Felsefe Tarihinde Bugün — 28 Ağustos: Augustinus'un ölümü ve iki yeni vaazı
Augustinus 28 Ağustos 430'da, kuşatma altındaki Hippo'da öldü. Bin altı yüz yıl sonra, bu yıl açıklanan bir keşifle ona ait iki yeni vaaz gün yüzüne çıktı. Aynı gün, 1749'da Goethe doğdu.
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

Augustinus, 28 Ağustos 430'da Hippo Regius'ta — bugünkü Cezayir'in Annaba kentinde — öldü. Yetmiş beş yaşındaydı.
Ölümü sıradan bir ölüm değildi: Şehir Vandallar tarafından kuşatılmıştı. Roma'nın Kuzey Afrika'daki düzeni çözülürken, o düzenin en büyük düşünürü de sahneden çekiliyordu.
Otuz beş yıl boyunca Hippo piskoposluğunu yürütmüştü.
Yeni bir keşif: iki bilinmeyen vaaz
Bu yılın en dikkat çekici filoloji haberlerinden biri Augustinus'la ilgili.
Würzburg Üniversitesi'nden Latinist Christian Tornau, kendisine ulaşan bir el yazması üzerinde çalışmaya başladı: Aslen Bad Doberan Manastırı'na ait olan, bugün Polonya'daki Pelplin manastırında bulunan 12. yüzyıl tarihli bir cilt.
El yazması Augustinus'a ait altı vaaz içeriyordu. İkisi daha önce bilinmiyordu.
Metinler, Eski Ahit'in Endor'lu cadı anlatısını ele alıyor — Birinci Samuel'de, Kral Saul'un bir medyuma başvurup ölmüş peygamber Samuel'in ruhunu çağırttığı sahne. Yeni bulunan vaazlarda Augustinus, Saul'un sonunda tövbe etmiş ve Tanrı'nın merhametine kavuşmuş olabileceğini düşündürüyor.
Doğrulama süreci iki yıl sürdü. 2025 sonbaharında Viyana'da toplanan bir yaz okulunda yirmiye yakın Latin filolojisi uzmanı metinleri inceledi ve oybirliğiyle Augustinus'a ait olduklarına karar verdi.
İlk eleştirel basımın — Latince metin, Almanca çeviri, tarihsel ve teolojik bağlam ve özgünlük çözümlemesiyle birlikte — bu yılın sonunda yayımlanması planlanıyor.
Bin altı yüz yıl sonra bir düşünürün külliyatına iki metin eklenmesi, felsefe tarihinde sık rastlanan bir şey değil.
İtiraflar: felsefenin biçim değiştirdiği kitap
İtiraflar (yaklaşık 397-400), yalnızca içeriğiyle değil biçimiyle de yeni bir şey yaptı.
Felsefe o güne kadar diyalog, risale ya da mektup biçiminde yazılıyordu. Augustinus bir başkasına değil, doğrudan Tanrı'ya seslenen bir metin kurdu. Ama okur da oradadır; bu yüzden metin aynı anda hem dua hem itiraf hem çözümlemedir.
Batı edebiyatının ilk özyaşamöyküsü sayılması bundandır. Ama asıl yeniliği daha derin: İç dünyayı — bellek, arzu, kararsızlık, kendini aldatma — felsefi incelemenin konusu hâline getirdi.
Zaman: en çok alıntılanan pasaj
İtiraflar'ın on birinci kitabındaki zaman tartışması, felsefe tarihinin en çok alıntılanan bölümlerinden biri.
Augustinus şunu sorar: Zaman nedir? Ve ünlü cevabı verir: "Kimse sormazsa biliyorum; soran birine açıklamak istersem bilmiyorum."
Ardından geliştirdiği çözümleme çarpıcıdır. Geçmiş artık yoktur, gelecek henüz yoktur, şimdi ise uzamsız bir sınırdır. Öyleyse zaman nasıl ölçülür?
Augustinus'un yanıtı zamanı zihne taşır: Geçmiş bellekte, gelecek beklentide, şimdi dikkatte vardır. Zaman, ruhun bir gerilimidir (distentio animi).
Bu çözümleme Husserl'in iç zaman bilinci fenomenolojisini doğrudan etkiledi; Heidegger'in erken dersleri de Augustinus okumalarına dayanır.
İrade ve özgürlük
Augustinus'un ikinci büyük katkısı irade kavramı.
Yunan felsefesinde ahlaki başarısızlık genellikle bilgisizliktir: Kötüyü seçen kişi, iyiyi bilmiyordur. Augustinus buna itiraz eder. İtiraflar'daki armut hırsızlığı anlatısı bu itirazın kanıtıdır: Çocukken çaldığı armutları istemiyordu, aç değildi, meyveyi yemedi bile. Çalmayı, kötü olduğu için yaptı.
Buradan doğan soru Batı düşüncesini yüzyıllarca meşgul etti: İnsan bildiği iyiye karşı nasıl davranabilir? İrade nedir ve akıldan bağımsız olabilir mi?
Bu soru Kant'a, Schopenhauer'a ve nihayet Nietzsche'ye uzanır — bu köşede geçen hafta andığımız Nietzsche, Hıristiyan ahlakına en sert saldırıyı yaparken bile Augustinus'un açtığı psikolojik derinliği kullanıyordu.
Tanrı Devleti
410'da Roma yağmalandığında, suç Hıristiyanlara atıldı: Eski tanrılar terk edildiği için şehir düşmüştü.
Augustinus'un yanıtı Tanrı Devleti oldu; yirmi iki kitaplık, on beş yılda yazılmış bir eser.
Kitabın kurduğu ayrım siyaset felsefesinde kalıcı oldu: İki şehir vardır. Yeryüzü şehri kendini sevmeye, Tanrı şehri Tanrı'yı sevmeye dayanır. Bunlar iki ayrı kurum değil, tarih boyunca iç içe geçmiş iki yönelimdir.
Sonuç siyaset açısından ayıklayıcıdır: Hiçbir dünyevi düzen mutlak meşruiyet iddia edemez. Devlet gerekli ama nihai değildir.
Bu ayrım, Ortaçağ'da kilise-devlet tartışmasının çerçevesini kurdu; sekülerleşme tartışmalarında da izi sürülür.
1749: Goethe
Aynı gün, 1749'da Frankfurt'ta Johann Wolfgang von Goethe doğdu.
Goethe kendini filozof saymadı, hatta sistemli felsefeye mesafeliydi. Ama felsefe tarihindeki yeri tartışmasız.
Faust, bilme arzusunun sınırlarını konu alan modern edebiyatın en felsefi metni sayılır. Renk kuramı üzerine çalışması Newton'a karşı, deneyimin niteliksel yanını savunan bir bilim anlayışı önerdi — Wittgenstein'ın Renkler Üzerine Notlar'ı bu tartışmaya döner.
Doğa araştırmalarında geliştirdiği Urphänomen — ilk fenomen — kavramı, olguların ardında yasa aramak yerine olgunun kendisinde yapıyı görmeyi önerir. Bu tavır, Alman idealizmiyle ve özellikle Hegel'le yakın bir akrabalık taşır; ikisi de Weimar-Jena çevresindeydi.
Dün doğum yıldönümünü andığımız Hegel, Goethe'yi ziyaret etmiş ve renk kuramı konusunda ona hak vermişti.
Türkçede
Augustinus'un İtiraflar'ı Türkçeye birkaç kez çevrildi; Tanrı Devleti de Türkçede bulunuyor. Goethe'nin Faust'u ve Renk Öğretisi Türkçeye kazandırıldı.
Not: Augustinus fotoğrafın icadından on dört yüzyıl önce yaşadı. Kapaktaki görsel Philippe de Champaigne'in 1645-1650 arasında yaptığı portredir.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe Tarihinde Bugün — 27 Ağustos: Hegel'in doğumu
Georg Wilhelm Friedrich Hegel 27 Ağustos 1770'te Stuttgart'ta doğdu. Bugün doğumunun 256. yıl dönümü. Tarihi aklın açılımı olarak okuyan sistem, iki yüz yıldır hem en çok izlenen hem en çok reddedilen felsefe olmayı sürdürüyor.

Felsefe Tarihinde Bugün — 26 Ağustos: William James'in ölümü
Amerikan felsefesinin kurucu ismi William James 26 Ağustos 1910'da New Hampshire'daki evinde öldü. Aynı gün, 1728'de, pi sayısının irrasyonel olduğunu ilk kanıtlayan Johann Heinrich Lambert doğdu.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


