Felsefe Tarihinde Bugün — 24 Ekim: Tycho Brahe ve Leeuwenhoek, görmenin araçları
24 Ekim 1601'de Prag'da ölen Tycho Brahe, teleskop öncesi çağın en kesin gözlemlerini yaptı ve verilerini Kepler'e bıraktı; 24 Ekim 1632'de Delft'te doğan Antoni van Leeuwenhoek, kendi yaptığı merceklerle kimsenin görmediği bir dünyayı gördü. İki tarih, bilgi felsefesinin aynı sorusunu açıyor: Görmek ile bilmek arasında araç ne yapar?
Kültür Servisi
Kitap, dergi ve etkinlik haberleri.

Bilim tarihinin iki doğum günü ve bir ölüm günü aynı tarihe düşer ve aralarında otuz bir yıl vardır. 24 Ekim 1601'de Danimarkalı soylu Tycho Brahe, Prag'da, imparator II. Rudolf'un sarayında bir ziyafetin ardından, efsaneye göre nezaket gereği sofradan kalkmadığı için patlayan mesanesinden ölmek üzereydi; birkaç gün önce başlayan hastalık o gece sona erdi. 24 Ekim 1632'de Hollanda'nın Delft kentinde bir sepet yapımcısının oğlu Antoni van Leeuwenhoek doğdu. Birincisi gökyüzüne çıplak gözle bakan son büyük gözlemci, ikincisi mikroskopla kimsenin görmediği bir dünyayı ilk gören adamdı. Felsefe için ikisi de aynı soruyu sorar: Bilgi gözlemden gelirse, gözlemin araçları bilgiye ne yapar?
Tycho: Kesinliğin bedeli
Tycho Brahe (1546-1601) teleskopu görmedi; 1609'da Galileo gökyüzüne teleskop çevirdiğinde o sekiz yıldır ölüydü. Ama Hven adasındaki Uraniborg gözlemevinde, kendi tasarladığı dev kadranlar ve sekstantlarla, çıplak gözün sınırında, bir yay dakikasının altında hassasiyetle yirmi yıl boyunca gezegen konumlarını kaydetti. 1572'de Cassiopeia'da beliren "yeni yıldız"ın (bir süpernova) hiçbir paralaksı olmadığını, yani ayın ötesinde, Aristoteles'in "değişmez" gökküresinde olduğunu gösterdi; 1577 kuyruklu yıldızının da ay-altı atmosferik bir olgu değil, gezegenler arasında dolaşan bir gökcismi olduğunu kanıtladı. Aristotelesçi kozmosun kristal küreleri bu gözlemlerle çatladı.
Tycho'nun felsefi önemi burada başlar: Kopernik'i okumuş, güneş merkezli sistemin matematiksel zarafetini takdir etmiş, ama kabul etmemişti. Gerekçesi fizik ve gözlemdi: Dünya dönüyorsa yıldızlarda yıllık paralaks görülmeliydi ve kendi hassas ölçümleri bunu göstermiyordu (yıldızlar sanıldığından çok daha uzaktaydı; paralaks ancak 1838'de ölçülebildi). Bu yüzden "Tychonik sistem"i önerdi: Dünya sabit, güneş dünyanın etrafında, diğer gezegenler güneşin etrafında dönüyor. Bugün yanlış bildiğimiz bu sistem, kendi döneminde ampirik olarak en savunulabilir modeldi. Bilim felsefesi için ders açık: Kanıt teoriyi tek başına belirlemez; aynı veriler birden fazla modelle uyumlu olabilir ve "doğru" teori bazen mevcut kanıtla değil, henüz yapılamayan bir ölçümle ayrılır.
Tycho'nun asıl mirası ise ölümünden sonra geldi. 1600'de Prag'a asistan olarak aldığı Johannes Kepler, ölümünden sonra gözlem defterlerini ele geçirdi (Tycho'nun mirasçılarıyla uzun bir çekişme sonucunda) ve Mars'ın yörüngesini bu verilerle hesaplamaya girişti. Dairesel yörüngeyle veriler arasındaki sekiz yay dakikalık fark, Kepler'in ünlü sözüyle, "astronominin yeniden kurulmasına yol açtı": Tycho'nun gözlemlerine güvenmeseydi bu farkı ölçüm hatası sayabilirdi; güvendiği için elipsi buldu. Kesin veri olmadan kuram, Kepler olmadan veri kördü. Francis Bacon birkaç yıl sonra tam bu iş bölümünü yazacaktı: Ampirikler karınca, akılcılar örümcek, gerçek bilim arı gibi olmalı.
Leeuwenhoek: Aracın açtığı dünya
Leeuwenhoek (1632-1723) bilim insanı değildi; Delft'te kumaş tüccarıydı, Latince bilmiyordu, üniversiteye gitmemişti. Kumaşın dokusunu incelemek için kullanılan büyüteçlerden yola çıkarak, kendi döktüğü ve parlattığı minik merceklerle dönemin en güçlü mikroskoplarını yaptı: Hooke'un bileşik mikroskoplarının otuz-elli kat büyütmesine karşılık onun tek mercekli aletleri iki yüz yetmiş kata ulaşıyordu. 1674'ten itibaren Royal Society'ye yazdığı yüzlerce mektupta gördüklerini bildirdi: Bir damla göl suyunda kaynaşan "animalcule"ler, 1676'da bakteriler, 1677'de spermatozoa, kırmızı kan hücreleri, kılcal damarlarda kan dolaşımı, kas liflerinin yapısı. Royal Society önce inanmadı; 1677'de Delft'e bir heyet gönderip tanıklık istedi. 1680'de onu üye seçti.
Leeuwenhoek'un hikâyesi, Husserl'in "yaşam dünyası"ndan bilimin matematikleştirilmiş doğasına geçişin somut anıdır. Mikroskop yalnızca görüşü büyütmedi; algının ulaşamadığı bir gerçeklik katmanının var olduğunu ve bu katmanın yalnızca araç dolayımıyla bilinebileceğini gösterdi. Bu, epistemolojik bir kriz yarattı: Çıplak gözün "doğal" dünyası mı gerçekti, mercek altındaki mi? Locke, tam bu yıllarda yazdığı Deneme'de "mikroskobik gözler"e sahip olsaydık nesnelerin bize nasıl görüneceğini düşünür ve ikincil niteliklerin (renk, doku) algılayana bağlı olduğunu savunurken Leeuwenhoek'un keşiflerini aklında tutar. Bugün Ian Hacking'in sorusu da aynıdır: Mikroskopla "görüyor" muyuz, yoksa aletin ürettiği bir temsili mi yorumluyoruz? Hacking'in cevabı, farklı fiziksel ilkelere dayanan mikroskopların aynı yapıları göstermesinin bizi gerçekçi olmaya zorladığıdır; Leeuwenhoek'un spermatozoonlarını bugün elektron mikroskobunda görmemiz onun doğru gördüğünün kanıtıdır.
İki adamı birleştiren şey araçtı: Birisi çıplak gözün hassasiyetini sınırına kadar zorladı, diğeri gözün sınırını aşan bir araç yaptı. Tycho'nun kadranı ve Leeuwenhoek'un merceği, bilimsel bilginin yalnızca akılla değil, aracın tasarımıyla, ölçümün disipliniyle ve verinin başkasına devredilebilmesiyle ilerlediğini gösterir. Kepler, Tycho'nun verisi olmadan elipsi bulamazdı; Royal Society, Leeuwenhoek'un mektupları olmadan görünmez dünyaya inanmazdı. Bilgi, tek bir zihnin değil, araçlar ve kuşaklar arasında kurulan bir ağın ürünüdür. Noller'in bugün yapay zekâ için söylediği şeyin, dört yüzyıl önceki ilk örnekleri.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe Tarihinde Bugün — 26 Ekim: Elizabeth Cady Stanton ve 'Kadının Kutsal Kitabı'
26 Ekim 1902'de New York'ta ölen Elizabeth Cady Stanton, 1848 Seneca Falls'ta 'bütün erkekler ve kadınlar eşit yaratılmıştır' diye yazan, yaşamının sonunda da kutsal metni kadın gözüyle yeniden okumaya cesaret eden düşünürdü. Oy hakkı mücadelesinin ötesinde: doğal haklar, din eleştirisi ve 'benliğin yalnızlığı'.

Felsefe Tarihinde Bugün — 25 Ekim: Max Stirner, 'Biricik' ve Mülkiyeti
25 Ekim 1806'da Bayreuth'ta doğan Max Stirner, Hegel sonrası Alman felsefesinin en radikal kitabını yazdı: Biricik ve Mülkiyeti (1844). Tanrı'yı yıkan Feuerbach'ın yerine 'İnsan'ı, devleti yıkan liberallerin yerine 'toplum'u koyduğunu söyledi; hepsini 'kafadaki hayaletler' ilan etti. Marx'ı Alman İdeolojisi'ni yazmaya iten, Nietzsche'yle ilişkisi hâlâ tartışılan bir düşünür.







.jpg?width=500)






