Nolan'ın Odysseus'u neden vicdan azabı çekiyor? Bir filozoftan sert itiraz
Etik felsefecisi Kathryn Lawson, Nolan'ın Odysseia uyarlamasına yönelttiği eleştiride Arendt, Levinas ve Weil'i tanık gösteriyor: Homeros'un Odysseus'u şiddetinden dolayı suçluluk duymaz ve bu bir kusur değil, bir uyarıdır. Kahramana vicdan takmak, hikâyenin etik derinliğini kesiyor.
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.

Bir destanı uyarlarken kahramana çağdaş bir vicdan vermek, iyi niyetli bir tercih gibi görünür. Etik felsefecisi Kathryn Lawson'a göre bu, Nolan'ın Odysseia'sındaki en tehlikeli hata.
Halifax'taki University of King's College'da beşerî bilimler alanında öğretim üyesi olan Lawson, Simone Weil ve Hannah Arendt üzerine iki kitabın yazarı: Ecological Ethics and the Philosophy of Simone Weil ve Hannah Arendt and Simone Weil: Unprecedented Conversations.
IAI'de yayımlanan yazısında filme yönelttiği itiraz, sinema eleştirisinden çok bir siyaset felsefesi tartışması.
Önce filmin tezi
Christopher Nolan'ın uyarlaması, yaz gişe filmi olmasına rağmen büyük ölçüde yabancının etik talebi üzerine bir düşünme.
Filmin ana teması, konukseverlik yasasını Altın Kural'la birleştiriyor: yabancıya kapıyı kapatma, çünkü kim olduğunu bilemezsin; ve başkalarına sana davranılmasını istediğin gibi davran. Nolan bu ikisini birleştirip "Zeus'un Yasası" adını veriyor.
Klasikçi Emily Wilson — Odysseia'nın çok tartışılan İngilizce çevirisinin sahibi — London Review of Books'taki yazısında filmi yazımı bakımından sert biçimde eleştirdi; başlığı "Karmaşık Olmayan Bir Adam"dı. Slavoj Žižek ise beklediği devasa gişe filmini bulamadığını, karşısına mütevazı bir oda dramı çıktığını yazdı.
Lawson'ın itirazı ise başka bir yerden geliyor.
Homeros'a dönen üç düşünür
Lawson'ın tanıkları rastgele seçilmemiş. Hannah Arendt, Emmanuel Levinas ve Simone Weil — üçü de dünya savaşlarından sonra, yaşananları anlamlandırmak için Homeros'a döndü.
Weil'in 1940 tarihli İlyada, ya da Kuvvetin Şiiri denemesi bu okumanın en bilinen örneği. Sitemizde daha önce andığımız gibi, Weil'in tezi şuydu: İlyada'nın büyüklüğü, kuvveti ne yüceltmesi ne de gizlemesindedir. Kuvveti tarafsız biçimde, hem uygulayanı hem uğrayanı şeye dönüştüren bir mekanizma olarak gösterir.
Arendt ve Weil için Homeros destanları olağanüstüdür çünkü savaşı hem galiplerin hem mağlupların gözünden anlatır. Ozan, yıkılan şehirdeki "düşmanların" insanlığını tanıyabilmektedir. Şiir, kendi işlediği suçları görmenin açtığı uçuruma düşmeden sorumluluk üzerine düşünebilmektedir.
Kritik nokta: Odysseus suçluluk duymaz
Lawson'ın çözümlemesinin merkezinde tek bir gözlem var.
Homeros'un Odysseus'u işlediği şiddetten dolayı vicdan azabı çekmez. Taliplerin katli, hizmetçilerin asılması, yol boyunca dökülen kan — hiçbiri onda bir iç hesaplaşma başlatmaz.
Modern okur bunu destanın ahlaki ilkelliği sayma eğilimindedir. Lawson tersini savunuyor: Bu bir eksiklik değil, uyarıdır.
Destanın söylediği şudur: İktidar kendi zalimliğini nadiren fark eder. Gücü elinde tutanın kendi kendine dönüp "yanlış yaptım" demesi beklenemez. Şiddeti durduran şey failin vicdanı değil, dışarıdan gelen bir sınırdır — tanrılar, gelenek, konukseverlik yasası, ya da karşı güç.
Weil'in kuvvet çözümlemesi tam olarak bunu söyler. Kuvvet, uygulayanı da bozar; kendini sınırlama kapasitesini de yok eder.
Nolan'ın hatası
Nolan, Odysseus'a çağdaş bir vicdan taktığında Lawson'a göre hikâyenin etik derinliğini kesiyor.
Ortaya çıkan şey rahatlatıcı bir fantezi: Güçlü olanlar, ne yaptıklarını anladıklarında kendiliğinden değişecekler.
Lawson'ın karşı çıktığı tam bu. Gerçeklik başka bir şey gösteriyor. İktidarın kendini sınırladığı örnekler, kavrayışın değil, dışarıdan gelen bir direncin sonucudur.
Suçluluk duyan kahraman, seyirciye iyi hissettirir. Ama aynı zamanda dışarıdan sınır koyma ihtiyacını gereksiz kılar. Vicdan yeterliyse, kurumlara, yasalara ve karşı güce ne gerek var?
Levinas'ın yeri
Lawson'ın üçüncü tanığı Levinas, tartışmaya farklı bir kavram getiriyor: yüz.
Levinas'ta etik, ötekinin yüzüyle karşılaşmadan doğar. Yüz, hesaba katılamayan, kategoriye indirgenemeyen bir talep taşır: "Öldürmeyeceksin."
Bu, Odysseus okumasını keskinleştiriyor. Etik talep failin içinden değil, dışarıdan gelir. Ötekinin varlığından. İçselleştirilmiş bir vicdan, o dışarıdanlığı ortadan kaldırır — ve etiği failin kendi psikolojisine hapseder.
Nolan'ın Odysseus'u kendisiyle hesaplaşır. Homeros'un Odysseus'u ise başkalarıyla, tanrılarla ve yasayla hesaplaşmak zorundadır.
İkincisi daha az konforlu, ama Lawson'a göre daha gerçekçi.
Karşı görüş
Lawson'ın tezine yöneltilebilecek itirazlar da var ve onları da kaydetmek gerekir.
Birincisi biçimsel: Bir uyarlama, kaynağın etik yapısını korumakla yükümlü müdür? Sinema kendi araçlarıyla başka bir soru sorabilir.
İkincisi kuramsal: Suçluluğun siyasal olarak işlevsiz olduğu iddiası fazla kesin olabilir. Savaş sonrası Almanya'daki hesaplaşma tartışmaları — Karl Jaspers'ın Suçluluk Sorunu kitabı dahil — kolektif suçluluğun kurumsal sonuçlar üretebildiğini gösteriyor.
Üçüncüsü tarihsel: Homeros'un Odysseus'unun vicdan taşımaması, o dönemin ahlaki söz dağarcığının farklılığından da kaynaklanabilir. Antik Yunan'da "suçluluk" kategorisi bizim anladığımız biçimde mevcut değildi; utanç kültürü ile suçluluk kültürü ayrımı klasik filolojinin eski tartışmalarından.
Lawson'ın gücü bu itirazları çürütmesinde değil, soruyu doğru yere koymasında: Bir anlatının etik değeri, seyirciyi rahatlatmasında mı, yoksa rahatsız etmesinde mi?
Eylül'de Londra'da
Emily Wilson, eylül ayında Londra'da düzenlenecek HowTheLightGetsIn festivalinde "Ego ve Destan" başlıklı bir tartışmaya katılacak. Kendisini felsefe ve müzik alanındaki en büyük festival olarak tanımlayan etkinlikte Louis Theroux, Roger Penrose ve Mariana Mazzucato gibi isimler de konuşacak.
Homeros tartışmasının bu yıl içinde birden fazla mecrada sürmesi tesadüf değil. Yabancı, konukseverlik ve şiddetin sınırı — üçü de bugünün gündeminde.
Not: Bu yazı filmin bir eleştirisi değil, filmin açtığı felsefi tartışmanın aktarımıdır.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

8,3 milyar yapay persona: MatrAIx insanlığı simüle edebilir mi?
Harvard ve MIT öncülüğünde 93 araştırmacının hazırladığı çalışma, dünyanın her sakini için bir profil oluşturduğunu ve yapay zekâ sistemlerinin bu simüle edilmiş nüfus üzerinde test edilebileceğini bildiriyor. Teknik iddia güçlü; felsefi soru daha da büyük.

Teknoloji felsefesi merkez sahneye çıkıyor: alanın kapsamlı el kitabı
Shannon Vallor'ın editörlüğündeki Oxford el kitabı, teknoloji felsefesinin artık tali bir alan olmadığını gösteriyor. Heidegger'den Ellul'a, Don Ihde'nin postfenomenolojisinden algoritma etiğine uzanan hat, alanın haritasını çıkarıyor.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


