurbağanın görsel sisteminin dış dünyayı "temsil etmek" yerine kendi yapısına göre "inşa ettiğini" gösteren ünlü çalışmaya katıldı ve sonra Şili'ye dönüp Francisco Varela ile birlikte yirminci yüzyıl biyolojisinin en etkili felsefi kavramlarından birini geliştirdi: otopoiesis (autopoiesis) — kendini üretme.
Bugün doğan Mary Midgley, insanın makineye ve gene indirgenmesine ömrünü adadı. Bugün ölen Montaigne felsefeyi sistem kurmaktan kurtarıp kendini sınamaya dönüştürdü; bugün ölen Feuerbach, Tanrı'nın insanın yansıması olduğunu söyledi; bugün ölen Samuel Alexander, bilincin maddeden 'belirdiğini' savundu. Dördü de aynı soruya bakıyor: İnsan sınırını nereye çizer?
Mary Midgley, Michel de Montaigne, Ludwig Feuerbach, Samuel Alexander
Maturana ve Varela'ya göre canlı sistemlerin ayırt edici özelliği, bileşenlerini üreten süreçler ağının, o ağı üreten bileşenleri sürekli yeniden üretmesidir; canlı, kendi kendisinin nedenidir. Bu yaklaşım Niklas Luhmann'ın sistem kuramından bilişsel bilimin "enaktivist" akımına kadar geniş bir etki yarattı. Ve biliş konusunda radikal bir sonuç doğurdu: Bilmek, dışarıdaki bir dünyayı temsil etmek değil, yaşayan bir sistemin çevresiyle "yapısal eşleşme" içinde eylemesidir. "Yaşamak bilmektir."
Maturana'nın düşüncesi yapay zekâ açısından ilginç bir soru ortaya çıkarıyor: Bir sistem çevresinden bilgi alıp tepki verdiği için mi bilişsel sayılmalıdır, yoksa gerçek anlamda "yaşayan" ve kendisini yeniden üreten bir örgütlenmenin parçası olması mı gerekir? Büyük dil modelleri birinci koşulu karşılıyor; ikincisini karşılamıyor. Maturana'ya göre bu fark, ayrıntı değil, her şeydir. Bugün sitemizde ele aldığımız Dennett dosyası tam karşı konumu temsil eder: Dennett için biliş, yaşamdan bağımsız bir işlevsel örgütlenmedir. İki ölüm — Dennett 2024, Maturana 2021 — bu tartışmayı kapatmadı; yapay zekâ onu yeniden açtı.
Amerikalı filozof ve klasikçi Allan Bloom, 14 Eylül 1930'da Indianapolis'te doğdu; 1992'de öldü. Chicago Üniversitesi'nde Leo Strauss'un öğrencisiydi; Platon'un Devlet'ini ve Rousseau'nun Emile'ini çevirdi; Cornell'de 1969'daki öğrenci işgalini yaşadı ve bu deneyim onu Amerikan üniversitesinin eleştirmenine dönüştürdü.
En çok ses getiren eseri The Closing of the American Mind (1987), beklenmedik biçimde çoksatar oldu ve "kültür savaşları"nın açılış metinlerinden biri sayıldı. Bloom'un tezi, üniversitelerin kültürel görecilik adına büyük soruları — iyi nedir, doğru nedir, nasıl yaşamalı — terk ettiği ve öğrencileri, her görüşe "açık" ama hiçbirine bağlı olmayan, yani gerçekten hiçbir şeye açık olmayan bir kayıtsızlığa alıştırdığıydı. Kitap sağdan alkış, soldan öfke topladı; Bloom ikisini de yanlış okuma saydı. Öğrencisi Saul Bellow'un Ravelstein romanı onun portresidir.
Bloom'a göre eğitim yalnızca meslek becerisi kazandırmak değil, insanı büyük fikirlerle karşılaştırmak ve düşünsel olarak dönüştürmekti. Mirası bugün yapay zekâ çağında yeniden okunabilir: Eğer bilgiye erişim artık neredeyse sınırsızsa, eğitimin temel amacı bilgi aktarmak mı, yoksa düşünmeyi öğretmek mi? Bloom'un cevabı — Platon'dan ödünç — ikincisiydi; ve onun için düşünmeyi öğretmenin tek yolu büyük kitaplarla yavaş, sabırlı, kişisel bir karşılaşmaydı. Bir sohbet botunun Devlet'i özetleyebildiği bir dünyada, Bloom'un sorusu daha da keskin: Özeti okuyan, kitabı okumuş mudur?
Yirminci yüzyıl felsefesinin en önemli mantıkçılarından Rudolf Carnap, 14 Eylül 1970'te Santa Monica'da, yetmiş dokuz yaşında öldü. Viyana Çevresi'nin ve mantıksal empirizmin en sistemli temsilcisiydi; Frege'nin öğrencisi, Wittgenstein'ın Tractatus'unun ilk ciddi okurlarından, Quine'ın hem dostu hem en büyük rakibi.
Carnap'ın programı tek cümleyle özetlenebilir: Felsefenin görevi metafizik spekülasyonlar üretmek değil, dilin mantıksal yapısını açıklığa kavuşturmak ve bilimsel önermelerin anlamını incelemektir. Dünyanın Mantıksal Kuruluşu (1928) bütün bilgiyi duyu deneyiminden mantıkla inşa etmeye çalıştı; "Dilin Mantıksal Analizi Yoluyla Metafiziğin Aşılması" (1932) Heidegger'in "Hiçin kendisi hiçler" cümlesini anlamsızlığın örneği olarak seçti; Dilin Mantıksal Sözdizimi (1934) "hoşgörü ilkesi"ni ilan etti: "Mantıkta ahlak yoktur; herkes kendi mantığını, yani kendi dil biçimini dilediği gibi kurmakta özgürdür." Bu son ilke, Carnap'ın dogmatik bir pozitivist olmadığını gösterir; onun için felsefi sorular çoğu zaman "hangi dil çerçevesini seçelim?" sorusuna indirgenebilirdi ve bu, pratik bir seçimdi.
Bugün sitemizde ele aldığımız Heidegger dosyası ile Carnap'ın ölüm gününün çakışması, felsefe tarihinin küçük bir ironisi: Yirminci yüzyıl felsefesinin en büyük bölünmesi — analitik ile kıtasal — kısmen bu iki adamın 1929'da Davos'ta ve 1932'de kâğıt üzerinde karşılaşmasından doğdu. Viyana Üniversitesi'nin ekimde düzenleyeceği Viyana Çevresi konferansı, Carnap'ın arşivini yeniden açıyor.
Carnap'ın temel sorusu bugün yapay zekâ çağında yeniden karşımıza çıkıyor: Bir cümlenin anlamlı olduğunu nasıl belirleriz? Carnap'ın cevabı doğrulanabilirlikti: Anlamlı bir cümle, hangi deneyimin onu doğru ya da yanlış kılacağını söyleyebilen cümledir. Bu ölçüt kendi kendini yıktı — ölçütün kendisi doğrulanabilir değildi — ama soru kaldı. Büyük dil modelleri her gün milyarlarca dilbilgisel olarak kusursuz cümle üretiyor. Bunların hangileri anlamlı? Carnap'ın sorusu, üreticinin insan olmadığı bir dünyada daha da acil.
Amerikalı bilim felsefecisi Robert Weingard, 14 Eylül 1996'da, elli dört yaşında, kalp krizinden öldü. 1942'de New York'ta doğmuş, Rutgers Üniversitesi'nde felsefe profesörü olarak çalışmıştı. Alanı fizik felsefesiydi: Uzay ve zamanın doğası, kuantum kuramının yorumu, bilimsel açıklamanın yapısı. Bazı makaleleri ölümünden sonra yayımlandı. Weingard, kamuoyunun tanıdığı bir isim değildi; ama fizik felsefesinin 1980'lerde ve 90'larda analitik felsefenin merkezine taşınmasında emeği olan kuşağın üyesiydi. Sitemiz, takvimin yalnızca ünlüleri değil, alanı sessizce kuranları da anmayı önemsiyor.
Agrippa büyüyle bilimi, Maturana yaşamla bilişi, Carnap dille anlamı, Bloom eğitimle dönüşümü, Weingard fizikle açıklamayı birbirine bağladı. Beşinin ortak sorusu, yapay zekâ çağında tek bir soruya sıkışıyor: Düşünen bir makine ortaya çıkarsa, "anlamak" kavramını yeniden tanımlamamız gerekir mi? Maturana hayır derdi — anlamak yaşamaktır. Carnap, sorunun kendisinin hangi dil çerçevesinde sorulduğunu sorardı. Bloom, önce kitabı okumamızı isterdi.
Bize ulaşan takvim notunda 14 Eylül 2007'de yayımlanan üç kitap — Platon'un Devlet'inin bir Penguin baskısı, James Martel'in Subverting the Leviathan'ı ve Robert Barsky'nin The Chomsky Effect'i — da yer alıyordu. Yeniden baskı tarihleri felsefe tarihi açısından anlamlı olmadığından ve iki kitabın gün düzeyindeki tarihini birincil kaynaktan teyit edemediğimizden bu bölümü takvime almadık. Kapak görseli: Humberto Maturana, 2015.
Bugün doğan bir Cambridge filozofu, felsefi soruların çoğunun yanlış kurulduğunu düşündü. Bugün doğan bir Polonyalı yazar, insanın kendisinden radikal biçimde farklı bir zekâyı anlayıp anlayamayacağını sordu. Ve bugün dört çocuk, on yedi bin yıllık bir mağara resmine tesadüfen girdi. Üçü aynı yerde buluşuyor.
Bugün doğan Adorno, kültürün seri üretime bağlandığında düşünceye ne olduğunu sordu. Bugün ölen Harrington, siyasetin arkasında her zaman bir mülkiyet düzeni olduğunu. Ve yirmi beş yıl önce bugün, dünya siyasetinin güvenlik-özgürlük dengesi kalıcı olarak değişti. Üçü aynı soruya bakıyor.