Felsefe Tarihinde Bugün — 26 Ekim: Elizabeth Cady Stanton ve 'Kadının Kutsal Kitabı'
26 Ekim 1902'de New York'ta ölen Elizabeth Cady Stanton, 1848 Seneca Falls'ta 'bütün erkekler ve kadınlar eşit yaratılmıştır' diye yazan, yaşamının sonunda da kutsal metni kadın gözüyle yeniden okumaya cesaret eden düşünürdü. Oy hakkı mücadelesinin ötesinde: doğal haklar, din eleştirisi ve 'benliğin yalnızlığı'.
Kültür Servisi
Kitap, dergi ve etkinlik haberleri.

Jefferson'ın cümlesine tek bir sözcük ekleyerek bir devrim yapılabilir mi? 1848 Temmuz'unda New York'un Seneca Falls kasabasında, Elizabeth Cady Stanton'ın kaleme aldığı "Duygular Deklarasyonu" tam bunu yaptı: "Bütün erkekler ve kadınlar eşit yaratılmıştır." Bağımsızlık Bildirgesi'nin biçimini ödünç alan metin, kralın suçlarının yerine erkeğin kadına karşı "tekrarlanan haksızlıklarını" sıraladı; oy hakkı maddesi o kadar radikaldi ki toplantıdaki pek çok kişi imzalamaktan çekindi. 26 Ekim 1902'de, 86 yaşında New York'ta ölen Stanton, Amerikan kadın hareketinin yalnızca örgütçüsü değil, filozofuydu; ve en cesur fikirlerini hareketin kendisinin bile taşıyamadığı bir düşünür.
Doğal haklar kadınlar için de geçerliyse
Stanton 1815'te bir yargıcın kızı olarak doğdu; babasının kütüphanesinde hukuk kitaplarını okuyarak kadınların mülk, velayet ve sözleşme haklarından nasıl yoksun bırakıldığını erken yaşta öğrendi. Felsefi dayanağı Aydınlanma'nın doğal haklar öğretisiydi: Locke'un ve Jefferson'ın "devredilemez haklar"ı insana insan olduğu için verilmişse, bu hakların yarı insanlığa uygulanmaması mantıksal bir skandaldı. Mary Wollstonecraft'ın Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi'nden (1792) yarım yüzyıl sonra Stanton aynı argümanı siyasal bir programa dönüştürdü: Eşitlik lütuf değil, tutarlılık meselesidir.
Ama Stanton liberal doğal haklar çerçevesinin sınırlarını da gördü. 1860'larda, savaş sonrası anayasa değişiklikleri siyah erkeklere oy hakkı tanırken kadınları dışarıda bıraktığında, eski müttefiki Frederick Douglass'la yolları acı biçimde ayrıldı; bu dönemde kullandığı bazı ifadeler, eğitimli beyaz kadınların oyunu "cahil" göçmen ve siyah erkeklerin oyunun karşısına koyması, mirasının bugün en çok tartışılan yanı. Eşitlik için savaşan düşünür, eşitliği kendi sınıfının ve ırkının penceresinden görmekten kurtulamadı; feminist düşünce tarihinin bu kör noktayı sonradan ne kadar ağır ödediği biliniyor.
Kadının Kutsal Kitabı
Stanton'ın en özgün felsefi müdahalesi oy hakkı değil, din eleştirisiydi. Kadınların ikincilleştirilmesinin kaynağının hukuk değil teoloji olduğuna, Havva'nın "günahı" hikâyesinin bütün bir toplumsal düzeni meşrulaştırdığına inandı. 1895 ve 1898'de iki cilt hâlinde yayımladığı The Woman's Bible (Kadının Kutsal Kitabı), kadınlardan oluşan bir komiteyle Kutsal Kitap'ın kadınlara ilişkin pasajlarını yeniden yorumladı: Yaratılış'ın ilk anlatısında kadın ve erkek aynı anda ve eşit yaratılmıştı; "kaburga kemiği" hikâyesi sonradan eklenmiş bir alegoriydi; Havva'nın bilgi ağacına uzanması cezalandırılacak bir günah değil, bilgiye duyulan kadınca bir cesaretti. Kitap kutsal metni ilahi otorite olarak değil, erkeklerin yazdığı tarihsel bir belge olarak okuyordu; Spinoza'dan beri sürdürülen metin eleştirisi geleneğinin feminist uygulamasıydı.
Sonuç skandaldı. Stanton'ın kurduğu Ulusal Amerikan Kadın Oy Hakkı Derneği, 1896 kongresinde kitabı resmen reddetti; genç kuşak, dini karşısına alan bir hareketin oy hakkını kazanamayacağını düşünüyordu. Susan B. Anthony, en yakın yol arkadaşı, kitabı savundu ama hareketin pragmatizmine karşı koyamadı. Stanton, hareketin kendisinin "fazla radikal" bulduğu kurucusuna dönüştü; feminist teolojinin yüz yıl sonra, Mary Daly ve Phyllis Trible'la yeniden keşfedeceği soruları tek başına sormuştu.
Benliğin yalnızlığı
1892'de, 76 yaşında, Kongre komitesi önünde yaptığı "The Solitude of Self" (Benliğin Yalnızlığı) konuşması, Stanton'ın felsefi vasiyeti sayılır. Oy hakkını fayda ya da adalet argümanlarıyla değil, varoluşsal bir gözlemle savunur: Her insan, Robinson Crusoe gibi, kendi hayatının adasında tek başınadır; doğumda, ölümde, acıda ve kararda kimse yerimize geçemez. Bu "yalnızlık" bireyin kendi aklını ve iradesini kullanmasını zorunlu kılar; kadını erkeğin korumasına bırakan toplum, onu kaçınılmaz yalnızlığına hazırlıksız bırakmış olur. Konuşmanın dili Emerson'ın kendine güven idealine ve Protestan bireyciliğine yaslanır; ama vardığı sonuç, kadının siyasal ve eğitimsel haklarının "lüks" değil, insan olmanın asgari koşulu olduğudur.
Stanton'ın felsefi önemi, hareketin taktik ihtiyaçlarının ötesinde düşünmesinde yatar. Oy hakkı 1920'de, ölümünden on sekiz yıl sonra geldi; ama onun asıl soruları, eşitliğin dinî ve kültürel kaynaklarla ilişkisi, bireyin özerkliğinin toplumsal koşulları, hak hareketlerinin kendi içindeki dışlamalar, bugün de feminist felsefenin gündeminde. Seneca Falls'ta eklediği o tek sözcük, "kadınlar", Aydınlanma'nın kendi vaadini kendisine karşı okumanın en kısa formülü olarak kaldı.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe Tarihinde Bugün — 25 Ekim: Max Stirner, 'Biricik' ve Mülkiyeti
25 Ekim 1806'da Bayreuth'ta doğan Max Stirner, Hegel sonrası Alman felsefesinin en radikal kitabını yazdı: Biricik ve Mülkiyeti (1844). Tanrı'yı yıkan Feuerbach'ın yerine 'İnsan'ı, devleti yıkan liberallerin yerine 'toplum'u koyduğunu söyledi; hepsini 'kafadaki hayaletler' ilan etti. Marx'ı Alman İdeolojisi'ni yazmaya iten, Nietzsche'yle ilişkisi hâlâ tartışılan bir düşünür.
Friedrich Nietzsche








.jpg?width=500)






