Felsefe Tarihinde Bugün — 31 Ağustos: Helmholtz'un doğumu, Baudelaire'in ölümü
Hermann von Helmholtz 31 Ağustos 1821'de doğdu; algıyı bir işaretler sistemi olarak açıklayan kuramıyla Kant'ı laboratuvara soktu. Aynı gün, 1867'de, 'modernité' sözcüğünü icat eden Baudelaire Paris'te öldü. İkisi de 1821 doğumluydu ve ikisi de modern gözün ne gördüğünü sordu.
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

Takvim bugün iki adı yan yana koyuyor ve aralarındaki bağ ilk bakışta görünmüyor.
Hermann von Helmholtz 31 Ağustos 1821'de Potsdam'da doğdu. Charles Baudelaire 31 Ağustos 1867'de Paris'te öldü.
Aradaki asıl bağ tarihte değil: İkisi de 1821 doğumlu. Biri nisanda, öteki ağustosta. Ve ikisi de aynı soruyla uğraştı — farklı dillerde: Modern insan tam olarak neyi görüyor?
Helmholtz: Kant'ı laboratuvara sokmak
Helmholtz, on dokuzuncu yüzyıl biliminin en geniş kapsamlı ismiydi. Fizyolog, fizikçi, matematikçi ve filozof.
Enerjinin korunumu ilkesinin formülasyonuna katkıda bulundu. Sinir uyarısının hızını ölçtü — o zamana kadar bunun ölçülemeyecek kadar hızlı olduğu düşünülüyordu. Oftalmoskopu icat etti; göz hekimliği onun sayesinde göz içini görebilir hâle geldi. Renk görmesi, işitme ve ses üzerine kurucu çalışmalar yaptı.
Ama felsefe tarihindeki yeri bu buluşlardan gelmiyor.
Helmholtz, "Kant'a dönüş" hareketinin — zurück zu Kant — önde gelen isimlerinden biriydi. Ve dönüşü, Kant'ı olduğu gibi savunarak değil, onu deneysel bilimin sonuçlarıyla sınayarak yaptı.
İşaret kuramı
Helmholtz'un imzası sayılan öğreti algının işaret kuramı.
Sorun şuradan çıkıyor. Bir kırmızıyı gördüğümüzde, gözümüzde olan şey belirli dalga boyundaki bir uyarının sinir sisteminde yarattığı bir tepki. Peki bu tepki ile dışarıdaki nesne arasında nasıl bir ilişki var?
Klasik yanıt benzerlik der: Algı, nesnenin bir kopyasıdır.
Helmholtz bunu reddetti. Duyumlarımız nesnelerin kopyası değil, işaretidir. Bir işaret, gösterdiği şeye benzemek zorunda değildir — nasıl ki "masa" sözcüğü masaya benzemez.
Bu, sonuçları geniş bir hamle. Çünkü algının nesneye benzemediğini kabul edersek, algıdan nesneye nasıl geçtiğimizi açıklamamız gerekir. Helmholtz'un yanıtı bilinçdışı çıkarım: Zihin, duyu verilerinden alışkanlık ve deneyimle kurulmuş kurallar aracılığıyla nesneleri çıkarsar. Görmek, aslında farkında olmadan yapılan bir akıl yürütmedir.
Bu kavram, yüz elli yıl sonra bilişsel bilimin "öngörücü işleme" modellerinde hâlâ yaşıyor.
Kant'la hesaplaşma
Helmholtz'un Kant'a bağlılığı burada karmaşıklaşıyor.
Kant'a göre uzay, deneyimden çıkarılmış bir kavram değil; deneyimin a priori formudur. Ve o form Öklidçidir. Uzayı başka türlü tasavvur edemeyiz.
Helmholtz iki cepheden itiraz etti.
Fizyolojik cephe: Uzay algımızın nasıl kurulduğunu deneyle inceleyebiliriz — ve inceleme, uzay algısının öğrenilmiş bir yeti olduğunu gösteriyor.
Matematiksel cephe: Öklid dışı geometriler tutarlıdır. Helmholtz, sabit eğrilikli uzaylarda yaşayan varlıkların dünyalarını nasıl deneyimleyeceğini tarif eden ünlü düşünce deneyleri kurdu. Sonuç: Öklidçi uzay, düşüncenin zorunlu formu değil.
Buradan çıkan sonuç Kantçılıktan ciddi bir sapmadır. Helmholtz a priori olanı doğa biliminin sonuçlarına bağımlı kıldı. Yani: Deneyimin koşulları vardır, ama o koşulların ne olduğuna felsefe değil, bilim karar verir.
Bu, yeni-Kantçılığın kuruluşundaki temel gerilim. Bu köşede birkaç gün önce andığımız Lambert'in paralellik postulatı çalışması da aynı hattın erken bir halkasıydı.
Etkisi: Viyana'ya giden yol
Helmholtz'un işaret kuramı yirminci yüzyıl felsefesine doğrudan aktı.
Moritz Schlick — Viyana Çevresi'nin kurucusu — Helmholtz'un öğretisini alıp dönüştürdü: Kantçı uzay sezgisi anlayışını, algının nedensel kuramının deneyci bir sürümüne çevirdi. Mantıksal deneyciliğin algı anlayışı büyük ölçüde bu hattan gelir.
Ayrıca Ernst Cassirer, Hermann Cohen ve Marburg Okulu'nun tamamı Helmholtz'la hesaplaşarak kuruldu.
Helmholtz'un asıl mirası belki de şu: Epistemolojinin laboratuvara girebileceğini gösterdi. Bilginin koşulları üzerine düşünmenin, koltukta oturarak yapılacak bir iş olmadığını.
Baudelaire: modernliğin icadı
Aynı gün, 1867'de, Paris'te bir su tedavisi kliniğinde Charles Baudelaire öldü. Kırk altı yaşındaydı; son iki yılını felç ve afazi ile geçirmişti.
Baudelaire felsefeci değildi. Ama felsefeye bir kavram bıraktı: modernité.
Sözcüğü 1863 tarihli Modern Hayatın Ressamı denemesinde bugünkü anlamıyla ilk kez o kullandı. Tanımı şuydu: Modernlik, sanatın "geçici, kaçıcı, olumsal" olanıdır — sanatın öteki yarısı ise ebedî ve değişmez olandır.
Bu tanımın radikalliği gözden kaçar. Baudelaire'e kadar güzellik, geçiciliğe rağmen yakalanan bir şeydi. Baudelaire güzelliği geçiciliğin içine yerleştirdi.
Şehir, kalabalık, bakış
Baudelaire'in felsefeye kalıcı katkısı, modern deneyimin mekânını tarif etmesi: büyük şehir.
Kötülük Çiçekleri (1857), Haussmann'ın yeniden kurduğu Paris'in içinde yazıldı. Yıkılan mahalleler, açılan bulvarlar, cam kaplı pasajlar, gaz lambaları, kalabalık.
Baudelaire bu ortamda yeni bir figür tanımladı: flâneur — kalabalıkta amaçsızca dolaşan, bakan ama katılmayan gözlemci.
Bu figür, Walter Benjamin'in eline geçtiğinde bir yönteme dönüştü. Benjamin'in tamamlanmamış Pasajlar projesi, Baudelaire okumasından doğdu ve on dokuzuncu yüzyıl kapitalizminin fenomenolojisini kurma denemesiydi. Adorno, Kracauer ve bütün Frankfurt Okulu kültür çözümlemesi bu hattan geçer.
İki 1821'li
Helmholtz ile Baudelaire'in yolları hiç kesişmedi. Ama aynı problemin iki ucunda duruyorlar.
Helmholtz sorar: Göz nasıl görür? Yanıtı fizyolojiktir — duyum bir işarettir, algı bilinçdışı bir çıkarımdır. Modern öznenin dünyayla ilişkisi dolaylıdır ve o dolayımın mekanizması incelenebilir.
Baudelaire sorar: Modern insan neye bakar? Yanıtı estetiktir — geçici olana, kalabalığa, sokağa. Ve o bakışın kendisi yeni bir deneyim biçimi kurar.
İkisi de aynı şeyi söylüyor aslında: Görmek masum değildir. Görme, ne nesnenin edilgen kopyalanmasıdır ne de tarafsız bir kayıt. Kurulmuş, öğrenilmiş, tarihsel bir edimdir.
Bu tez, sitemizde bu ay ele aldığımız Don Ihde'nin teknolojik aracılık kuramına ve algoritmaların neyi görebildiğimizi belirlemesi tartışmasına kadar uzanıyor.
Bir yüzyıl önce sorulmuş bir soru, bugün ekran karşısında yeniden soruluyor.
Türkçede
Helmholtz'un metinleri Türkçede sınırlı; bilim felsefesi antolojilerinde parçalar hâlinde bulunuyor. Baudelaire'in Kötülük Çiçekleri, Paris Sıkıntısı ve Modern Hayatın Ressamı Türkçeye defalarca çevrildi. Benjamin'in Baudelaire üzerine yazıları da Türkçede mevcut.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe Tarihinde Bugün — 30 Ağustos: Mary Shelley'nin doğumu
Mary Wollstonecraft Shelley 30 Ağustos 1797'de Londra'da doğdu. On sekiz yaşında yazdığı Frankenstein, iki yüz yıl sonra yapay zekâ etiğinin en çok atıf alan edebî metni oldu. Aynı gün, 1871'de atom çekirdeğini keşfedecek olan Ernest Rutherford doğdu.

Felsefe Tarihinde Bugün — 29 Ağustos: John Locke'un doğumu
John Locke 29 Ağustos 1632'de Wrington'da doğdu. Zihni boş bir levha sayan bilgi kuramı, mülkiyeti emeğe bağlayan siyaset felsefesi ve hoşgörü savunusu, modern dünyanın kurucu metinleri arasında.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


