1960'larda Marx'ı yeniden keşfetti; ama kuramı rahatsız edici bir soru doğurdu: İnsan tarihi yapan özne mi, yoksa tarih bizi bizden önce mi biçimlendiriyor? Epistemolojik kopuş, ideolojik devlet aygıtları ve 'Hey, sen!' — Althusser'in çağrı kuramı, algoritmaların bizi her gün adıyla çağırdığı bir çağda yeniden okunuyor. Trajedisi, kuramının önüne geçmemeli; ama silinmemeli de.
École normale supérieure, rue d'Ulm — Althusser'in otuz yıl yaşadığı ve ders verdiği kurum · Wikimedia Commons
Louis Althusser'in hayatı bir yirminci yüzyıl trajedisi gibi okunabilir: Cezayir'de doğum, Alman esir kampında beş yıl, Fransız Komünist Partisi, École normale supérieure'de otuz yıl, 1968, ideoloji, devlet, psikanaliz — ve sonunda eşinin ölümüyle sonuçlanan ağır kriz. Fakat Althusser'i yalnızca trajedisiyle anlatmak, felsefesine yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. Çünkü Althusser'in asıl sorusu şuydu: İnsanları tarih mi yapar, insanlar mı tarihi?
1960'larda Batı Marksizmi büyük bir kriz içindeydi. Stalin'in suçlarının 1956'da resmen kabul edilmesi, Sovyetler Birliği'nin bürokratik yapısı, Batı kapitalizminin refah devleti biçimleri ve işçi sınıfının değişen yapısı, Marx'ın on dokuzuncu yüzyıl kategorilerinin yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyordu. Fransız Komünist Partisi'nin içinde iki cevap vardı: Stalin'in mirasını "hümanist" bir Marx'la — genç Marx'ın yabancılaşma ve insanın özü kavramlarıyla — yumuşatmak; ya da partinin ekonomizmini sürdürmek.
Althusser üçüncü bir yol açtı. 1965'te yayımlanan Marx İçin ve öğrencileriyle birlikte yazdığı Kapital'i Okumak, Marx'ı terk etmeyi değil yeniden kurmayı önerdi: Marx'ın düşüncesinde bilimsel bir kopuş vardı ve Marksizmin krizi, bu kopuşun anlaşılmamasından kaynaklanıyordu.
Althusser'in en ünlü kavramı, bilim tarihçisi Gaston Bachelard'dan ödünç aldığı epistemolojik kopuştur. Bir düşünürün gençlik dönemindeki felsefi ve hümanist fikirleri ile sonraki bilimsel kuramı arasında keskin bir kopuş olabilir. Althusser'e göre 1845 civarında Marx, Feuerbach'tan devraldığı "insanın özü", "yabancılaşma" ve "tür-varlığı" kavramlarını terk etti ve yerine yeni bir kıta — tarihin bilimi — keşfetti: üretim tarzı, üretim ilişkileri, üretici güçler, artı-değer. Kapital'de "insan" yoktur; yapılar ve onların "taşıyıcıları" (Träger) vardır.
Bu, Marx'ı "insan doğası" filozofu olarak okumayı zorlaştırdı ve Althusser'in kuramsal anti-hümanizmine yol açtı: Marksizm, kuramsal olarak, bir hümanizm değildir; "insan" kavramı, bilimsel açıklamada işe yaramayan ideolojik bir kavramdır. Bu tez 1960'larda bir skandaldı ve bugün hâlâ tartışılır. Bu hafta sitemizde andığımız Feuerbach dosyasında Marx'ın Feuerbach'ı nasıl aştığını yazmıştık; Althusser'e göre bu aşma, tam olarak kopuşun kendisidir.
Ölümünün otuz ikinci yılında Karl Popper'ı yeniden okumak: Yanlışlanabilirlik neden hâlâ bilimin en iyi tanımı; 'açık toplum' neden hâlâ liberal demokrasinin en iyi savunusu; ve Popper'ın Platon, Hegel, Marx okuması neden hâlâ tartışmalı. Yapay zekâ çağında bir eleştirel akılcının mirası.
Yapay zekâ çağında Gadamer'i yeniden okumak neden zorunlu hâle geliyor? Yüz iki yıl yaşayan, yirminci yüzyılın tamamına tanıklık eden ve Hakikat ve Yöntem'in adıyla okurunu yanıltan filozof: Hakikat, yöntemle elde edilmez. Ufukların kaynaşması, önyargının rehabilitasyonu, Habermas ve Derrida ile kavgalar — ve makineyle konuşmanın diyalog olup olmadığı sorusu.
İşte Althusser'in felsefesinin en zor kısmı. Hümanist Marksizm "insan kendini özgürleştirir" der; Althusser, insanın zaten toplumsal yapılar tarafından biçimlendirilmiş bir özne olduğunu — tarihin "öznesiz süreç" olduğunu — söyler. Birey aile, okul, din, hukuk, devlet, ekonomi ve kültür içinde oluşur; toplumun dışındaki saf bir özne değildir. "Yapısalcı Marksizm" adı buradan gelir — Althusser'in kendisi bu etiketi reddetse de.
Yapılar arasındaki ilişkiyi Althusser, Freud'dan aldığı bir kavramla, üstbelirlenim (overdetermination) ile düşündü: Ekonomi "son kertede" belirleyicidir ama hiçbir zaman tek başına belirlemez; her tarihsel olay birden çok çelişkinin yoğunlaşmasıdır. Ve "son kertenin saati hiç çalmaz." Bu, ekonomik determinizme karşı Marksizmin en incelikli savunmalarından biridir.
İdeoloji: İnsanlar neden kendi tahakkümlerine gönüllü katılır?#
Althusser'in en etkili fikri belki de budur. 1970 tarihli "İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları" makalesi, ideolojinin yalnızca "yanlış fikirler" olmadığını söyler: İdeoloji, insanların kendi varoluş koşullarıyla kurdukları hayali ilişkinin temsilidir ve maddidir — ritüellerde, kurumlarda, pratiklerde yaşar. Pascal'ın sözünü tersine çevirir: İnanmak için diz çökmezsiniz; diz çökersiniz ve inanırsınız.
Devlet yalnızca polis, ordu ve mahkemelerden — baskı aygıtından — oluşmaz. Okul, aile, din, medya, sendika, kültür de vardır; Althusser bunlara İdeolojik Devlet Aygıtları adını verdi ve kapitalist toplumda okulun, kilisenin yerini alarak baskın aygıt olduğunu savundu. Böylece Marx'ın devlet anlayışını yalnızca zor kullanma üzerinden değil, öznenin üretilmesi üzerinden genişletti. Sitemizde bu hafta ele aldığımız Gökalp dosyasında Durkheim'ın okulu toplumsal bütünleşmenin aracı sayması, Althusser'in okuduğu aynı olgunun tersten görünüşüdür.
Althusser'in en ünlü örneği basittir. Polis sokakta "Hey, sen!" diye seslenir; insan dönüp baktığında kendisini çağrılan kişi olarak tanır. Dönüşün kendisi — o yüz seksen derecelik hareket — özneyi üretir. Althusser bu sürece interpellation, çağrı ya da adlandırma der: İdeoloji bireyleri özne olarak çağırır ve birey, çağrıya cevap vererek özne olur. "Ben kimim?" sorusunun cevabı tamamen içeriden üretilmez; toplum bizi belirli biçimlerde adlandırır — öğrenci, işçi, anne, baba, vatandaş, mümin, tüketici, başarılı, başarısız, normal, anormal — ve biz zamanla bu kategorileri kendimiz hakkında kullanmaya başlarız. Althusser'in vurgusu: Özne, her zaman "zaten" öznedir; çağrıdan önce bir "ben" yoktur.
Bu kuram Lacan'dan beslenir. Özne kendine şeffaf değildir; arzularının tamamını bilemez. Bu, ideolojinin neden "yanlış bilgi" olarak görülemeyeceğini açıklar: İnsan ideolojiyi düşünmez, yaşar. Althusser'in Lacan'la ilişkisi kurumsaldı da: Lacan'ın seminerini 1963'te ENS'e taşıyan oydu.
Çünkü dijital çağda çağrı çok daha görünür. Telefon "bunu beğendin mi?" diye soruyor; algoritma "sen bunu seviyorsun" diyor; reklam "sen böyle bir insansın"; platform "senin için"; yapay zekâ "ihtiyaçlarını biliyorum." Her biri bir "Hey, sen!" — ve her birinde dönüp bakıyoruz. Althusser'in sorusu bugün şu hâle geliyor: Bizi kim çağırıyor — ve neden çağrıldığımızda dönüp bakıyoruz? Bu hafta sitemizde Deleuze'ün denetim toplumları ve Rancière'in duyulur olanın paylaşımı kavramlarıyla sorduğumuz soru, Althusser'de en eski biçimini bulur: Algoritma bir ideolojik aygıt mıdır? Kimin devletinin?
Althusser ve Rancière: Öğrenci hocadan ayrıldığında#
Bugün Rancière ile Althusser'i aynı gün ele almamız tesadüf değil. İkisi de aynı ENS çevresinden çıktı; Rancière Kapital'i Okumak'ın genç yazarlarından biriydi. Ama 1968'den sonra zıt yönlere gittiler ve Rancière 1974'te Althusser'in Dersi ile hocasını açıkça mahkûm etti: Althusser'in bilim/ideoloji ayrımı, bilenle bilmeyen arasındaki hiyerarşiyi — entelektüelin kitleler adına konuşma hakkını — felsefenin içine yeniden kuruyordu. Althusser "yapılar özneyi üretir" der; Rancière "eşitlik, öznenin bu düzeni bozabileceği bir kapasitedir." Biri "insan nasıl özne hâline getiriliyor?" sorusunu, diğeri "insan bu özneleştirme düzenini nasıl bozabilir?" sorusunu miras bıraktı. Bu kopuş yalnızca kuramsal bir ayrılık değil; özne kavramının kaderi üzerine bir tartışma.
Trajedi kuramın önüne geçmemeli — ama silinmemeli de#
Althusser, 16 Kasım 1980'de ENS'teki dairesinde eşi Hélène Rytmann'ı boğarak öldürdü. Psikiyatrik değerlendirme sonucunda yargılanamaz bulundu ve hastaneye kapatıldı; 1990'da öldü. 1985'te yazdığı ve ölümünden sonra yayımlanan otobiyografisi Gelecek Uzun Sürer, olayı ve ömür boyu süren depresyonunu anlatır. Bu trajik olay, felsefesinin değerlendirilmesinde kaçınılmaz bir biyografik bağlamdır; feminist eleştirmenler, olayın Althusser'in "yargılanamaz" bulunmasıyla nasıl örtüldüğünü ve Rytmann'ın — kendisi de bir direniş savaşçısı ve sosyologdu — nasıl unutulduğunu haklı olarak sordu.
Ama felsefeyi biyografiye indirgemek de hatalıdır. Bu hafta sitemizde Heidegger için söylediğimiz ilke burada da geçerli: Felsefeyi filozofun ahlaki siciline indirgemek kadar, sicili felsefeden silmek de hatalıdır. Althusser'in kuramı bugün hâlâ ideoloji, eğitim, medya, kültür, devlet, özne ve psikanaliz alanlarında kullanılıyor; Stanford Felsefe Ansiklopedisi, ideoloji kuramının sosyal ve beşerî bilimlerde geniş biçimde kullanıldığını, post-Marksist düşünceyi, analitik Marksizmi, eleştirel gerçekçiliği ve söylem analizini etkilediğini belirtiyor. Butler'ın performatif özne kuramı, Žižek'in ideoloji analizi, Laclau ve Mouffe'un hegemonya kuramı — hepsi Althusser'in "Hey, sen!"inden geçer.
Althusser Marx'ı yeniden bilimsel kılmak istedi; bunun bedeli insan öznesinin küçülmesiydi. Rancière insanın eşitlik kapasitesini geri getirdi. Biri "yapı", diğeri "özgürleşme" dedi. Yapay zekâ çağında bu tartışma yeniden karşımızda: Algoritmalar davranışlarımızı tahmin ediyor; ama tahmin edilen insan gerçekten özgür mü? Bir sistem "sen bunu satın alacaksın, sen bunu seveceksin, sen buna oy vereceksin" diyebiliyorsa, Althusser'in eski sorusu yeni bir biçimde geri dönüyor: Özne biz miyiz, yoksa sistemin bize verdiği rolü oynayanlar mı?
Althusser'in cevabı rahatsız edici ama tutarlı olurdu: Bu ikisi arasında fark yoktur; özne, tam da rolü oynayarak özne olur. Rancière'in cevabı ise umutlu: Rolü oynamayı reddettiğimiz an, siyaset başlar. Algoritmik çağın felsefesi, bu iki cevap arasında yazılacak.
Louis Althusser 16 Ekim 1918'de Cezayir'de doğdu, 22 Ekim 1990'da Paris yakınlarında öldü. Başlıca eserleri: Marx İçin (1965) · Kapital'i Okumak (1965, Balibar, Rancière, Macherey ve Establet ile) · Lenin ve Felsefe (1969) · İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları (1970) · Gelecek Uzun Sürer (1992) · Karşılaşma Materyalizminin Yeraltı Akıntısı (ölümünden sonra). Althusser'in Wikimedia Commons'ta serbest lisanslı fotoğrafı bulunmadığından kapakta École normale supérieure kullanılmıştır.
Heidegger bugün yaşasaydı yapay zekâ hakkında ne düşünürdü? Sorunun cevabı ChatGPT'den önce geliyor: 1953'te "Tekniğe İlişkin Soru"da ve 1960'larda sibernetik üzerine söylediklerinde. Gestell, Dasein ve algoritmik insan; 2026'nın Heidegger literatürü; ve aklanamayacak bir siyasal sicil.