Hakikat Kimin Tarafındadır? Richard Rorty'nin Felsefesi
Amerikalı filozof Richard Rorty, hakikatin değişmez temellerini arayan felsefenin en etkili eleştirmenlerinden biriydi. Ona göre mesele nihai hakikate ulaşmak değil, zulmü azaltan ve birlikte yaşamayı mümkün kılan bir dünya kurmaktı. Felsefe ve Doğanın Aynası'ndan Olumsallık, İroni ve Dayanışma'ya; 'liberal ironist', demokrasinin felsefeye önceliği, görecilik itirazı ve gazetecilik için bir ders.
Kültür Servisi
Kitap, dergi ve etkinlik haberleri.

Bir siyasetçi "gerçek şu ki" diye başlıyor; bir gazete "olguların arkasındayız" diyor; bir sosyal medya hesabı "hakikati size anlatacağız" diye bağırıyor. Herkes hakikatin kendi tarafında olduğunu söylüyor. Richard Rorty (1931-2007), bu cümlelerin arkasındaki varsayımı, hakikatin bir yerde "durduğu" ve birilerinin onu "bulduğu" fikrini, 20. yüzyılın ikinci yarısında en sert biçimde sorgulayan filozoftu. Eylülde din üzerine yazılarının kitaplaştığını duyurmuştuk; bu dosya onun felsefesinin bütününe bakıyor.
Dünya zihnin aynası mı?
Felsefe tarihinin büyük bölümü, insanın dünyayı nasıl bildiği sorusu etrafında şekillendi: Bilgimiz gerçekliğe ne ölçüde karşılık gelir? Rorty 1979'da yayımlanan Felsefe ve Doğanın Aynası'nda (Philosophy and the Mirror of Nature) bu sorunun arkasındaki varsayımı hedef aldı: Zihnin, dış dünyayı temsil eden bir ayna gibi işlediği düşüncesi. Ona göre Descartes'tan Kant'a modern felsefe, bilgiyi mümkün kılan "temeller"i bulmaya çalışırken kendine gereğinden fazla merkezî bir görev yükledi; filozofun bilime, ahlaka ve siyasete değişmez bir temel sağlayabileceği fikri, felsefenin kendi tarihsel koşullarını gözden kaçırmasına yol açtı. Rorty'nin silahları analitik felsefenin içinden geliyordu: Sellars'ın "verilenin miti" eleştirisi, Quine'ın analitik-sentetik ayrımına saldırısı, Davidson'ın "kavramsal şema" eleştirisi, Kuhn'un paradigmaları. Bu düşünürleri Dewey, Wittgenstein ve Heidegger'le birleştirdi ve sonuç, felsefeyi "temel bilim" olmaktan çıkarıp bir "konuşma" (conversation) olarak yeniden tanımlayan bir pragmatizmdi.
Bu, dünyanın var olmadığını ya da her iddianın eşit derecede doğru olduğunu söylemek değildi. Rorty'nin itirazı, insanın dünyayla ilişkisini açıklamak için başvurduğu kavramların ve gerekçelendirme ölçütlerinin tarih dışı, değişmez bir bakış açısından kurulabileceği fikrineydi.
Hakikat bulunur mu, gerekçelendirilir mi?
Rorty'nin en tartışmalı tezi hakikatle gerekçelendirme arasındaki ilişkiye dair. Bir iddiayı doğru kabul etmek için gerekçelerimiz vardır: deneyler, gözlemler, çıkarımlar, tanıklıklar. Ama Rorty, bu süreçlerin dışında durup bütün insanlığın bilgi iddialarını nihai biçimde onaylayacak bir "mahkeme" fikrine kuşkuyla yaklaştı. İnsanlar bir iddiayı belirli tarihsel koşullarda, belirli kanıtlar ve kabul edilmiş yöntemlerle savunur; yöntemler değişir, yeni kanıtlar eski açıklamaları geçersiz kılar. Rorty'nin provokatif formülüyle hakikat, "akranlarımızın söylememize izin verdiği şey"dir; ama bu, gerçekliğin keyfî olduğu anlamına gelmez. Dünya inançlarımızın sonuçlarını sınırlar: Köprünün dayanıklılığına ilişkin iddia köprü çökünce yanlışlanır. Rorty'nin tartışmaya açtığı, bu sınamaların varlığı değil, onların bütün bağlamlardan bağımsız tek bir felsefi temele oturtulabileceği iddiası.
Eleştirmenleri tam burada itiraz etti: Hakikat yerine toplulukların kabul ettiği gerekçelere ağırlık verilirse, çoğunluğun yanılgısı ya da güçlülerin çıkarı nasıl eleştirilecek? Bir toplumun ortak kanaati adaletsizse, ona hangi ölçütle karşı çıkılacak? Hilary Putnam, Jürgen Habermas ve Bernard Williams farklı biçimlerde bu itirazı yaptı. Rorty'nin cevabı, mutlak bir ölçüt bulmak değil, gerekçelendirme topluluklarını genişletmek ve dışarıda bırakılmış deneyimleri görünür kılmaktı. Felsefe, kesin temel arayışından çok, daha iyi açıklamalar ve daha kapsayıcı bir kamusal dil geliştirme çabasına dönüşür.
Zulmü azaltmak: Liberal ironist
Olumsallık, İroni ve Dayanışma (1989), teorik itirazı ahlaki ve siyasal bir programa bağladı. Rorty'ye göre kimliklerimiz, dilimiz ve değerlerimiz tarihsel koşullardan bağımsız değildir; insan kendini anlatırken hazır bir "son sözlük"ten (final vocabulary) yararlanır ve bu sözlük aile, eğitim, edebiyat, din ve siyaset tarafından biçimlendirilmiştir. Ama sözlük değişmez değildir; insan kendini ve başkalarını yeniden tanımlamayı öğrenebilir. "Liberal ironist", kendi temel değerlerine bağlı kalırken bu değerlerin tartışılmaz bir temele dayandığını ileri sürmeyen kişidir: İnançlarını ciddiye alır ama onları insanlığın nihai sözlüğü saymaz. "İroni" alay değil, kendi kavramlarının da sorgulanabilir olduğunu bilmektir. "Liberal" ise Judith Shklar'dan alınan tanımla, zulmün yapabileceğimiz en kötü şey olduğuna inanan kişidir.
Bu tutumun ahlaki karşılığı dayanışmadır. Rorty, insanların ortak bir "öz" paylaştıklarını keşfederek dayanışmaya ulaştıkları fikrine karşı çıkar; dayanışma, başkalarının acılarını fark etmeyi ve onları "bizden biri" olarak görmeyi öğrenerek genişler. Bir roman (Rorty'nin örnekleri Dickens, Nabokov, Orwell), bir tanıklık, bir gazetecilik araştırması, daha önce soyut kalan bir acıyı somutlaştırır ve ahlaki duyarlılığı dönüştürür. İlerleme, değişmez bir ahlaki özü keşfetmek değil, kimin acısını dikkate aldığımıza ilişkin sınırların genişlemesidir. Burada da itiraz açık: Empati adil kurumlar kurmaya yetmez; haklar ve yasalar duygusal yakınlığa bırakılamaz. Rorty'nin dayanışma anlayışı kurumsal adaletin yerine geçen bir çözüm değil, adalet talebinin toplumsal ufkunu genişletmeye yönelik bir yaklaşım olarak okunmalı.
Demokrasinin felsefeye önceliği
Rorty'nin 1988 tarihli ünlü makalesinin başlığı programını özetler: "Demokrasinin Felsefeye Önceliği". Liberal demokrasiyi evrensel bir insan doğasından türetmek gerekmez; demokratik kurumlar tarihsel mücadelelerin ve siyasal tercihlerin ürünüdür ve savunulmaları soyut temellerden çok, özgürlüğü ve acı çekmeden yaşamayı destekleyen sonuçlarıyla ilişkilidir. Felsefe demokrasinin temeli değil, demokratik kamusal hayatın içinde tartışılan şeylerden biridir. Ama Rorty demokrasinin kendiliğinden ilerleyeceğini düşünmedi: Ülkemizi Kurmak (1998) kitabında Amerikan solunu kültürel kimlik politikasına kapanıp ekonomik eşitsizliği ihmal etmekle eleştirdi ve "güçlü adam" bekleyen öfkeli bir seçmen kitlesi öngördü; bu pasaj 2016'dan sonra yeniden keşfedildi ve kehanet gibi okundu. Dayanışma kırılgandır; güvencesizlik ve kutuplaşma "biz" duygusunu daraltır.
Gazetecilik için bir ders
Rorty'nin fikirleri gazetecilik için önemli bir ayrım koyar: Dünyayı belirli bir dille anlatmak, haberin gerçekliğini istediğimiz gibi kurabileceğimiz anlamına gelmez. Her haber seçilmiş bir çerçevedir; gazeteci neyi haberleştireceğine, kiminle konuşacağına, hangi kavramı kullanacağına karar verir. Ama bu yorumlayıcı yön kanıtla iddia arasındaki farkı ortadan kaldırmaz; belgeyi doğrulamak, tanıklıkları karşılaştırmak, iddiayı bağımsız kaynakla sınamak vazgeçilmezdir. Rorty'den çıkan soru şu: Haber yalnızca zaten görüşümüzü paylaşanlara mı sesleniyor, yoksa daha önce görmediğimiz deneyimleri anlamamıza da yardım ediyor mu? Başkasının deneyimini anlaşılır kılmak olgusal doğruluğun alternatifi değil, doğruluk arayışının kamusal sonuçlarından biridir. Bu sitenin her gün yaptığı iş, bu ayrımın üzerinde duruyor.
Görecilik itirazı
Rorty'ye yöneltilen en güçlü itiraz, nesnel hakikat ve evrensel gerekçelendirme iddialarına kuşkunun, güçlü kurumlara ya da çoğunluklara direnme kapasitesini zayıflatabileceğidir: Bütün toplulukları bağlayan bir ölçüt yoksa, bir rejimin kendi değerlerini evrensel ilan etmesine neyle karşı çıkılacak? Rorty bu sorunun geleneksel felsefenin aradığı türden temellerle çözülemeyeceğini düşündü; liberal toplumların kendi tarihsel deneyimlerinden, eleştiri kültürlerinden ve başkalarının acısına duyarlılıklarından yararlanarak kendilerini dönüştürebileceğini savundu ve kendisine yöneltilen "görecilik" suçlamasını reddetti: Görecilik, bütün görüşlerin eşit olduğu tezidir; Rorty bunu hiç savunmadı. Yine de evrensel haklar ve iktidarın sınırlandırılması üzerine çalışanlar için mesele kapanmış değil: Eleştirinin yalnızca bir toplumun mevcut değerlerine dayanması, o toplumun dışladığı insanları korumaya yetmeyebilir. Projesinin gücüyle sınırı aynı yerde buluşur: Mutlak temellerin yokluğunda da ahlaki bağlılığın mümkün olduğunu göstermeye çalışır; ama bu bağlılığın çatışan çıkarlar arasında nasıl gerekçelendirileceği sorusunu bütünüyle ortadan kaldıramaz.
Kesinlikten vazgeçmek, sorumluluktan vazgeçmek midir?
Rorty 8 Haziran 2007'de öldü. Mirasını tek önermeye indirmek mümkün değil: İnsanın hakikat arayışını terk etmesini değil, felsefenin bütün bilgi ve ahlak alanları için değişmez bir temel sağlayabileceği iddiasını sorgulamayı önerdi. Onun için özgür bir toplum nihai cevaplara sahip olduğu için değil, kendi cevaplarını eleştirebilecek kurumlara sahip olduğu için değerliydi. Buna katılmak zorunlu değil; evrensel adaletin temelleri konusunda Rorty'ye karşı çıkmak için güçlü gerekçeler var. Ama sorusu önemini koruyor: İnsanlar kendi inançlarının tartışılmaz olduğunu düşündüklerinde, farklı düşünenleri dinlemeyi ne kadar sürdürebilirler? Birbirimizi anlamak için önce aynı hakikat kuramında anlaşmamız mı gerekir, yoksa ortak bir dünya kurmaya çalışırken birbirimizin gerekçelerini dinlemeyi öğrenebilir miyiz?
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler
%20Family%20Mansion%2C%20Qufu%20(13044335945).jpg?width=1600)
KONFÜÇYÜS
Çinli bilgeyi yeniden düşünmek: İyi insan nasıl yetişir ve iyi toplum nasıl kurulur? Konfüçyüs'ü yalnızca 'Çin'in filozofu' veya 'ahlaklı olmayı öğütleyen bilge' olarak okumak onu küçültür. Asıl problemi şuydu: İnsan nasıl insan olur ve iyi insanlar olmadan iyi bir siyasal düzen kurulabilir mi? Ren, li, junzi ve zhengming kavramlarından 2026'nın 'Konfüçyüsçü demokrasi mi, meritokrasi mi?' tartışmasına, Erin Cline'ın yeni Analects çevirisi etrafındaki polemiğe ve yapay zekâ çağında karakter sorusuna.
Konfüçyüs








.jpg?width=500)







