Balzan Ödülü, algoritmaların anlamadan konuşabildiğini gösteren kuramcıya
2026 Balzan Ödülü'nün dijital teknoloji dalı Elena Esposito'ya verildi. Jürinin gerekçesi, yapay zekâ tartışmasının kilit cümlesini içeriyor: Algoritmalar, anlama olmaksızın toplumsal alışverişe katılabiliyor. Bu, Çin Odası'na verilmiş yeni bir cevap.
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.

Ödül gerekçeleri genellikle diplomatik metinlerdir. Bu yılki Balzan gerekçelerinden biri değil.
Elena Esposito, 2026 Balzan Ödülü'nü dijital teknolojinin toplumsal bilimi dalında kazandı. Jürinin ifadesi şöyle:
"Dijital teknolojinin toplumsal bilimine yaptığı çığır açıcı kuramsal katkı için; özellikle de yapay iletişim kavramı için — bu kavram, algoritmaların anlama olmaksızın toplumsal alışverişe katılabildiğini göstererek yapay zekâ sorusunu yeniden çerçeveliyor."
Bu cümleyi yavaş okumaya değer. Çünkü içinde, otuz yıllık bir felsefi tıkanmanın etrafından dolaşma önerisi var.
Ödül
Balzan Ödülleri her yıl dördü verilir: ikisi doğa bilimlerinde, ikisi beşerî ve toplumsal bilimlerde. Kazananlar Milano'da, Balzan Vakfı Başkanı Maria Cristina Messa ve Genel Ödül Komitesi Başkanı Marta Cartabia tarafından açıklandı.
Her ödülün değeri 750.000 İsviçre frangı — yaklaşık 800.000 avro. Ve ödülün ayırt edici bir kuralı var: Tutarın yarısı, genç araştırmacıların yürüteceği araştırma projelerine ayrılmak zorunda.
Bu kural, ödülü bir onurlandırmadan çıkarıp bir araştırma yatırımına dönüştürüyor.
Bu yıl ayrıca İnsanlık, Barış ve Halklar Arasında Kardeşlik özel ödülü verildi; Sudan'daki Emergency Response Rooms ağına gitti.
Töreni 19 Kasım 2026'da Roma'da, İtalya Cumhurbaşkanı'nın huzurunda yapılacak.
Kim?
Elena Esposito, Bielefeld Üniversitesi ve Bologna Üniversitesi'nde profesör.
Çalışma alanı, dijital teknolojilerin ve algoritmik tahminin toplumların belirsizlikle ve gelecekle başa çıkma biçimini nasıl değiştirdiği.
2019'da aldığı ERC İleri Araştırma Bursu ile algoritmik tahminin toplumsal sonuçlarını üç somut alanda inceledi: kişiselleştirilmiş sigortacılık, hassas tıp ve öngörücü polislik.
Kuramsal kökeni Alman sosyolog Niklas Luhmann'ın sistem kuramında. Ve bu köken, önereceği çözümün biçimini belirliyor.
Tıkanma neredeydi?
Yapay zekâ felsefesinin son kırk yılı, büyük ölçüde tek bir soruya kilitlendi:
Makine gerçekten anlıyor mu?
Sitemizde bu hafta ele aldığımız John Searle dosyasında anlattığımız Çin Odası argümanı bu sorunun en ünlü biçimidir: Sembolleri kurala göre işlemek, onların anlamını kavramak değildir.
Searle'e verilen cevaplar ve karşı cevaplar kütüphaneler doldurdu. Ama tartışma bir yerde durdu, çünkü her iki taraf da aynı zemini paylaşıyordu:
İletişimin gerçekleşmesi için, iki tarafın da anlaması gerekir.
Searle "makine anlamıyor, o halde iletişim yok" diyordu. Karşı taraf "makine bir anlamda anlıyor, o halde iletişim var" diyordu.
Esposito'nun hamlesi, bu ortak varsayımı reddetmek.
Yapay iletişim
Luhmann'ın kuramında iletişim, iki zihin arasında anlam aktarımı değildir.
İletişim, kendi başına işleyen toplumsal bir süreçtir: Bir bilgi seçilir, bir bildirim biçimi seçilir, ve karşı taraf bu ikisi arasında bir ayrım yapar. Bu üçlü işlem gerçekleştiğinde iletişim olmuştur.
Dikkat edilecek nokta şu: Bu tanımın hiçbir yerinde "anlamak" geçmiyor.
Esposito bu çerçeveyi yapay zekâya uyguluyor.
Bir dil modeli anlamıyor olabilir — bu tartışmayı kabul edelim. Ama üretilen metne bir insan cevap veriyorsa, o cevaba göre yeni bir metin üretiliyorsa ve bu döngü toplumsal sonuçlar doğuruyorsa, iletişim gerçekleşmiştir.
Çünkü iletişimin gerçekleşmesi için gereken şey, katılımcıların içsel durumları değil; sürecin devam etmesidir.
Esposito buna yapay iletişim diyor. Vurgu "yapay zekâ" değil, "yapay iletişim" — çünkü ona göre üretilen şey zekâ değil, iletişim ortağıdır.
Bu neden önemli?
Kavramın gücü, tartışmayı çözülemez bir yerden çözülebilir bir yere taşıması.
"Makine anlıyor mu?" sorusuna cevap veremiyoruz, çünkü anlamanın ne olduğu konusunda anlaşamıyoruz ve başkasının zihnine erişimimiz yok.
"Bu sistem toplumsal iletişime katılıyor mu ve hangi sonuçları doğuruyor?" sorusu ise ampirik olarak incelenebilir.
Bir kredi algoritması bir başvuruyu reddettiğinde, o reddin anlaşılıp anlaşılmadığı değil, hangi toplumsal etkiyi ürettiği ölçülebilir.
Bu, felsefi soruyu ortadan kaldırmıyor. Ama onu beklerken elimizin bağlı kalmasını engelliyor.
İtiraz
Kuramın ciddi bir eleştirisi de kaydedilmeli.
Anlama sorusunu bir kenara koymak, onu gereksiz kılmıyor.
Sitemizde bu hafta ele aldığımız Eric Schwitzgebel dosyasında tartıştığımız gibi, bir sistemin iç durumları — bilinçli mi, acı çekiyor mu — ahlaki olarak belirleyicidir. Bir varlığa nasıl davranmamız gerektiği, onunla kurduğumuz iletişimin işleyip işlememesinden değil, onun ne olduğundan çıkar.
Esposito'nun kuramı bu soruyu cevaplamıyor; kapsamı dışında bırakıyor. Bu bir kusur değil, bir sınır. Ama sınırın bilinmesi gerekiyor.
Bir ikinci itiraz da şu: "Anlama olmadan iletişim" formülü, gündelik dilde iletişim sözcüğünün taşıdığı normatif yükü boşaltabilir. İki insan konuştuğunda beklenen şey yalnızca sürecin devam etmesi değil, karşılıklı olarak muhatap alınmaktır.
Sitemizde bu hafta ele aldığımız Hegel'in tanınma kavramı tam da bu farkın adı.
Leibniz'in değirmeni
Bugün ayrıca ele aldığımız Leibniz dosyasında anlattığımız düşünce deneyi burada üçüncü kez karşımıza çıkıyor.
Leibniz, düşünen bir makinenin içine girip dolaşabilseydik yalnızca birbirini iten parçalar göreceğimizi, algıyı açıklayacak hiçbir şey bulamayacağımızı söylemişti.
Searle aynı şeyi odanın içinden söyledi.
Esposito ise şunu ekliyor: Belki de yanlış yere bakıyoruz.
Değirmenin içinde ne olduğu değil; değirmenin dışında, onunla konuşan insanların hayatında ne olduğu.
Türkiye açısından
Esposito'nun çalıştığı üç alan — sigortacılıkta kişiselleştirilmiş fiyatlama, tıpta öngörü, polislikte risk skorlaması — Türkiye'de de hızla yaygınlaşıyor ve kamusal tartışması neredeyse hiç yok.
Bu üç alanın ortak özelliği şu: Hiçbirinde algoritmanın "anlaması" gerekmiyor. Yeterince iyi tahmin etmesi yetiyor.
Ve tam da bu yüzden, Esposito'nun sorusu Türkiye için de doğru soru:
Anlamayan bir sistemin verdiği kararla yaşamak zorunda kalan insanın hakları nelerdir?
Balzan Uluslararası Ödül Vakfı 1957'de kuruldu. Önceki ödül sahipleri arasında ahlak felsefesi dalında Martha Nussbaum (2022) ve İslam çalışmaları dalında Michael Cook (2019) bulunuyor. Elena Esposito'nun Türkçeye kazandırılmış eseri henüz yok; Artificial Communication: How Algorithms Produce Social Intelligence (MIT Press) temel metni sayılıyor.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Skytte Ödülü İstanbul doğumlu bir filozofa: Seyla Benhabib
Siyaset biliminin en prestijli ödüllerinden Johan Skytte Ödülü'nün 2026 sahibi Seyla Benhabib. Gerekçe, göç çağının en zor sorusuna işaret ediyor: Devletlerin kimi kabul edeceğine karar etme hakkı ile insanların onur görme hakkı nasıl bir arada durur? Benhabib bugün 76 yaşına giriyor.
Seyla Benhabib
.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)
Al-Rodhan Ödülü 2026 uzun listesi: felsefenin sorduğu soru değişti
Kraliyet Felsefe Enstitüsü'nün 20.000 sterlinlik disiplinlerarası felsefe ödülünün 2026 uzun listesi açıklandı. Altı kitap, altı ayrı disiplinden geliyor. Ama hepsi tek bir soruyu soruyor — ve bu soru, felsefenin 2026'daki asıl gündemini ele veriyor: İnsan tam olarak ne?







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)

