Jacques Rancière: Eşitlik Bir Hedef Değil, Başlangıç Varsayımıdır
Öğrencisi olduğu Althusser'den koparak 'cahillerin özgürleşmesi'ni, işçi arşivlerini, demokrasiyi, edebiyatı ve sinemayı aynı felsefi sorunun parçaları hâline getiren düşünür. Sorusu hep aynı: Kim konuşabilir — ve kimin konuşması 'gerçekten konuşma' sayılır? Algoritmaların görünürlüğü dağıttığı çağda, 'duyulur olanın paylaşımı' kavramı yeni bir hayat buluyor.
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.

Jacques Rancière'i yalnızca "radikal Fransız siyaset filozofu" olarak tanımlamak, düşüncesinin en şaşırtıcı tarafını gözden kaçırır. Çünkü Rancière'in felsefesinde siyaset yalnızca devletin, parlamentonun ya da partilerin meselesi değildir. Siyaset bazen bir işçinin konuşmasıdır; bazen bir öğrencinin öğretmeni olmadan öğrenmesi; bazen bir romanın daha önce görünmez olan bir hayatı görünür kılması; bazen bir filmin, kimin konuşacağına ve kimin yalnızca seyredeceğine ilişkin alışılmış düzeni bozması.
Bu nedenle Rancière'in temel sorusu şudur: Kim konuşabilir? Ve hemen arkasından: Kimin konuşması "gerçekten konuşma" sayılır — ve kiminki yalnızca gürültü?
Althusser'in öğrencisiydi; Althusser'e karşı kendi felsefesini kurdu
Rancière 1940'ta Cezayir'de doğdu. 1960'larda École normale supérieure'de Louis Althusser'in öğrencilerinden biriydi ve 1965'te yayımlanan kolektif Kapital'i Okumak'ın genç yazarları arasında yer aldı. Ama 1968 Mayıs'ı entelektüel hayatında bir kırılma yarattı. Rancière, entelektüelin işçi sınıfı adına ve onun yerine konuştuğu fikrini sorgulamaya başladı; 1974'te yayımladığı Althusser'in Dersi bu kopuşun manifestosudur. Bugün sitemizde Althusser'i ayrı bir dosyayla ele aldık; ikisini birlikte okumak, yirminci yüzyıl Fransız düşüncesinin en verimli kavgalarından birini izlemek demek.
İtiraz yalnızca kişisel değildi; daha büyük bir soruydu: Bir entelektüel, ezilenlerin ne düşündüğünü onlardan daha iyi bildiğini nasıl varsayabilir? Althusser'in "bilim" ile "ideoloji" ayrımı, Rancière'e göre, bilen ile bilmeyen arasındaki hiyerarşiyi — tam da eleştirdiği tahakkümü — felsefenin içine yeniden kuruyordu. Rancière'in sonraki bütün çalışmaları bu kopuştan doğdu.
İşçilerin arşivlerine indiğinde başka bir işçi buldu
Rancière'in kariyerinin en önemli ve en az anlatılan bölümü, on dokuzuncu yüzyıl Fransız işçilerinin metinlerini araştırdığı on yıldır. İşçi sınıfını yalnızca "sömürülen sınıf" olarak anlatan kuramsal şemalarla yetinmedi; işçilerin kendi yazılarına baktı — mektuplar, şiirler, gazete yazıları, günlükler, felsefi denemeler. 1981'de yayımlanan Proleterlerin Gecesi (La Nuit des prolétaires) bu arşivin ürünüdür.
Bu arşivlerde Rancière başka bir şey gördü: İşçiler yalnızca ücretlerini ya da çalışma saatlerini tartışmıyordu. Gece, iş bittikten sonra, uyumak yerine şiir yazıyor, felsefe okuyor, estetikten, zamandan ve özgürlükten söz ediyorlardı. Yani "işçi" olarak tanımlanan hayattan kaçıyorlardı — ve bu kaçış, sınıf bilincinin değil, sınıf kimliğinin reddinin işaretiydi. Duke University Press'in Rancière üzerine kapsamlı çalışması, on dokuzuncu yüzyıl işçi arşivleri, siyasal eşitlik, zihinsel ve bedensel emek arasındaki ayrım ve sanatın modern toplumdaki rolü üzerine çalışmalarını düşüncesinin temel katkıları arasında sayıyor. Bu keşif, eşitlik anlayışının merkezine yerleşti: Eşitlik, işçilere verilecek bir şey değil, onların zaten kullandığı bir kapasiteydi.
Cahil Hoca: En radikal eğitim kitabı
1987 tarihli Cahil Hoca (Le Maître ignorant), Rancière'in en çarpıcı eseridir. Çıkış noktası, Joseph Jacotot adlı on dokuzuncu yüzyıl pedagogudur: 1818'de Leuven'de, Hollandaca bilmeden Hollandalı öğrencilere Fransızca öğretmek zorunda kalan Jacotot, onlara Télémaque'ın iki dilli baskısını verdi ve kendi başlarına öğrenmelerini istedi. Öğrendiler. Jacotot buradan, kendi bilgisinin öğrencilerin öğrenmesinin zorunlu koşulu olmadığını keşfetti.
Rancière buradan çok daha radikal bir sonuç çıkarır: Bütün zekâlar eşittir. Bu, "herkes aynı şeyi biliyor" demek değildir; "hiç kimsenin zekâsı doğası gereği başka bir zekânın astı değildir" iddiasıdır. Eşitlik bir olgu olarak kanıtlanamaz; bir varsayım olarak doğrulanır — eşit varsayılan zekâ, eşit olduğunu gösterir. Rancière'in pedagojisi bu yüzden bir eğitim reformu önerisi değildir. Geleneksel pedagoji, "açıklayan" öğretmenin öğrenciye onun kendi başına anlayamayacağını öğrettiği bir "aptallaştırma" (abrutissement) sistemidir; çünkü her açıklama, açıklama olmadan anlaşılamayacağı mesajını taşır. Cahil hocanın görevi "ben biliyorum, sen bilmiyorsun" demek değil; öğrencinin kendi zekâsının kapasitesini doğrulamasını sağlamaktır. Bu, yapay zekâ çağının eğitim tartışması için beklenmedik biçimde güncel bir tez: Her şeyi açıklayan bir makine, Rancière'e göre, en mükemmel aptallaştırıcı olabilir.
Eşitlik neden sonuç değil?
Rancière'in siyaset felsefesinin en aykırı tarafı burada. Geleneksel siyaset "toplumu daha eşit hâle getirelim" der; eşitlik, ulaşılacak bir hedeftir. Rancière ise eşitliğin siyasal eylemin önvarsayımı olduğunu söyler. Bir işçi patronuyla konuştuğunda, konuşmanın anlaşılabilir olması için ikisinin eşit konuşan varlıklar olduğu zaten varsayılmıştır; eşitsizlik bile ancak eşitliğin zemininde kurulabilir. Bu yüzden eşitlik gelecekte kurulacak ideal bir toplum değil, insanların mevcut düzeni bozarak şimdi gerçekleştirdikleri bir pratiktir. Todd May'in Rancière analizi, siyaset ile estetik arasındaki bağı sağlayan temel kavramın bu etkin eşitlik olduğunu vurgular.
Polis ile siyaset
Rancière'in "polis" (la police) kavramı burada önem kazanır. Buradaki polis, üniformalı teşkilat değildir; toplumdaki "kim nerede duracak, kim ne iş yapacak, kim konuşabilecek, kim dinlenecek, kimin sözü uzmanlık sayılacak, kim görünmez kalacak" sorularına verilen düzenli cevaptır — toplumun parçalarının yerleştirilme biçimi. Polis düzeni kötü olmak zorunda değildir; hatta iyi bir polis düzeni olabilir. Ama polis, "payı olmayanların" payını hesaba katmaz.
Siyaset ise bu düzenin bozulduğu andır: Payı olmayanların, eşitlik varsayımıyla, kendilerine ayrılmamış bir yerde konuştuğu an. Bir işçi "ben yalnızca işçi değilim" dediğinde; bir kadın "benim sözüm de siyasal bilgidir" dediğinde; bir öğrenci "ben düşünebilirim" dediğinde; bir göçmen "ben de bu toplumun konuşan öznesiyim" dediğinde, yerlerin dağılımı bozulur. Rancière buna "uyuşmazlık" (mésentente) der: Bir tarafın konuşma saydığını diğer tarafın gürültü saydığı durum. 1995 tarihli Uyuşmazlık bu kavramın kitabıdır. Siyaset nadirdir; çoğu zaman yaşadığımız şey siyaset değil, polistir.
Duyulur olanın paylaşımı
Rancière'in en ünlü kavramı duyulur olanın paylaşımı (le partage du sensible). Toplum bize yalnızca neyin doğru olduğunu söylemez; neyi göreceğimizi, duyacağımızı, önemli bulacağımızı, siyasal sayacağımızı, estetik sayacağımızı de belirler. "Paylaşım" sözcüğü çift anlamlıdır: Hem ortak olan hem bölünen. Duyulur olan hem herkesin paylaştığı ortak dünyadır hem de kimin neyi görebileceğine göre bölünmüştür.
Bu yüzden sanat ile siyaset arasında Rancière açısından şaşırtıcı bir bağ vardır. Bir sanat eseri yeni bir "fikir" söylemek zorunda değildir; bazen yalnızca neyi görünür kıldığını değiştirerek politik olabilir. On dokuzuncu yüzyıl romanının hizmetçilerin, köylülerin, sıradan nesnelerin hayatını yüksek edebiyatın konusu yapması — Flaubert'in Emma Bovary'si — Rancière'e göre bir siyasal olaydır: Duyulur olanın yeniden paylaşımı. Theory, Culture & Society'deki değerlendirmenin belirttiği gibi, sanatın politik gücünü "mesaj" üzerinden değil duyulur olanın yeniden düzenlenmesi üzerinden düşünmesi, Rancière'in çağdaş estetiğe en özgün katkısıdır. Bu yüzden Rancière sinema üzerine de yazdı — Film Fablları, Özgürleşen Seyirci — ve seyirciyi edilgin sayan her kuramı, Cahil Hoca'nın öğrencisi gibi, aktif bir yorumcu olarak savundu.
Bugün neden önemli?
Sosyal medyada algoritmalar kimin görünür olacağını belirliyor. Arama motoru kimin bilgisinin bulunacağını; video platformu neyi göreceğimizi; yapay zekâ hangi cevabın makul olduğunu. Platformlar "bu içerik önemli, bu önemsiz" diyerek görünürlük dağıtıyor. Rancière'in kavramını yirmi birinci yüzyıla taşıdığımızda soru şu: Dijital toplumun yeni polis düzeni nedir? Ve algoritmalar, duyulur olanın yeni dağıtıcıları mı?
Bu soru bu hafta sitemizde ele aldığımız Fricker'ın "güvenilirlik ekonomisi" kavramıyla doğrudan konuşuyor: Fricker kimin sözüne inanıldığını sorar, Rancière kimin sözünün duyulduğunu. Ve robot hakları dosyasında sorduğumuz "kim konuşan özne sayılır?" sorusu, Rancière'in çerçevesinde tuhaf bir biçim alır: Bir makinenin "konuşma"sı gürültü mü, söz mü? Rancière'in cevabı muhtemelen sorunun kendisini reddederdi — çünkü onun eşitlik varsayımı, konuşan varlıklar arasındaki bir varsayımdır ve makinenin bu varsayıma dahil olup olmadığı, tam da bir polis kararıdır.
Rancière bu açıdan yalnızca yirminci yüzyıl Fransız siyasetinin filozofu değil; algoritmik görünürlük çağının filozofu olmaya da aday. Seksen altı yaşında, hâlâ yazıyor.
Jacques Rancière 10 Haziran 1940'ta Cezayir'de doğdu; Paris 8 Üniversitesi'nde emeritus profesör. Başlıca eserleri: Althusser'in Dersi (1974) · Proleterlerin Gecesi (1981) · Filozof ve Yoksulları (1983) · Cahil Hoca (1987) · Uyuşmazlık (1995) · Duyulur Olanın Paylaşımı (2000) · Estetiğin Huzursuzluğu (2004) · Özgürleşen Seyirci (2008) · Demokrasi Nefreti (2005). Türkçede Metis ve diğer yayınevlerinden çevrildi.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler
.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)
Miranda Fricker: Bilginin de Bir Adaleti Vardır
Felsefeyi "kim haklı?" sorusundan "kimin sözüne neden inanıyoruz?" sorusuna çevirdi. Epistemik adaletsizlik kavramının yaratıcısı, iki hafta sonra Columbia'da Dewey Konferansları'nı verecek: Suçlama ve özür talebi, ahlaki 'baskı' olmadan mümkün mü? Fricker'ın yirmi yıllık yolculuğu — bilgi etiğinden ahlaki failliğin biçimlendirilmesine.
Miranda Fricker
Daniel C. Dennett: Zihnin Büyüsünü Bozan Filozof
"Bilinç bir sır değilse nedir?" Dennett felsefeyi laboratuvara soktu; ama laboratuvarı da felsefeye teslim etmedi. Ryle'ın öğrencisi, Darwin'in savunucusu, 'içimizdeki küçük ben' sezgisinin en inatçı düşmanı. Ölümünden iki yıl sonra, yapay zekâ çağının en çok ihtiyaç duyduğu kavram onun: kavrayışsız yetkinlik.







.jpg?width=500)







