Akıl ile inanç Vancouver'da: Mantık ve Din Dünya Kongresi eylülde
5. Dünya Mantık ve Din Kongresi 23-27 Eylül'de Vancouver'da toplanıyor. Program, klasik teoloji tartışmalarının yanına yapay zekâ, epistemik tutarlılık ve Jainizm'den Çin geleneğine uzanan başlıkları koyuyor. Ortak soru tek: İnsan hangi koşullarda akılcı biçimde inanabilir?
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.

Akıl ile inanç arasındaki ilişki, felsefenin en eski tartışmalarından biri. Platon ve Aristoteles'ten İbn Sînâ'ya, Aquinas'tan Kant'a uzanan bir hat boyunca aynı soru sorulmuştur: İnanmak için akla mı ihtiyaç var, yoksa aklın sınırlarının ötesinde bir inanç alanı mı var?
Bu tartışma bu ay Vancouver'da toplanıyor — ve gündeminde artık yapay zekâ da var.
5. Dünya Mantık ve Din Kongresi (WoCoLoR 2026), 23-27 Eylül tarihleri arasında Kanada'nın Vancouver kentinde düzenleniyor.
Oturumlar üç kurumda dağıtılmış: Simon Fraser University'nin şehir merkezindeki Harbour Centre kampüsü, University Canada West ve University of British Columbia'nın Robson Square binası.
Bildiri ve poster özetleri için son tarih haziran sonuydu; genişletilmiş özetler ağustos ortasında toplandı. Kongreye bildiri sunmadan dinleyici olarak katılmak da mümkün.
Kongrenin kapsamı: teolojiden ötesine
WoCoLoR'un ayırt edici yanı, mantık ile din ilişkisini klasik doğal teoloji tartışmalarıyla sınırlamaması.
Kongre kendini şöyle tanımlıyor: Mantık ile din, akıl ile iman, akılcı soruşturma ile ilahi vahiy arasındaki ilişkiyi araştırmak isteyen akademisyenler, araştırmacılar, öğrenciler ve kamuoyu için uluslararası bir forum.
Katılımcı disiplinlerin listesi de bu genişliği gösteriyor: mantık, felsefe, matematik, bilgisayar bilimi, psikoloji, dilbilim ve bilişsel bilimler — buna farklı din geleneklerinden araştırmacılar ekleniyor.
Üç dikkat çekici çalışma alanı
Yapay zekâ, iman ve epistemik tutarlılık. Programın en güncel başlığı. Sorusu şu: Bir inanç sistemi, kendi içinde tutarlı olmakla ne kazanır? Ve bu tutarlılığı bir yapay zekâ sistemi denetleyebilir mi? Sitemizde bu dönem izlediğimiz Derrida ve arşiv tartışmasının din felsefesi tarafındaki karşılığı.
Kâr ile imanın mantığı. Programın en sıra dışı başlığı. Kapitalizmin kâr mantığı ile dinî inancın değer üretme biçimleri arasındaki ilişkiyi konu ediniyor. Weber'in Protestan Ahlakı'ndan bu yana sosyolojinin alanı sayılan bir soruyu, mantık ve din felsefesi araçlarıyla yeniden açıyor.
Batı dışı gelenekler. Jainizm, Sihizm ve Çin geleneklerinin mantık ve erdem anlayışları ayrı bir çalışma grubunun konusu. Bu, karşılaştırmalı felsefede son yıllarda güçlenen bir eğilimin parçası — ve Daily Nous'ta bu ay tartışılan bir riske de değiniyor: Batı dışı düşünürleri kendi kavramlarımızın evcilleştirilmiş sürümlerine çevirmek.
Program ayrıca dinî paradokslar, feminist düşünce ve mistisizm başlıklarına da yer veriyor.
Neden bugün önemli?
Bütün bu başlıkların ortak noktasında tek bir soru duruyor: İnsan hangi koşullarda akılcı biçimde inanabilir?
Bu, yalnızca din felsefesinin sorusu değil. Bugünün bilgi krizinin de sorusu.
Yapay zekâ bilgi üretmeye başladı. Algoritmalar karar süreçlerinde giderek daha fazla rol alıyor. Ve insanlar aynı bilgiye erişebildikleri hâlde birbirinden tamamen farklı gerçekliklere inanıyorlar.
Bu köşede bu hafta andığımız Krista Lawlor'ın makullük çözümlemesi de aynı problemle uğraşıyordu: Bir insanın yanlış olduğunu düşünmek başka şey, neden öyle düşündüğünü anlayabilmek başka şey.
Din felsefesinin bu tartışmaya katkısı tarihsel bir avantajdan geliyor. Kanıtın yetersiz olduğu durumlarda inanmanın ne zaman meşru olduğu sorusu, bu alanda yüzyıllardır çalışılıyor. Bu köşede geçen hafta andığımız William James'in "İnanma İstenci" metni, o tartışmanın en bilinen örneği.
Vancouver'daki kongre bu yüzden yalnızca akademik bir buluşma değil: Yirmi birinci yüzyılda "akıl" dediğimiz şeyin anlamını yeniden düşünmek için bir zemin.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Bilim neden savunmasız kaldı? Zeynep Pamuk'tan radikal bir öneri
Oxford'lu siyaset kuramcısı, ABD'de araştırmaya yönelik saldırının kökenini 1950'de atılan bir temele bağlıyor: Bilim, siyaset dışı bir alan olarak savunuldu ve tam bu yüzden savunmasız kaldı. Önerisi ters yönde — bilimi daha çok siyasallaştırmak.

Nolan'ın Odysseus'u neden vicdan azabı çekiyor? Bir filozoftan sert itiraz
Etik felsefecisi Kathryn Lawson, Nolan'ın Odysseia uyarlamasına yönelttiği eleştiride Arendt, Levinas ve Weil'i tanık gösteriyor: Homeros'un Odysseus'u şiddetinden dolayı suçluluk duymaz ve bu bir kusur değil, bir uyarıdır. Kahramana vicdan takmak, hikâyenin etik derinliğini kesiyor.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


