Felsefe Tarihinde Bugün — 1 Kasım: Lizbon depremi (1755) ve Tanrı'nın adaletini sorgulayan yüzyıl
1 Kasım 1755 sabahı, Azizler Yortusu'nda kiliseler doluyken Lizbon'u yerle bir eden deprem, tsunami ve yangın, Aydınlanma'nın en büyük felsefi krizini tetikledi. Voltaire Leibniz'in 'mümkün dünyaların en iyisi'ne şiirle saldırdı, Rousseau ona mektupla cevap verdi, genç Kant depremin doğal nedenlerini yazdı. Kötülük problemi, teodise ve modern felaket düşüncesinin doğuşu.
Kültür Servisi
Kitap, dergi ve etkinlik haberleri.

1 Kasım 1755 Cumartesi, Azizler Yortusu. Sabah dokuz buçuk sularında Lizbon'un kiliseleri ayin için doluydu. İlk sarsıntı birkaç dakika sürdü; kiliselerin kubbeleri cemaatin üzerine çöktü, şehrin büyük bölümü yıkıldı. Hayatta kalanlar açık alan diye Tejo kıyısına koştu; kırk dakika sonra tsunami geldi. Sonra, devrilen mumlardan ve ocaklardan başlayan yangınlar beş gün sürdü. Ölü sayısı için bugün otuz ile kırk bin arasında tahminler yapılıyor; dönemin tahminleri yüz bine çıkıyordu. Avrupa'nın en zengin ve en dindar başkentlerinden biri, Hristiyan takviminin en kutsal günlerinden birinde, ibadet saatinde yok olmuştu. Bu rastlantı, depremi bir felaket olmaktan çıkarıp bir felsefi soruya dönüştürdü: Her şeye gücü yeten ve iyi olan bir Tanrı buna nasıl izin verir?
Leibniz'in dünyası
Soru eski, cevaplardan biri yeniydi. Leibniz 1710'da Teodise'de (Tanrı'nın adaletinin savunusu anlamında kendi türettiği sözcük) Tanrı'nın sonsuz sayıda mümkün dünya arasından, bütünsel iyiliği en yüksek olanı yarattığını savunmuştu: Bu dünya "mümkün dünyaların en iyisi"dir; içindeki kötülükler, daha büyük bir iyiliğin zorunlu bedelidir ya da sonlu varlıkların kaçınılmaz eksikliğidir. Alexander Pope İnsan Üzerine Deneme'de (1734) aynı düşünceyi şiire dökmüştü: "Her ne varsa, doğrudur." 1755'te bu iyimserlik Avrupa'nın eğitimli sınıflarının ortak inancıydı; Lizbon onu bir sabahta yıktı. Leibniz kırk yıldır ölüydü; ama tartışma onun adıyla yürüdü.
Voltaire'in isyanı
Voltaire depremi haber alır almaz yazmaya başladı. 1756 başında yayımlanan Lizbon Felaketi Üzerine Şiir, alt başlığıyla "Her şey iyidir aksiyomunun incelenmesi", Leibniz ve Pope'a doğrudan saldırıdır: Enkazın altında can çekişen çocuklara "bu mümkün dünyaların en iyisidir" diyebilir misiniz? Lizbon'un günahı Paris'ten ya da Londra'dan daha mı büyüktü ki cezayı o çekti? Voltaire teodiseyi reddeder ama ateizme geçmez; şiiri umutla biter, "bir gün her şey iyi olacak" ("un jour tout sera bien"), ama "her şey iyidir" kibrine karşı. Üç yıl sonra Candide (1759), aynı saldırıyı hicve dönüştürdü: Dr. Pangloss, Lizbon enkazında bile "her şeyin en iyisi için" olduğunu kanıtlamaya çalışan Leibnizci, dünya edebiyatının en kalıcı karikatürlerinden biri oldu. Candide'in son sözü, "bahçemizi işlemeliyiz", metafizik teselliye karşı pratik eylemin manifestosudur.
Rousseau'nun cevabı
18 Ağustos 1756'da Rousseau, Voltaire'e uzun bir mektup yazdı; felsefe tarihinin en ilginç polemiklerinden biridir. Rousseau'ya göre Voltaire Tanrı'ya haksızlık ediyordu: Lizbon'da yirmi bin kişiyi öldüren doğa değil, insanlardı. Altı-yedi katlı evleri birbirine bitişik yapan, sahile yığılan, servetini kurtarmak için enkaza dönen kimdi? "İnsanlar ormanlarda dağınık yaşasaydı, deprem belki birkaç kişiyi öldürürdü." Felaketin boyutu toplumsal bir yapının, şehirleşmenin, mülkiyetin ürünüydü. Bu, Eşitsizliğin Kökeni'nin (1755) tezinin depreme uygulanmasıydı ve bugünün afet sosyolojisinin ilk formülüdür: Doğal afet yoktur, doğal tehlikelerin toplumsal yapılarla karşılaşması vardır. Rousseau ayrıca, Voltaire'in karamsarlığının zenginlerin lüksü olduğunu, yoksulların ve acı çekenlerin tam da bu dünyada bir anlam olduğuna inanmaya ihtiyaç duyduğunu söyledi. Voltaire mektuba doğrudan cevap vermedi; Candide'in cevap olduğu söylenir.
Kant ve doğanın mekaniği
Königsberg'de otuz bir yaşındaki Immanuel Kant, 1756'da deprem üzerine üç makale yayımladı. Bunlar ilahiyat değil, jeolojiydi: Kant yer altındaki boşluklarda sıkışan gazların yanmasıyla depremleri açıklamaya çalıştı (yanlış, ama dönemin en iyi doğa bilimi düzeyinde), Avrupa'nın çeşitli yerlerinde aynı anda gözlenen su dalgalanmalarını topladı, depremin ahlaki anlamına dair spekülasyonları reddetti: Deprem bir ceza değil, doğanın işleyişidir; insanın ödevi onu anlamak ve evlerini buna göre yapmaktır. Kant'ın yazıları modern sismolojinin ilk adımlarından sayılır; ama felsefi önemi başka yerdedir. 1791'de yazdığı Teodise Alanındaki Bütün Felsefi Denemelerin Başarısızlığı Üzerine makalesinde Kant, teodisenin kuramsal olarak imkânsız olduğunu savunacaktı: İnsan aklı Tanrı'nın amaçlarını bilemez; Eyüp'ün dürüstlüğü, dostlarının bilgiç tesellilerinden üstündür. Lizbon, Kant'ın yolunu çizdi: Metafizikten pratik akla.
Felaketin modern anlamı
Lizbon depreminin felsefi sonucu, kötülük probleminin yeniden tanımlanması oldu. Susan Neiman'ın Modern Düşüncede Kötülük (2002) kitabındaki tezle, 1755'ten önce "kötülük" tek bir kavramdı: Doğal felaketler, ahlaki kötülükler ve metafizik eksiklik aynı teolojik çerçevenin içindeydi. Lizbon'dan sonra doğal kötülük ile ahlaki kötülük ayrıldı: Deprem artık kimsenin suçu değil, bir doğa olayıydı; kötülük insanın alanına çekildi. Neiman bu dönüşümü Auschwitz'le karşılaştırır: Lizbon doğanın anlamsızlığını, Auschwitz insanın kötülüğünün sınırsızlığını gösterdi; Adorno'nun "Lizbon depremi Voltaire'i Leibniz'in teodisesinden kurtarmaya yetmişti" cümlesi bu karşılaştırmayı başlatan metindir.
Portekiz'de ise Pombal Markisi, kralın sorusuna "ölüleri gömelim, yaşayanları doyuralım" diye cevap verdi ve Lizbon'u ızgara planlı, deprem dayanıklı bir şehir olarak yeniden kurdu; "pombalin" yapı tekniği, ahşap kafesli duvarlar, dünyanın ilk sismik mühendislik örneklerindendir. Pombal ayrıca bütün cemaatlere depremin nasıl yaşandığına dair bir anket gönderdi; cevaplar bugün sismoloji tarihinin ilk sistematik veri kümesidir. Felsefeciler Tanrı'nın adaletini tartışırken bir devlet adamı Kant'ın tavsiyesini uygulamıştı: Anla ve yeniden yap.
İki yüz yetmiş bir yıl sonra depremler hâlâ aynı soruyu sorduruyor; 2023 Şubat'ında Türkiye'de bu soru yeniden soruldu ve cevaplar yine Voltaire ile Rousseau arasında bölündü: Doğanın anlamsızlığı mı, insanın ihmali mi? Lizbon'un öğrettiği şey belki şudur: İkisi aynı anda doğru olabilir, ve felsefenin işi birincisini kabul edip ikincisini affetmemektir.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe Tarihinde Bugün — 31 Ekim: Wittenberg'de 95 tez (1517) ve vicdanın doğuşu
31 Ekim 1517'de Martin Luther'in endüljans ticaretine karşı 95 tezini Wittenberg'de dolaşıma sokması, Reform'un başlangıcı sayılır; kapıya çivileme hikâyesi ise tartışmalı. Felsefe için Reform'un anlamı teolojiyi aşar: Hegel ona 'öznelliğin ilkesi'nin doğuşu dedi, Weber kapitalizmin ruhunu buldu, Kant'ın özerkliği ve modern vicdan kavramı buradan geçer. Luther filozof değildi, felsefeye düşmandı; ama onsuz modern felsefe düşünülemez.








.jpg?width=500)






.jpg?width=600)
