Felsefe Tarihinde Bugün — 20 Ekim: John Dewey, demokrasiyi bir yaşam biçimi olarak düşünen filozof
20 Ekim 1859'da Vermont'ta doğan John Dewey, Amerikan pragmatizmini bir eğitim, demokrasi ve kamu felsefesine dönüştürdü. Demokrasi ona göre bir yönetim biçimi değil, 'ortak yaşantının bir biçimi'ydi; eğitim yaşama hazırlık değil, yaşamın kendisi. Lippmann'la tartışması, Çin ve Türkiye raporları ve 'kamu'nun gölgelenmesi üzerine.
Kültür Servisi
Kitap, dergi ve etkinlik haberleri.

Bir filozofun 1924 yazında Ankara ve İstanbul'da dolaşıp Türkiye Cumhuriyeti'nin eğitim sistemi için rapor yazması sık rastlanan bir şey değildir. John Dewey bunu yaptı; Maarif Vekâleti'nin davetiyle iki ay kaldı, köy okullarını gezdi ve öğretmen yetiştirmeyi, okulu toplumsal hayatın merkezi yapmayı, eğitimi bürokratik tekdüzelikten kurtarmayı öneren bir rapor bıraktı. Raporun ne kadar uygulandığı tartışmalıdır (Köy Enstitüleri'nin arkasındaki ilhamlardan biri sayılır), ama bu ziyaret Dewey'nin felsefesinin özünü gösterir: Düşünce, uygulanmak için vardır. 20 Ekim 1859'da Vermont'un Burlington kasabasında doğan Dewey, Amerikan pragmatizminin üçüncü büyük ismi olarak Peirce'ün mantığını ve James'in psikolojisini bir toplum, eğitim ve demokrasi felsefesine dönüştürdü.
Hegel'den Darwin'e
Dewey'nin düşüncesi Hegel'le başlar; Johns Hopkins'teki doktora yıllarında Hegelciliğin "bir bütünleşme arzusu"nu, zihin ile dünya, birey ile toplum arasındaki ayrımları kapatma vaadini karşıladığını yazar. 1890'larda Chicago'da Hegel'in mutlak tinini bıraktı, ama bütünleşme arzusunu Darwin'le yeniden kurdu: Zihin, doğadan ayrı bir seyirci değil, bir organizmanın çevresiyle etkileşiminde ortaya çıkan bir işlevdir. 1896'daki "Psikolojide Refleks Yayı Kavramı" makalesi, uyaran-tepki şemasının yapaylığını gösterdi: Organizma uyaranı pasifçe almaz, zaten içinde olduğu bir etkinliğin parçası olarak seçer. Düşünme de böyledir: Bir sorunla karşılaşıldığında başlar, çözüm bulununca biter. Bilgi, dünyanın kopyası değil, dünyayla başa çıkmanın aracıdır; Dewey buna "araçsalcılık" dedi. Doğruluk, Peirce'ün izinde, "garantili ileri sürülebilirlik"tir: Araştırma sürecinin şimdilik ulaştığı en iyi sonuç.
Okul bir hazırlık değil, bir topluluktur
Chicago'da 1896'da kurduğu Laboratuvar Okulu, bu epistemolojinin uygulamasıydı. Okul ve Toplum (1899) ve Demokrasi ve Eğitim (1916), eğitim felsefesinin yirminci yüzyıldaki en etkili metinleri oldu. Dewey'nin itirazı iki cephelidir: Geleneksel okul, çocuğu hazır bilgiyi ezberleyen pasif bir alıcı olarak görür; ama "çocuk merkezli" romantik eğitim de çocuğun kendiliğinden gelişimini idealize ederek ona hiçbir şey öğretmez. Dewey'nin okulu, çocuğun gerçek sorunlar üzerinde, başkalarıyla birlikte, yaparak düşündüğü "embriyonik bir topluluk"tur; eğitim yaşama hazırlık değil, "deneyimin sürekli yeniden kurulması"dır. Bu yüzden eğitim ile demokrasi aynı şeyin iki yüzüdür: Demokrasi, "bir yönetim biçiminden fazlasıdır; öncelikle birlikte yaşamanın, ortak iletişimsel deneyimin bir biçimidir." Demokratik bir toplum, üyelerinin ortak çıkarları ne kadar çok paylaştığı ve gruplar arasındaki etkileşimin ne kadar serbest olduğuyla ölçülür.
Kamu nerede?
1920'lerde Dewey'nin demokrasi inancı en sert sınavını Walter Lippmann'dan aldı. Public Opinion (1922) ve The Phantom Public (1925), modern toplumun karmaşıklığı karşısında sıradan yurttaşın bilgilenemeyeceğini, "kamu"nun bir hayalet olduğunu ve yönetimin uzmanlara bırakılması gerektiğini savundu. Dewey Kamu ve Sorunları'nda (1927) teşhisi kabul etti, reçeteyi reddetti: Kamu "gölgelenmiş"ti (eclipsed), çünkü sanayi toplumunun dolaylı sonuçları yerel toplulukları parçalamış ve insanların ortak sorunlarını tanımasını engellemişti. Çözüm uzmanlar değil, iletişimdi: Bilimsel araştırmanın sonuçlarını kamuya ulaştıran bir yayın hayatı, yüz yüze toplulukların yeniden canlanması, "Büyük Toplum"un "Büyük Topluluk"a dönüşmesi. Uzmanlar, ayakkabının nerede vurduğunu bilemez; bunu yalnızca giyen bilir. Lippmann-Dewey tartışması bugün gazetecilik ve demokrasi kuramının kurucu metni sayılır; dezenformasyon çağında Lippmann'ın karamsarlığı haklı çıkmış görünebilir, ama Dewey'nin sorusu yerinde durur: Yurttaşların bilgisizliği bir doğa yasası mı, yoksa iletişim kurumlarının başarısızlığı mı?
Araştırma olarak yaşam
Dewey'nin son büyük eserleri, Deneyim ve Doğa (1925), Kesinlik Arayışı (1929), Deneyim Olarak Sanat (1934) ve Mantık: Araştırmanın Teorisi (1938), aynı tezi farklı alanlarda işler: Felsefenin geleneksel ikilikleri (zihin-beden, olgu-değer, teori-pratik, sanat-yaşam) deneyimin kendisinde değil, deneyimi "kesinlik arayışı" uğruna sabit özlere bölen bir felsefe geleneğinde kök salmıştır. Sanat, gündelik deneyimin yoğunlaşmış ve bütünleşmiş hâlidir, müzelere kapatılmış ayrı bir alan değil. Değerler, araştırmayla sınanabilir hipotezlerdir, keyfi tercihler değil. Rorty 1979'da Dewey'yi Wittgenstein ve Heidegger'le birlikte yüzyılın üç büyük filozofu saydı ve pragmatizmi geri çağırdı; Rorty dosyamızda bu dönüşü anlatmıştık. Ama Dewey, Rorty'nin "ironik" pragmatizminden farklıdır: Bilimin yöntemine, kamusal araştırmaya ve demokrasinin iyileştirilebilirliğine inanan, umutlu bir filozoftur.
1952'de, 92 yaşında New York'ta öldü. Mezar taşındaki cümle, Ortak Bir İnanç'tan (1934) alınmıştır: Aldığımız değerler mirasını "daha sağlam ve güvenli, daha geniş erişilebilir ve daha cömertçe paylaşılmış" biçimde devretmek. Dewey için felsefe, bu devretme işinin kendisiydi.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe Tarihinde Bugün — 26 Ekim: Elizabeth Cady Stanton ve 'Kadının Kutsal Kitabı'
26 Ekim 1902'de New York'ta ölen Elizabeth Cady Stanton, 1848 Seneca Falls'ta 'bütün erkekler ve kadınlar eşit yaratılmıştır' diye yazan, yaşamının sonunda da kutsal metni kadın gözüyle yeniden okumaya cesaret eden düşünürdü. Oy hakkı mücadelesinin ötesinde: doğal haklar, din eleştirisi ve 'benliğin yalnızlığı'.

Felsefe Tarihinde Bugün — 25 Ekim: Max Stirner, 'Biricik' ve Mülkiyeti
25 Ekim 1806'da Bayreuth'ta doğan Max Stirner, Hegel sonrası Alman felsefesinin en radikal kitabını yazdı: Biricik ve Mülkiyeti (1844). Tanrı'yı yıkan Feuerbach'ın yerine 'İnsan'ı, devleti yıkan liberallerin yerine 'toplum'u koyduğunu söyledi; hepsini 'kafadaki hayaletler' ilan etti. Marx'ı Alman İdeolojisi'ni yazmaya iten, Nietzsche'yle ilişkisi hâlâ tartışılan bir düşünür.







.jpg?width=500)






