Miranda Fricker: Bilginin de Bir Adaleti Vardır
Felsefeyi "kim haklı?" sorusundan "kimin sözüne neden inanıyoruz?" sorusuna çevirdi. Epistemik adaletsizlik kavramının yaratıcısı, iki hafta sonra Columbia'da Dewey Konferansları'nı verecek: Suçlama ve özür talebi, ahlaki 'baskı' olmadan mümkün mü? Fricker'ın yirmi yıllık yolculuğu — bilgi etiğinden ahlaki failliğin biçimlendirilmesine.
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.
.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)
Miranda Fricker'ın adı bugün tek bir kavramla neredeyse otomatik olarak yan yana geliyor: epistemik adaletsizlik. Kavram, 2007'de yayımlanan kitabından çıkıp hukuka, tıbba, eğitime, yapay zekâ etiğine ve gündelik dile yayıldı; "testimonial injustice" bugün mahkeme kararlarında geçiyor. Fakat Fricker'ı yalnızca "epistemik adaletsizlik kavramını ortaya atan feminist filozof" diye anlatmak, onun felsefesinin asıl radikal tarafını kaçırmak olur. Çünkü Fricker'ın asıl meselesi bilgi değildir. Daha derindeki soru şudur: Bir insanın insan olarak değerinin parçası olan "bilen bir özne" olma kapasitesine ne olur — ve bu kapasite başkaları tarafından nasıl büyütülür ya da küçültülür?
Bu soru, onu bu ay New York'a getiriyor. Fricker, 30 Eylül-2 Ekim tarihlerinde Columbia Üniversitesi'nde 2026 John Dewey Konferansları'nı verecek; başlık, "Ahlaki Baskılar: Ahlaki Hitapta İradeleri Biçimlendirmek ve Zamanı Bükmek." Sitemizde bu yılın başında Oxford Uehiro Konferansları'nı ele almıştık; Dewey dizisi aynı programın devamı. Ama önce, oraya nasıl geldiğine bakmak gerekiyor.
Bir insanın sözüne neden daha az inanıyoruz?
Fricker Oxford'da yetişti; Birkbeck ve Sheffield'da ders verdikten sonra CUNY Graduate Center'a, oradan New York Üniversitesi'ne geçti; bugün NYU'da felsefe profesörü ve New York Felsefe Enstitüsü'nün eş direktörü. Epistemic Injustice: Power and the Ethics of Knowing (2007), epistemolojiyi ahlaktan ayıran klasik sınırı ciddi biçimde sarstı: Bilgi edinme ve başkasına bilgi aktarma pratikleri, kitaba göre, aynı zamanda ahlaki ilişkilerdir.
İlk temel kavram tanıklık adaletsizliği (testimonial injustice). Bir insan konuşur; dinleyen kişi, konuşanın ait olduğu toplumsal kimliğe ilişkin önyargıları nedeniyle onun güvenilirliğini sistematik olarak düşük değerlendirir. Fricker'ın örnekleri edebiyattan gelir: Bülbülü Öldürmek'te Tom Robinson'ın jüri tarafından dinlenmemesi; Yetenekli Bay Ripley'de Marge Sherwood'un "kadın sezgisi" diye küçümsenmesi. Buradaki haksızlık yalnızca kişinin yanlış anlaşılması değildir; kişi, bilen bir özne olarak küçültülür. Ve Fricker'a göre bu, insana özgü bir yaralama biçimidir: Aklın taşıyıcısı olarak insan olma kapasitesinin inkârı.
Bu düşüncenin gücü, epistemolojiyi soyut bir "bilgi nedir?" probleminden çıkarıp gündelik hayatın içine yerleştirmesidir. Mahkeme salonu, hastane, üniversite, iş toplantısı, aile, medya — hepsinde aynı soru vardır: Kimin sözü güvenilir sayılıyor? Fricker buna "güvenilirlik ekonomisi" der: Güvenilirlik, toplumda eşitsiz dağıtılan bir kaynaktır.
İkinci adaletsizlik daha sessizdir
Fricker'ın daha derin ve belki daha önemli kavramı hermeneutik adaletsizlik. Bazen insanın problemi konuşmasının engellenmesi değildir; insan, yaşadığı şeyi anlamlandıracak kavramlara sahip değildir — çünkü o kavramlar, onun gibi insanların katılamadığı bir kolektif anlam üretimi sürecinde henüz oluşturulmamıştır.
Fricker'ın klasik örneği, "cinsel taciz" teriminin 1970'lerde ortaya çıkmasından önceki dönemdir: Bir kadın iş yerinde yaşadığı şeyi tarif edecek ortak kavramdan yoksundu; yaşadığını "flört", "şaka" ya da "kendi hatası" diye adlandırmak zorunda kalıyordu. Deneyim vardı; adı yoktu. Adaletsizlik bazen "senin söylediklerine inanmıyorum" biçiminde gerçekleşir; bazen daha önce gelir: "Senin yaşadığın şeyin adını koyacak kelimelerimiz yok."
Bu fikir bugün yapay zekâ çağında daha da önemli. Çünkü algoritmalar da bir tür güvenilirlik ekonomisi yaratıyor. İşe başvururken, kredi değerlendirmesinde, sağlık kararında, sosyal medya platformunda, polislik uygulamasında insanların ifadeleri algoritmik sistemler tarafından sınıflandırıldığında şu soru yeniden ortaya çıkıyor: Makinenin kimi güvenilir bulduğunu kim belirliyor? Ve eğitim verisi belirli grupların deneyimlerini içermiyorsa, model o deneyimleri "anlamayacak" — Fricker'ın hermeneutik adaletsizliği, istatistiksel bir olguya dönüşecek. Bugün sitemizde ele aldığımız beyin implantı dosyasında bu kavramı tersinden kullandık: Konuşamayan bir insana ses veren teknoloji, epistemik bir protezdir.
Fricker artık yalnızca epistemik adaletsizlikle ilgilenmiyor
Fricker'ın son on yılına bakıldığında önemli bir dönüşüm görülüyor. İlgisi, bilgi etiğinden ahlaki failliğin biçimlendirilmesine kaydı: Suçlama, özür, bağışlama ve ahlaki hitap. 2016'da yayımlanan "Suçlamanın Ne İşe Yaradığı" makalesi bu dönüşümün başlangıcıydı: Fricker, suçlamanın asıl işlevinin — cezalandırmak ya da kayıt tutmak değil — suçlayan ile suçlanan arasında paylaşılan bir ahlaki bilinç üretmek olduğunu savundu. Suçlama, geçmişteki bir yanlışı tespit ettiği kadar, geleceğe dönük bir davettir.
Columbia'daki Dewey Konferansları bu çizgiyi bir adım öteye taşıyor. Konferansın özetine göre Fricker, suçlama ya da özür talebi gibi tanıdık ahlaki tepkilerin "kaçınılmaz ve gayet meşru biçimde" kişilerarası baskı uygulamayı içerdiğini savunacak. Ahlak felsefesindeki "safçı" alışkanlık, bu baskıları ideal olarak yalnızca ahlaki nedenlerin öne sürülmesi olarak hayal eder. Fricker'a göre böyle bir safçılığa yer yok — ideal durumda bile. Uyguladığımız baskılar "kesinlikle karışık"tır: Hem ahlaki nedenler hem de açıkça ahlaki olmayan, "havuç ve sopa" türünden nedenler işin içine girer. Haksızlığa uğrayan taraf, ahlaki hitap talep ettiğinde, "bir ahlaki dramanın etkin kahramanı"dır ve failin iradesini biçimlendirmeyi amaçlayan proleptik — geleceği önceden varsayan — bir toplumsal etki uygular.
"Proleptik" burada anahtar sözcük ve Bernard Williams'tan geliyor. Williams, birini suçladığımızda çoğu zaman onu, henüz sahip olmadığı ama sahip olabileceği bir ahlaki duyarlılığa sahipmiş gibi ele aldığımızı söylemişti; suçlama, kişiyi olduğu gibi değil, olabileceği gibi muhatap alır. Fricker bunu "zamanı bükmek" diye adlandırıyor: Bugünkü ahlaki müdahale, henüz var olmayan daha iyi bir ahlaki özneye hitap eder. Fricker'ın kişisel sayfasına göre Williams'ın etikteki "kökenler" fikri üzerine yeni bir projesi de sürüyor; Dewey dizisi bu projenin bir parçası gibi görünüyor.
Neden önemli?
Bu dönüşüm tesadüf değil; epistemik adaletsizlik kuramının doğal devamı. İlk kitapta soru "başkasının sözünü nasıl dinleriz?" idi; şimdi soru "başkasına nasıl hitap ederiz — ve hitabımız onu nasıl değiştirir?" Her iki durumda da Fricker, felsefenin geleneksel olarak "saf" saydığı bir alanı — bilgi, ahlaki neden — toplumsal güç ve kişilerarası baskı ile kirletilmiş olarak gösteriyor ve bu kirliliğin bir kusur değil, insan hayatının koşulu olduğunu söylüyor.
Bu yüzden Fricker'ı yalnızca "feminist epistemolog" olarak görmek artık yetersiz. O, epistemoloji ile etik arasındaki sınırı sistematik biçimde kaldıran ve şimdi de etik ile toplumsal güç arasındaki sınırı sorgulayan filozoflardan biri. Sorusu değişmedi: İnsanları yalnızca değerlendirmekle kalmayıp onların ahlaki özneleşmesine nasıl katkıda bulunabiliriz? Dewey Konferansları'nın kaydını sitemizin etkinlik takvimine ekledik; dersler kayıtla açık.
Miranda Fricker, New York Üniversitesi'nde felsefe profesörü ve New York Felsefe Enstitüsü eş direktörü. Başlıca eserleri: Epistemic Injustice: Power and the Ethics of Knowing (2007) · The Epistemic Life of Groups (ed., 2016) · The Routledge Handbook of Epistemic Injustice (ed., 2017) · "What's the Point of Blame?" (Noûs, 2016). Sitemizde Fricker'ın Uehiro Konferansları ayrıca haberleştirilmişti; bu portre o haberi tekrarlamaz, tamamlar.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler
Daniel C. Dennett: Zihnin Büyüsünü Bozan Filozof
"Bilinç bir sır değilse nedir?" Dennett felsefeyi laboratuvara soktu; ama laboratuvarı da felsefeye teslim etmedi. Ryle'ın öğrencisi, Darwin'in savunucusu, 'içimizdeki küçük ben' sezgisinin en inatçı düşmanı. Ölümünden iki yıl sonra, yapay zekâ çağının en çok ihtiyaç duyduğu kavram onun: kavrayışsız yetkinlik.
Daniel C. Dennett

David Harvey: Kapitalizmi Haritadan Okuyan Filozof
Coğrafyayı haritadan çıkarıp sermayenin içine yerleştiren düşünür doksanını geride bıraktı ve hâlâ aynı sorunun peşinde: Kapitalizm neden sürekli yeni mekânlar yaratmak zorunda? Şubat'ta Verso'dan çıkan The Story of Capital, elli yıllık Kapital derslerinin özeti. Konut krizinden veri merkezlerine, Harvey'nin kavramları neden hâlâ işliyor?







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


.jpg?width=600)
.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)