Felsefe Tarihinde Bugün — 31 Ekim: Wittenberg'de 95 tez (1517) ve vicdanın doğuşu
31 Ekim 1517'de Martin Luther'in endüljans ticaretine karşı 95 tezini Wittenberg'de dolaşıma sokması, Reform'un başlangıcı sayılır; kapıya çivileme hikâyesi ise tartışmalı. Felsefe için Reform'un anlamı teolojiyi aşar: Hegel ona 'öznelliğin ilkesi'nin doğuşu dedi, Weber kapitalizmin ruhunu buldu, Kant'ın özerkliği ve modern vicdan kavramı buradan geçer. Luther filozof değildi, felsefeye düşmandı; ama onsuz modern felsefe düşünülemez.
Kültür Servisi
Kitap, dergi ve etkinlik haberleri.

Hikâyeyi herkes bilir: 31 Ekim 1517'de Wittenberg'li bir Augustinus keşişi, Martin Luther, endüljans satışına karşı yazdığı doksan beş tezi Şato Kilisesi'nin kapısına çiviledi ve Reform başladı. Hikâyenin ilk yarısı tarihsel olarak sağlam: Luther o gün Mainz Başpiskoposu Albrecht'e tezleri içeren bir mektup gönderdi ve tezler haftalar içinde Almanya'da basılıp yayıldı. Kapıya çivileme ise ilk kez Melanchthon tarafından, Luther'in ölümünden sonra, 1546'da anlatıldı; Luther'in kendisi hiç söz etmedi. Tarihçiler bugün bölünmüş durumda; ama tezlerin üniversite kapısına asılması o dönemde akademik tartışma çağrısının olağan biçimiydi, dolayısıyla imkânsız da değil. Felsefe tarihi için önemli olan çivi değil, tezlerin açtığı yarıktır.
Doksan beş tez ne diyordu?
Tezler Latince yazılmış akademik bir tartışma davetiydi, bir devrim bildirisi değil. Konusu dardı: Papa X. Leo'nun Aziz Petrus Bazilikası'nın inşası için yetki verdiği ve Dominiken Tetzel'in Almanya'da "para kutuya düşer düşmez ruh araftan sıçrar" sloganıyla pazarladığı endüljanslar. Luther'in ilk tezi, İsa'nın "tövbe edin" çağrısının müminin bütün hayatının tövbe olmasını istediğini söyler; dolayısıyla tövbe satın alınamaz. 62. tez kilisenin gerçek hazinesinin Tanrı'nın lütfunun İncil'i olduğunu, 86. tez ise Krezüs'ten zengin papanın bazilikayı neden kendi parasıyla yaptırmadığını sorar. Tezler papanın yetkisini reddetmez; endüljansın teolojisini sorgular. Ama sorgulamanın mantığı daha ileri gidiyordu: Kurtuluş kilisenin dağıttığı bir şey değilse, kilise nedir?
Yalnızca inançla
Luther'in sonraki üç yılda geliştirdiği ve 1520'nin üç büyük risalesinde dile getirdiği öğreti, felsefi bakımdan asıl kırılmaydı. Sola fide, "yalnızca inançla": İnsan iyi işleriyle değil, Tanrı'nın karşılıksız lütfuna duyduğu inançla aklanır. Sola scriptura: Otorite kilise geleneği değil, kutsal metindir ve her mümin onu okuyabilir. "Bütün müminlerin rahipliği": Ruhban ile laik arasında özsel fark yoktur. Bu üç ilke, bireyi Tanrı'yla ilişkisinde kurumsal aracıdan kurtarıyordu; ve Worms Diyeti'nde (1521) Luther'in imparatora söylediği söz, bu kurtuluşun formülü oldu: "Vicdanım Tanrı'nın sözüne bağlıdır. Hiçbir şeyi geri alamam ve almayacağım, çünkü vicdana karşı davranmak ne güvenli ne doğrudur." "Burada duruyorum, başka türlü yapamam" cümlesi muhtemelen sonradan eklenmiştir; ama vicdan vurgusu kayıtlarda vardır.
Luther felsefeye düşmandı. Aristoteles'i "lanetli, kibirli, düzenbaz pagan" diye anar, aklı "şeytanın fahişesi" diye lanetler, skolastiğin akıl ile vahyi uzlaştırma çabasını Hristiyanlığın yozlaşması sayar. Heidelberg Tartışması'nda (1518) "haç teolojisi"ni "zafer teolojisi"nin karşısına koyar: Tanrı akılla değil, çarmıhtaki zayıflıkta bilinir. Erasmus 1524'te Özgür İrade Üzerine ile Luther'in insan iradesini hiçe sayan öğretisine itiraz edince, Luther Köle İrade Üzerine (1525) ile cevap verdi: İnsan iradesi Tanrı ile Şeytan arasında bir binek hayvanı gibidir, kimin bindiğine göre gider. Hümanizm ile Reform burada ayrıldı; Erasmus'un orta yolu kayboldu.
Hegel: Öznelliğin ilkesi
Felsefenin Luther'i sahiplenmesi paradoksaldır ve en çok Hegel'e borçludur. Tarih Felsefesi Dersleri'nde Reform, "Alman tininin" dünya tarihine katkısı, "her şeyi dönüştüren güneşin doğuşu"dur: Luther'le birlikte hakikat artık dışsal bir otoritenin elinde değil, bireyin kendi iç dünyasında, inancında, vicdanındadır. Hegel buna "öznelliğin ilkesi" der ve modern dünyanın, Fransız Devrimi'nin ve kendi felsefesinin temelini orada görür; Protestanlık özgürlüğün dinidir, çünkü bireyi Tanrı karşısında doğrudan sorumlu kılar. Hegel'in okumasında Luther'in "vicdan"ı, Kant'ın "özerklik"ine dönüşür: Kendi yasasını kendi koyan akıl, kendi inancını kendi kuran müminin laikleşmiş hâlidir. Bu çizgi tartışmalıdır (Luther vicdanı akla değil Tanrı'nın sözüne bağlıyordu), ama Alman felsefesinin kendini anlama biçimini belirlemiştir; Feuerbach ve genç Marx da Luther'i, kendi din eleştirilerinin öncüsü olarak okur.
Weber: Dünyanın büyüsünün bozulması
Max Weber'in Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu (1904-05), Reform'un felsefi mirasını başka yerde buldu: Luther'in "meslek" (Beruf) kavramında. Luther, Kutsal Kitap çevirisinde dünyevi işi bir "çağrı" olarak kutsamış, manastırdan dünyaya dönmüştü; Calvin'in kader öğretisi bu çağrıyı sistematik bir çalışma ahlakına dönüştürdü. Weber'in daha derin tezi, Reform'un "dünyanın büyüsünü bozması"dır (Entzauberung): Kutsal nesnelerin, ayinlerin, aracıların kaldırılması, dünyayı hesaplanabilir ve rasyonel bir alana dönüştürdü; modern bilim ve bürokrasi, Reform'un istenmemiş çocuklarıdır. Luther'in otoriteye karşı vicdan savunusu da iki yüzlüydü: 1525'te köylüler kendi vicdanlarıyla ayaklandığında Luther prensleri onları "kuduz köpekler gibi" ezmeye çağırdı; Yahudiler hakkında yazdıkları ise mirasının en karanlık sayfasıdır.
Vicdanın tarihi
Yine de 31 Ekim'in felsefi anlamı, vicdan kavramının kamusal hayata girişidir. Antik dünyada syneidesis vardı, Orta Çağ'da conscientia ve synderesis ayrımı; ama bir kişinin, imparator ve papa karşısında, "vicdanıma karşı davranamam" diyerek direnmesi ve bunun bir siyasal olgu hâline gelmesi yeniydi. Sonraki yüzyılların hoşgörü tartışmaları (Castellio, Locke, Bayle), din özgürlüğü ve nihayet insan hakları belgelerindeki "vicdan özgürlüğü" bu andan türer. Luther bunu istememişti; kendi vicdanını savunuyordu, herkesinkini değil. Ama fikirler sahiplerinden bağımsız yaşar.
Wittenberg'in kapısı 1760'ta yandı; bugünkü bronz kapıya tezler 1858'de kazındı. Çivi efsane olabilir; kapıdaki metin gerçektir. Ve felsefe için soru hâlâ açıktır: Vicdan, Luther'in dediği gibi Tanrı'nın sözüne mi bağlıdır, Kant'ın dediği gibi aklın yasasına mı, yoksa Hegel'in dediği gibi tarihin kendini bilmesine mi? Üç cevap da 31 Ekim 1517'de başlar.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe Tarihinde Bugün — 1 Kasım: Lizbon depremi (1755) ve Tanrı'nın adaletini sorgulayan yüzyıl
1 Kasım 1755 sabahı, Azizler Yortusu'nda kiliseler doluyken Lizbon'u yerle bir eden deprem, tsunami ve yangın, Aydınlanma'nın en büyük felsefi krizini tetikledi. Voltaire Leibniz'in 'mümkün dünyaların en iyisi'ne şiirle saldırdı, Rousseau ona mektupla cevap verdi, genç Kant depremin doğal nedenlerini yazdı. Kötülük problemi, teodise ve modern felaket düşüncesinin doğuşu.
Gottfried Wilhelm Leibniz








.jpg?width=500)






