TÜRKÇEDE YENİ FELSEFE KİTAPLARI — 2026
Foucault'nun 1966'da yazıp yayımlamadığı 'Felsefi Beyan' Türkçede; Frédéric Gros utancı devrimci bir duygu olarak okuyor; Harun Tepe 'İnsan haklarını kim öldürdü?' diye soruyor; George Makari zenofobinin tarihini, Geneviève Fraisse feminizm ile felsefenin ilişkisini yazıyor; Mustafa Günay felsefi antropolojiyi, Douglas Kutach nedenselliği ele alıyor. Sonbaharın yedi kitabı.
Kültür Servisi
Kitap, dergi ve etkinlik haberleri.

Sonbahar, Türkçe felsefe yayıncılığının en verimli mevsimi; bu yıl da öyle. Aşağıdaki yedi kitabın dördü Yapı Kredi Yayınları'nın felsefe dizisinden, biri Minotor'dan, biri Çizgi'den, biri Say'dan. Ortak noktaları, hepsinin aynı soruya farklı yerlerden bakması: Yirminci yüzyılın kavramları, insan hakları, utanç, yabancı, cinsiyet, nedensellik, felsefenin kendi söylemi, bugünü düşünmek için hâlâ yeterli mi? Sitemizde eylül başında sonbahar programının bir kısmını duyurmuştuk; burada o listede olmayan, ekim itibarıyla raflarda bulunan kitaplar var.
Michel Foucault — Felsefi Beyan
Yapı Kredi Yayınları'nın nisan ayında yayımladığı Felsefi Beyan (çev. Ayşe Deniz Temiz, 256 s.), Foucault'nun 1966 yazında, Kelimeler ve Şeyler'in hemen ardından yazdığı, bitirip de yayımlamadığı ve 2023'te Orazio Irrera ile Daniele Lorenzini'nin edisyonuyla Fransa'da gün ışığına çıkan Le discours philosophique metninin Türkçesi. Foucault burada felsefeyi hakikatin peşinden giden bir disiplin olarak değil, kendi çağını teşhis eden, tarihsel sınırları olan bir "beyan" biçimi olarak ele alıyor: Descartes'tan Nietzsche'ye modern felsefe, Foucault'ya göre, "şimdi"nin ne olduğunu söylemeye çalışan bir söylemdir ve bu söylemin gerekçelendirme, çözümleme, eleştiri ve yorumlama gibi işlevleri, felsefenin kendi çağıyla kurduğu ilişkinin biçimleridir.
Metnin önemi iki yönlü. Birincisi, Foucault'nun kendi felsefi yöntemini en açık biçimde tartıştığı metinlerden biri; "arkeoloji" ile felsefe arasındaki ilişkiyi, Bilginin Arkeolojisi'nden (1969) üç yıl önce, taslak hâlinde kuruyor. İkincisi, Kant'ın "Aydınlanma nedir?" sorusuna Foucault'nun 1984'te vereceği cevabın, felsefenin "bugünün ontolojisi" olduğu tezinin, 1966'daki ilk biçimi burada. Bu yıl Foucault'nun yüzüncü doğum yılı; sitemizde Pennsylvania'daki sempozyumu, dördüncü cildin yayımlanmasını ve Collège de France'ın sergisini ele almıştık. Felsefi Beyan, bu yüzüncü yılın Türkçedeki en önemli yayını.
Frédéric Gros — Utanç Devrimci Bir Duygudur
Marx, 1843'te Arnold Ruge'ye yazdığı mektupta "utanç bir tür öfkedir, içe dönmüş öfke; ve bir ulus gerçekten utanırsa, sıçramak için gerilen bir aslan gibi olur" demiş, utancın "devrimci bir duygu" olduğunu söylemişti. Paris Sciences Po'da siyaset felsefesi profesörü ve Foucault'nun Collège de France derslerinin editörlerinden Frédéric Gros, Yürümenin Felsefesi ve İtaat Etmemek'ten sonra Türkçeye kazandırılan üçüncü kitabı Utanç Devrimci Bir Duygudur'da (YKY, çev. Olcay Kunal, 144 s., Mart 2026) bu cümleden yola çıkıyor ve utancı kişisel bir zaaf olmaktan çıkarıp siyasal bir güce dönüştürüyor.
Gros'nun yöntemi, utancın edebiyattaki ve psikanalizdeki tanıklıklarını okumak: Annie Ernaux'nun sınıf utancı, Didier Eribon'un Reims'e Dönüş'teki hem sınıf hem cinsellik utancı, Primo Levi'nin hayatta kalanın utancı ("utanç, insanın insan olduğundan utanması"), Lacan'ın utanç üzerine son seminer sözleri. Gros, utancı suçluluktan ayırır: Suçluluk yapılan bir şeye, utanç olunan bir şeye ilişkindir; bu yüzden suçluluk bireysel, utanç toplumsaldır. Devrimci utanç, yoksulluğun, ayrımcılığın, aşağılanmanın utancını utanan kişiden alıp ona neden olana geri çevirmektir. Ernaux'nun Nobel konuşmasındaki "ırkımın öcünü almak için yazacağım" cümlesi, Gros'nun tezinin edebî biçimidir. Kısa, yoğun, bugünün Türkiye'sinde de okunması kolay olmayan bir deneme.
Harun Tepe — İnsan Haklarını Kim Öldürdü?
Hacettepe Üniversitesi'nde etik ve insan hakları felsefesi profesörü, İoanna Kuçuradi'nin öğrencisi ve çalışma arkadaşı Harun Tepe'nin mart ayında YKY'den çıkan kitabı (184 s.), bu hafta hocasının ölümüyle beklenmedik bir güncellik kazandı. Alt başlığı "İnsan Hakları Eleştirileri Üzerine": Tepe, son yirmi yılda insan haklarına yöneltilen eleştirileri tek tek ele alıyor: Marksist eleştiri (haklar burjuva bireyciliğinin ideolojisidir), komüniteryen eleştiri (haklar topluluk bağlarını çözer), postkolonyal eleştiri (haklar Batı'nın evrenselcilik maskesidir), realist eleştiri (haklar güç ilişkilerini gizler) ve "insan hakları çağının sonu" tezleri (Samuel Moyn, Stephen Hopgood). Kitabın temel sorusu güncel: İnsan hakları gerçekten tükendi mi, yoksa onları savunmanın yeni yollarını mı bulmak gerekiyor?
Tepe'nin cevabı Kuçuradi okulunun cevabıdır: Eleştirilerin çoğu insan haklarını değil, insan haklarının siyasal kullanımlarını hedef alır; "insan hakları"nı "haklar söylemi"nden, hak kavramını hak retoriğinden ayırdığınızda, eleştirilerin büyük kısmı hedefini kaybeder. Kitap, Kuçuradi'nin "insanın değeri"nden türetilen insan hakları temellendirmesinin, bu eleştirilere karşı en dirençli temellendirme olduğunu savunuyor. Sitemizde Kuçuradi'nin ardından yazdığımız yazıda bu okulun mirasını ele almıştık; Tepe'nin kitabı o mirasın bugünkü biçimi.
George Makari — Korkuya ve Yabancılara Dair: Zenofobinin Tarihçesi
Weill Cornell'de psikiyatri profesörü ve tıp tarihçisi George Makari'nin kitabı (YKY, çev. Özlem Yüksel), "zenofobi" kelimesinin tarihinden yola çıkıyor: Terim, 1880'lerde Fransızcada, önce yabancılara karşı "patolojik" korkuyu adlandırmak için icat edildi; sonra sömürgeciliğin, Boxer Ayaklanması'nın ve Dreyfus Davası'nın diline girdi; 20. yüzyılda bir psikiyatrik kategori ile siyasal bir suçlama arasında gidip geldi. Makari, kavramın tarihini psikiyatri, sömürge tarihi ve düşünce tarihi üzerinden izliyor: Conrad, Camus, Richard Wright ve James Baldwin'in romanları; Sartre'ın Yahudi Sorunu, Beauvoir'ın "öteki" kavramı, Fanon'un sömürge psikiyatrisi, Adorno'nun otoriter kişilik araştırması, Foucault'nun normalleştirme kuramı.
Kitabın felsefi sorusu açık: İnsanın "yabancı" dediği kişiden korkması doğal mı, yoksa tarih tarafından mı üretiliyor? Makari'nin cevabı ikisi de: Yabancıya karşı tepki, insan bilişinin "iç grup/dış grup" mekanizmalarına dayanır; ama bu tepkinin nefrete, dışlamaya ve şiddete dönüşmesi, siyasal ve kurumsal olarak üretilir. Göç, milliyetçilik ve kimlik siyasetinin yeniden yükseldiği bir dönemde, sitemizde demografi ve siyaset felsefesi yazısında ele aldığımız tartışmanın psikolojik ve tarihsel arka planı.
Geneviève Fraisse — Feminizm ve Felsefe
Fransız feminist felsefeci Geneviève Fraisse (1948), CNRS'te araştırma direktörü, 1999-2004 arasında Avrupa Parlamentosu üyesi ve yirmiye yakın kitabın yazarı; Cinsiyet Farkı ve Rıza gibi çalışmaları Türkçede yoktu. Minotor Kitap'ın (İthaki Yayın Grubu) yayımladığı Feminizm ve Felsefe, Fraisse'in temel iddiasını Türkçe okura ilk kez sunuyor: Feminist felsefe, yalnızca geleneksel felsefeye dışarıdan yöneltilmiş bir eleştiri değil, felsefenin kavramlarını (eşitlik, özgürlük, rıza, fark, evrensellik) içeriden dönüştüren bir düşünme biçimidir. Fraisse, "feminist düşüncenin siyasal epistemolojisi" dediği programda, cinsiyet farkının Rousseau'dan Kant'a felsefe tarihinin "düşünülmemiş"i olduğunu, filozofların eşitliği tanımlarken kadınları hangi kavramsal işlemlerle dışarıda bıraktığını gösterir. Judith Butler ve Luce Irigaray'ın çevrildiği ama Fransız feminizminin "tarihçi" kanadının az bilindiği Türkçede önemli bir boşluğu dolduruyor.
Mustafa Günay — İnsana Felsefeyle Yönelmek: İnsan, Değerler ve Tarih Bilinci
Çukurova Üniversitesi'nden Mustafa Günay'ın Çizgi Kitabevi'nden çıkan kitabı, insan, değerler ve tarih bilinci arasındaki ilişkiyi felsefi antropoloji perspektifinden ele alıyor. Takiyettin Mengüşoğlu'nun kurduğu, Kuçuradi'nin etik ve değer felsefesine taşıdığı, Günay'ın da içinden geldiği Türkiye'deki insan felsefesi geleneğinin yeni bir halkası: İnsan, değerlerini tarih içinde kuran ve tarih bilinci olmadan kendini bilemeyen bir varlıktır. Türkiye'deki felsefi antropoloji geleneği açısından dikkat çekici bir çalışma; aynı geleneğin kurucu metinlerini, Hilmi Ziya Ülken ve Nusret Hızır yazılarımızda ele almıştık.
Douglas Kutach — Nedensellik
Say Yayınları'nın "Felsefe: Anahtar Kavramlar" dizisinin ikinci kitabı (çev. Alper Bilgehan Yardımcı), Polity'nin Key Concepts in Philosophy serisinden. Douglas Kutach, nedensellik kavramını çağdaş analitik felsefe açısından, Hume'un düzenlilik kuramından karşıolgusal kuramlara (Lewis), olasılıksal nedensellikten süreç kuramlarına ve Judea Pearl'ün müdahaleci modellerine kadar bütün ana yaklaşımları karşılaştırarak ele alıyor. Nedensellik, bilim felsefesinin, zihin felsefesinin (zihinsel nedensellik) ve hukukun (sorumluluk) ortak kavramı; Türkçede bu düzeyde bir giriş yoktu. Kasımda İstanbul'da toplanacak Reichenbach kongresinin de ana konularından biri: Reichenbach'ın "ortak neden ilkesi", Kutach'ın kitabındaki tartışmanın tarihsel kaynaklarından.
Bu kitapların ortak sorusu
Yedi kitap, farklı diller ve gelenekler: Foucault'nun 1966'sı, Gros'nun 2021'i, Tepe'nin 2026'sı; Fransız feminizmi, Amerikan psikiyatri tarihi, Türk felsefi antropolojisi, Anglofon metafizik. Ortak noktaları, hepsinin yirminci yüzyılın bir kavramını (söylem, utanç, hak, yabancı, cinsiyet, insan, neden) yeniden sorgulaması. Felsefe yayıncılığında bir mevsimin eğilimi, o mevsimin felsefi gündemini gösterir: 2026 sonbaharında Türkçe okur, insan hakları ve yabancı korkusu üzerine düşünmeye çağrılıyor. Kitaplar sayfamızda künyeleri var.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Hayatın anlamı yok, hayatın anlamları var: Rivka Weinberg'in 'The Meaning of It All'u
Scripps College'dan Rivka Weinberg, Oxford University Press'ten çıkan yeni kitabında 'nihai anlam'ın, bir hayatın bütününün anlamının, imkânsız olduğunu savunuyor; ama gündelik anlam mümkün ve ölüm hayatı ne daha anlamlı ne daha anlamsız kılıyor. Anlamı hem mümkün kılan hem aşındıran şey zaman. Schopenhauer'ın ve Freud'un yıldönümlerinde okunacak bir kitap.
Arthur Schopenhauer








.jpg?width=500)






