Öncül Analitik Felsefe: Türkiye'de bir geleneğin dijitalden kuruluşu
Türkiye'de felsefe uzun süre kıta geleneğinin ağırlığı altında okundu. Analitik felsefeyi Türkçede görünür kılan girişim ise üniversiteden değil, dijital bir dergiden çıktı. Bu, bir alanın nasıl kurulduğuna dair öğretici bir örnek.
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

Bir felsefe geleneğinin bir ülkede yerleşmesi için üç şey gerekir: çevrilmiş metinler, oturmuş bir terminoloji ve tartışacak bir topluluk.
Türkiye'de analitik felsefe uzun süre bu üçünden de yoksundu.
Nedeni tarihsel. Cumhuriyet döneminde felsefenin kurumsallaşması büyük ölçüde Alman geleneği üzerinden gerçekleşti; 1933 Üniversite Reformu'yla gelen hocalar fenomenoloji, Kant araştırmaları ve felsefe tarihi çizgisini taşıdı. Sitemizde ele aldığımız Bedia Akarsu ve Hilmi Ziya Ülken dosyaları bu hattın izini sürüyordu.
Frege'den Russell'a, Quine'dan Kripke'ye uzanan analitik damar ise Türkçeye geç ve dağınık geldi.
Boşluğu kim doldurdu?
Beklenen şey, boşluğun üniversiteler tarafından doldurulmasıydı: yeni kürsüler, yeni ders programları, yeni çeviri dizileri.
Olan başka oldu. Analitik felsefeyi Türkçede sistematik biçimde görünür kılan girişim, dijital bir dergiden çıktı.
Öncül Analitik Felsefe Dergisi, dil felsefesi, zihin felsefesi, metafizik, bilim felsefesi ve etik alanlarında çeviri ve telif metinler yayımlıyor; aynı zamanda bir YouTube kanalı yürütüyor.
Yaptığı iş üç başlıkta toplanabilir.
Çeviri. Analitik felsefenin klasik makaleleri ve çağdaş tartışmaları Türkçeye aktarılıyor. Bu, kitap çevirisinden farklı bir emek: Alan makale üzerinden ilerlediği için, güncel tartışmaya girmek makaleye erişmeyi gerektiriyor.
Terminoloji. Her çeviri aynı zamanda bir kavram kararıdır. Supervenience, grounding, truthmaker, rigid designator — bu terimlerin Türkçe karşılıkları büyük ölçüde son on beş yılda tartışılarak oturdu.
Topluluk. Belki de en önemlisi. Yorum, tartışma ve söyleşi formatları, dağınık ilgiyi bir muhataplar çevresine dönüştürüyor.
Neden bu model?
Burada dikkat çeken şey, sıralamanın tersine dönmesi.
Klasik model şöyle işler: Önce üniversitede kürsü kurulur, sonra öğrenci yetişir, sonra çeviri ve yayın gelir, en sonunda kamusal görünürlük oluşur.
Öncül örneğinde sıra tersine döndü: Önce kamusal görünürlük ve çeviri havuzu oluştu; akademik yerleşme bunu izliyor.
Bu, Türkiye'ye özgü bir tuhaflık değil. Dijital altyapının maliyetleri düşürdüğü her alanda benzer bir tersine dönüş görülüyor. Sitemizde ele aldığımız akademik felsefenin dijital arşivi dosyası da aynı olgunun başka bir yüzüydü.
Kıta–analitik ayrımı gerçek mi?
Öncül'ün varlığı, Türkiye'de örtük kalan bir ayrımı görünür kıldı: kıta felsefesi ile analitik felsefe.
Bu ayrımın kendisi tartışmalı. Coğrafi değil, çünkü analitik felsefenin kurucuları Avrupalıydı — Frege Alman, Wittgenstein Avusturyalı, Carnap ve Viyana Çevresi Orta Avrupalı. Yöntemsel de tam değil, çünkü her iki tarafta da argüman kuran ve kurmayan yazarlar var.
Ayrımın gerçek dayanağı kurumsal: iki farklı okuma listesi, iki farklı dergi kümesi, iki farklı atıf ağı.
Bu yüzden bir ülkede analitik felsefenin yerleşmesi, o ikinci ağa bağlanmak demektir. Öncül'ün yaptığı iş, tam olarak bir bağlantı kablosu çekmek.
Eksik kalan
Tabloyu fazla iyimser çizmemek gerekir.
Çeviri ve tanıtım, bir geleneğin alınmasıdır; kurulması değil. Bir sonraki aşama, Türkçede yazılmış analitik felsefe metinlerinin uluslararası tartışmaya katkı yapması.
Bunun için de üniversite tarafının devreye girmesi gerekiyor: lisansüstü programlar, düzenli çalıştaylar, hakemli yayın hattı. Sitemizde ele aldığımız dergi haritasında Öncül'ün yanında Beytulhikme ve Sofist gibi yayınların yer alması bu yönde bir işaret.
Ama asıl ölçüt niceliksel değil: Türkiye'den çıkan bir analitik felsefe makalesi, alandaki bir tartışmayı değiştirdi mi?
Bu sorunun yanıtı henüz "hayır"a yakın. Ve tam da bu yüzden soru, önümüzdeki on yılın gündemi.
Bir öneri
Türkiye'de felsefeye yeni ilgi duyanlar için hazırlanmış Türkçe kitap listeleri, Öncül'ün en çok okunan içerikleri arasında.
Bu ayrıntı küçük görünebilir ama bir şey gösteriyor: Bir geleneğin yerleşmesi, en çok giriş metinlerine bağlıdır. İleri düzey tartışma, ancak giriş kapısı açıksa okur bulur.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Türkiye'nin felsefe dergileri: düşüncenin sessiz arşivi genişliyor
Türkiye'de felsefi üretimi kitaplardan değil dergilerden okumak gerekiyor. İstanbul'dan Mersin'e, Bursa'dan Erzurum'a uzanan yirmiyi aşkın hakemli yayın, klasik felsefe tarihinden yapay zekâ etiğine genişleyen bir alanı kayda geçiriyor. Ama bu arşivin kendi sorunları da var.

Bedia Akarsu: Türkçeyi felsefenin dili yapan Cumhuriyet aydını
Dil, kültür, ahlak ve insan sorununu tek bir düşünsel çizgide buluşturan Akarsu, Türkiye'nin önde gelen felsefe profesörlerinden biri olmakla kalmadı; Türkçenin bir felsefe dili olarak kurulmasına da katkıda bulundu. Felsefe Terimleri Sözlüğü bugün hâlâ başvuru kaynağı.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


