Foucault yüz yaşında: yüzüncü yıl, ölümünden sonra büyüyen bir külliyatla açıldı
1926'da doğan Foucault'nun yüzüncü yılı, aynı zamanda Cinselliğin Tarihi'nin birinci cildinin ellinci yılına denk geliyor. Pennsylvania'da eylül sonunda toplanan sempozyum, basit bir anma değil: Ölümünden sonra yayımlanan on üç Collège de France dersi ve dördüncü cilt, Foucault'yu yeniden okumayı zorunlu kıldı.
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.

Bir düşünürün yüzüncü doğum yılı genellikle bir anma vesilesidir: sempozyumlar, özel sayılar, yeniden baskılar.
Michel Foucault'nun yüzüncü yılı farklı bir şey gerektiriyor. Çünkü Foucault, öldüğünden bu yana büyümeye devam eden bir külliyat bıraktı.
İki yıldönümü aynı yılda
Foucault 1926'da doğdu. 2026 böylece doğumunun yüzüncü yılı.
Ve aynı yıl, Cinselliğin Tarihi'nin birinci cildinin yayımlanmasının ellinci yılı — 1976'da çıkan Bilme İstenci.
Bu iki tarihin çakışması, Pennsylvania Üniversitesi'nde 24-25 Eylül'de toplanacak The Foucault Century sempozyumunun gerekçesi. Etkinlik, Van Pelt Kütüphanesi'ndeki Kislak Merkezi'nde yapılıyor.
Sempozyumun ilan ettiği amaç bir anma değil: Foucault'nun düşüncesinin yenilenmiş bir değerlendirmesi.
Neden yeniden değerlendirme gerekiyor?
Cevap, sempozyumun duyurusunda açıkça veriliyor: ölümünden sonra yayımlanan metinler.
Foucault 1984'te öldüğünde, okurların elinde on kadar kitap vardı. Bugün ise şunlar da var:
Collège de France'taki on üç ders yılı. Foucault 1970'ten 1984'e kadar orada ders verdi ve bu derslerin tamamı kayıtlardan çözümlenip yayımlandı. Toplumu Savunmak Gerekir, Güvenlik, Toprak, Nüfus, Biyopolitikanın Doğuşu, Öznenin Yorumbilgisi, Hakikat Cesareti — bunların hiçbiri Foucault yaşarken kitap değildi.
Dünyanın çeşitli kurumlarındaki dersler ve seminerler — 1960'lardan 1980'lere.
Ve dördüncü cilt.
Yasağı olan kitap
Cinselliğin Tarihi'nin dördüncü cildinin hikâyesi, felsefe yayıncılığının en tuhaf vakalarından biri.
Foucault, Les aveux de la chair — Bedenin İtirafları — başlığını 1977'de, on yedinci ve on sekizinci yüzyıl Katolik günah çıkarma el kitapları üzerine planladığı bir cilt için düşünmüştü.
Elyazmasını 1982'de Gallimard'a teslim etti.
Öldüğünde vasiyeti nettir: ölümünden sonra yayın yok. Yayınevi bu nedenle basımı durdurdu.
Kitap üç on yıl sonra, Şubat 2018'de, Frédéric Gros'un editörlüğünde yayımlandı.
İçeriği de beklentiyi bozdu. Foucault'nun 1977'de planladığı modern dönem değil; kitap ikinci yüzyıldan beşinci yüzyıla kadar erken Kilise Babalarını ele alıyor. Üç bölüm: yeni bir deneyimin oluşumu, bekâret, evlilik.
Neden bu, Foucault okumasını değiştiriyor?
Çünkü klasik Foucault portresi — iktidarın ve söylemin çözümleyicisi, öznenin kuruluşunun eleştirmeni — bu son metinlerle uyumsuz görünüyor.
Geç dönem Foucault, Antik Yunan ve Roma'da kendilik pratiklerini çalışıyordu: İnsanın kendi üzerinde çalışarak kendini biçimlendirmesi. Dördüncü cilt bu güzergâhı Hıristiyanlığa taşıyor.
Ve orada, sitemizde bu hafta ele aldığımız Augustinus dosyasının konusuyla kesişiyor: İtiraf pratiğinin, insanı kendi hakkında hakikat söylemek zorunda olan bir özne hâline getirmesi.
Foucault'nun asıl iddiası buydu: Modern öznenin kendini sürekli anlatma, açıklama ve itiraf etme zorunluluğu, terapiden sosyal medyaya uzanan bir hattın kökeni Hıristiyan itiraf pratiğindedir.
Bu tez, ancak dördüncü cilt yayımlandıktan sonra tam olarak izlenebilir hâle geldi.
Yüzüncü yılın öteki toplantıları
Pennsylvania tek etkinlik değil. Brezilya Felsefe Dernekleri Federasyonu'nun (ANPOF) takviminde de yüzüncü yıl için uluslararası bir konferans yer alıyor; başlığı Foucault'nun en tanınan cümlelerinden birine gönderme yapıyor: "İnsanın Ölümünden Sonra."
Kelimeler ve Şeyler'in son sayfasındaki o cümle — insanın, deniz kıyısındaki kumda çizilmiş bir yüz gibi silineceği — bugün, yapay zekâ tartışmasının ortasında bambaşka bir anlam kazanıyor.
Sitemizde bu hafta ele aldığımız Takiyettin Mengüşoğlu dosyası tam bu noktada karşı kutbu temsil ediyor. Mengüşoğlu, insanı ontolojinin merkezine yerleştirdi. Foucault, "insan"ın kendisinin belli bir bilgi düzeninin ürünü olduğunu — ve o düzen değiştiğinde kavramın da dağılacağını — savundu.
İkisi de yirminci yüzyılın ortasında yazıyordu. Ve bugün ikisinin sorusu da aynı anda masada.
Türkiye'den bakınca
Foucault, Türkiye'de en çok okunan yirminci yüzyıl filozoflarından biri. Deliliğin Tarihi, Kelimeler ve Şeyler, Hapishanenin Doğuşu, Bilginin Arkeolojisi ve Cinselliğin Tarihi çevrildi; Collège de France derslerinin önemli bir bölümü de Türkçeye kazandırıldı.
Ama bu köşede 1 Eylül'de yayımladığımız Foucault dosyasında da işaret ettiğimiz gibi, Türkiye'deki Foucault okumaları büyük ölçüde orta dönem metinlerine — iktidar ve söylem çözümlemesine — dayanıyor.
Yüzüncü yıl, geç dönemi ciddiye almak için iyi bir vesile. Çünkü orada Foucault, eleştirdiği şeyin karşısına bir şey koyuyor: Verili olanın zorunlu olmadığını göstermek, kendini başka türlü kurma imkânını açmaktır.
Pratik bilgiler: The Foucault Century · 24-25 Eylül 2026 · Kislak Center, Van Pelt Library, Pennsylvania Üniversitesi, Philadelphia · Ayrıntılar philosophy.sas.upenn.edu adresinde.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Bir felsefe bölümü kurtuldu — ve felsefe kendini nasıl savunacağını tartışıyor
Dundee Üniversitesi'nde kapatılma sırasındaki felsefe programı kısmen kurtarıldı. Aynı haftalarda yayımlanan bir kamuoyu araştırması, halkın üniversitelerde felsefe bölümü bulunmasını ne kadar önemsediğini ölçtü. Ve alanın içinde eski bir kavga yeniden alevlendi: Deneysel felsefe gerçekten felsefe mi?
%252C%2520Parque%2520natural%2520de%2520la%2520Arr%25C3%25A1bida%252C%2520Portugal%252C%25202020-07-21%252C%2520DD%252046.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


