Schelling: doğayı uyuyan tin sayan filozof neden geri döndü?
Yirmi üç yaşında profesör oldu, Hegel'in gölgesinde kaldı, sonra unutuldu. Ama son otuz yılda Schelling'in doğa felsefesi ve özgürlük incelemesi yeniden okunuyor. Nedeni basit: İnsanı doğanın dışına koymadan düşünmenin yolunu arayan ilk büyük deneme onunkiydi.
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

Felsefe tarihinde bazı isimler, hak ettiklerinden daha az anıldıkları için değil, yanlış nedenle anıldıkları için gölgede kalır.
Friedrich Wilhelm Joseph Schelling (1775-1854) bunun en iyi örneği. Uzun süre "Fichte ile Hegel arasındaki ara durak" olarak öğretildi. Ders kitaplarında Alman idealizminin üç isimli zincirinin ortasında duran, kendi başına pek de gerekli olmayan bir halka.
Son otuz yılda bu tablo değişti. Schelling bugün yalnızca felsefe tarihi konusu değil; ekoloji, çağdaş metafizik ve din felsefesi tartışmalarında adı geçen bir düşünür.
Nedenini anlamak için başa dönmek gerekiyor.
Erken olgunluk
Schelling, Tübingen'deki ilahiyat okulunda iki oda arkadaşıyla birlikteydi: Hegel ve Hölderlin. Üçü de Fransız Devrimi'nin coşkusunu paylaşıyordu. Bu köşede iki gün önce Hegel'in doğumunu anmıştık; aynı odadan çıkan üç isimden ikisi felsefe tarihinin yönünü belirledi.
Ama sıralamada bir tuhaflık var. Schelling üçünün en gencidir — Hegel'den beş yaş küçük — ve en erken olgunlaşanıdır.
Yirmi bir yaşında ilk önemli metinlerini yayımladı. Yirmi üç yaşında Jena'da profesör oldu. Hegel o sıralarda hâlâ özel öğretmenlik yapıyordu ve Jena'ya Schelling'in yardımıyla geldi; ilk yıllarda birlikte bir dergi çıkardılar.
Bu erken parlaklık sonradan aleyhine işledi. Hegel 1807'de Tinin Görüngübilimi'nin önsözünde, adını vermeden Schelling'in mutlak anlayışını "bütün ineklerin siyah olduğu gece" diye küçümsedi. Dostluk bitti; felsefe tarihi yazımı da uzun süre Hegel'in tarafını tuttu.
Doğa felsefesi: unutulmuş yarım
Schelling'in ilk büyük katkısı Naturphilosophie — doğa felsefesi.
Sorunu şuydu. Kant ve Fichte, özneyi felsefenin merkezine koymuştu. Bilgi, öznenin dünyayı kurma biçimiyle açıklanıyordu. Ama bu, doğayı yalnızca bilincin karşısındaki nesne hâline getiriyordu: ölü, edilgen, kendinde anlamsız bir malzeme.
Schelling bu tabloyu kabul etmedi. Ona göre eğer bilinç doğadan çıkmışsa — ki çıkmıştır — doğanın kendisinde bilincin imkânını hazırlayan bir şey olmalıdır.
Formülü ünlüdür: "Doğa görünür tindir; tin görünmez doğadır."
Buradaki iddia mistik değil, yapısal. Schelling'e göre doğa, yalnızca yasalara uyan bir mekanizma değil; kademeli olarak kendi üzerine katlanan, karmaşıklaşan ve sonunda kendinin bilincine varan bir süreçtir. Cansız maddeden organizmaya, organizmadan bilince uzanan hat, dışarıdan eklenmiş bir sıçrama dizisi değildir.
O yüzden Schelling'de doğa "ürün" değil, üretkenliktir (natura naturans). Gördüğümüz nesneler, sürmekte olan bir etkinliğin geçici durakları.
Bu, dönemin bilimiyle canlı bir alışveriş içinde geliştirildi. Schelling elektrik, manyetizma ve kimyasal süreçler üzerine yeni bulguları yakından izledi; kutupluluk — her etkinliğin karşıt bir kuvvetle birlikte iş görmesi — onun temel açıklama şemasıydı.
Özdeşlik ve sanat
Schelling'in ikinci dönemi özdeşlik felsefesi.
Soru şu: Düşünce ile doğa, özne ile nesne birbirine nasıl uyuyor? Bir denklemin dünyayı açıklaması neden mümkün?
Yanıtı radikal: İkisi de aynı temel gerçekliğin iki görünümüdür. Mutlak, özne ile nesnenin henüz ayrılmadığı kayıtsızlık noktasıdır.
Ama böyle bir şey nasıl bilinir? Kavramla değil — çünkü kavram zaten ayırır.
Schelling'in yanıtı, felsefe tarihinde ender bir hamledir: sanat.
Aşkın İdealizm Sistemi'nin (1800) son bölümüne göre sanat yapıtı, bilinçli ve bilinçsiz etkinliğin aynı anda iş gördüğü tek yerdir. Sanatçı ne yaptığını bilir; ama yapıtta bilmediği bir şey de görünür hâle gelir. Bu yüzden sanat, felsefenin organonudur — kanıtlama aracıdır.
Alman romantizminin sanata verdiği ağırlık büyük ölçüde buradan gelir.
1809: özgürlük ve kötülük
Schelling'in bugün en çok okunan metni, 1809 tarihli İnsan Özgürlüğünün Özü Üzerine Felsefi İncelemeler.
Sorusu klasiktir ama ele alışı değil: Eğer her şey mutlak bir temelden çıkıyorsa, kötülük nereden geliyor?
Alışıldık yanıt kötülüğü eksiklik sayar: iyiliğin yokluğu, bir tür kusur. Schelling bunu reddeder. Ona göre kötülük olumlu bir güçtür; insanın kendi tikelliğini bütünün yerine geçirme kapasitesidir. Ve bu kapasite, özgürlüğün bedelidir: İyiyi seçebilen bir varlık, kötüyü de seçebilmelidir.
Metnin asıl radikalliği daha derinde. Schelling, temelin kendisinde karanlık bir yan olduğunu söyler: akla direnen, kavramsallaştırılamayan bir zemin. Akıl bu zeminden doğar ama onu tüketemez.
Bu, Alman idealizminin kendi içinden gelen en ciddi öz-eleştiridir. Çünkü söylediği şudur: Gerçeklik, düşünceye bakiyesiz biçimde çevrilemez.
Heidegger 1936'da bu metin üzerine bir ders verdi ve onu Alman felsefesinin doruk noktalarından biri saydı.
Geç dönem: olumsuz ve olumlu felsefe
Schelling'in son dönemi uzun süre karanlıkta kaldı; ders notları ancak sonradan yayımlandı.
Buradaki ayrım şu: Olumsuz felsefe, bir şeyin ne olduğunu — özünü — düşünceyle kavrar. Mantık ve kavram çözümlemesi bunu yapar. Ama bir şeyin var olduğu olgusunu üretemez.
Schelling'e göre varlığın olgusallığı, kavramdan çıkarsanamayan bir şeydir. Onu ancak olumlu felsefe ele alabilir: tarihten, mitolojiden, dinsel deneyimden ve olup bitmiş olandan yola çıkan bir düşünme.
Bu, Hegel'e doğrudan bir itirazdır. Hegel'de gerçeklik kavramın açılımıdır; Schelling'de kavram, gerçekliği daima geriden takip eder.
Berlin'de 1841'de verdiği bu derslerin dinleyicileri arasında genç Kierkegaard, Bakunin ve Engels vardı. Kierkegaard başlangıçta coşkuluydu, sonra hayal kırıklığına uğradı — ama "olgusallığın kavramdan çıkarsanamayacağı" fikri onda kaldı ve varoluşçuluğun çekirdeğine yerleşti.
Neden geri döndü?
Schelling'in son otuz yıldaki dönüşünün üç nedeni var.
Ekoloji. Doğayı edilgen bir kaynak olarak gören anlayış eleştiriye uğradıkça, doğayı üretken ve kendi içinde değerli sayan bir düşünür ilgi çekici hâle geldi. Schelling'in "doğa ürün değil üretkenliktir" tezi, çevre felsefesinde doğrudan kullanılıyor.
Yeni metafizik. Bu ay bu köşede andığımız spekülatif realizm tartışmasında, Iain Hamilton Grant'in çalışması doğrudan Schelling'e dayanıyor. Grant'in adlandırmasıyla "aşkın materyalizm", Schelling'in doğa felsefesini çağdaş bir programa çeviriyor.
Akla direnen zemin. Aklın kendini bütünüyle temellendiremeyeceği fikri — Schelling'in 1809'da "karanlık zemin" dediği şey — yirminci yüzyılda Heidegger'den Adorno'ya, psikanalizden Deleuze'e uzanan geniş bir hatta yankılandı. Slavoj Žižek'in Schelling üzerine iki kitap yazması da bu ilgiyi gösteriyor.
Bir kadraj sorusu
Schelling'i "Hegel'e giden yol" olarak okumak, bu üç damarın hiçbirini görünür kılmıyor.
Onu kendi başına okumak ise başka bir soruyu öne çıkarıyor: İnsanı doğanın dışına koymadan, ama onu doğaya indirgemeden de düşünmek mümkün mü?
Bu soru bugün yalnızca bir felsefe tarihi sorusu değil. Sinirbilimden ekolojiye, yapay zekâdan biyoetiğe uzanan tartışmaların ortak zemininde duruyor.
Schelling'in yanıtı eksikti, tutarsızdı ve sistemini üç kez baştan kurmak zorunda kaldı. Ama soruyu ilk kuran oydu.
Bir not: kapaktaki fotoğraf
Kapaktaki görsel bir tablo değil, fotoğraf. 1848 tarihli bir dagerreyotip.
Alman idealizminin büyük isimleri arasında fotoğrafın icadını görecek kadar yaşayan tek kişi Schelling'dir. Kant 1804'te, Fichte 1814'te, Hegel 1831'de öldü. Schelling 1854'e kadar yaşadı.
Fotoğraftaki yaşlı adam, Hegel'in ölümünden yirmi üç yıl sonra hâlâ ders vermeye devam ediyordu.
Türkçede
Schelling'in Sanat Felsefesi, İnsan Özgürlüğünün Özü Üzerine ve Aşkın İdealizm Sistemi Türkçeye çevrildi. Geç dönem ders notları henüz Türkçede bulunmuyor.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Derrida yapay zekâ çağında neden yeniden okunuyor?
Yapay zekâ tartışması çoğunlukla makinenin düşünüp düşünmediği etrafında dönüyor. Derrida'nın arşiv, yazı, iz ve sorumluluk üzerine düşünceleri soruyu bir adım geriye çekiyor: Makineler yazmaya ve hatırlamaya başladığında 'yazar', 'özne' ve 'sorumluluk' kavramlarına ne oluyor?

Yapay zekâ çağında Don Ihde: teknoloji insan deneyimini nasıl değiştiriyor?
Postfenomenolojinin kurucusu Don Ihde 2024'te, doksanıncı doğum gününden üç gün sonra öldü. Stony Brook'ta düzenlenen anma konferansı ve ardından gelen tartışmalar, onun aracılık kuramının yapay zekâ çağında beklenmedik bir güncellik kazandığını gösteriyor.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


