Bas van Fraassen: Biçimsel Mantıktan Bilimsel Gerçeklik Tartışmasına
Mantık düşüncenin kurallarını mı belirler, yoksa dünyayı nasıl tasvir ettiğimizi mi? Bu yıl Rolf Schock Ödülü'nü kazanan Hollandalı-Amerikalı filozof Bas van Fraassen, biçimsel anlambilimden 'yapıcı empirizm'e uzanan yarım yüzyıllık çalışmasıyla bilimin neyi amaçladığını ve bir teoriyi kabul etmenin ona inanmak anlamına gelip gelmediğini yeniden sordu. Bir düşünür portresi.
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.

Çağdaş felsefede mantık yalnızca doğru akıl yürütmenin teknik kurallarını inceleyen bir disiplin değildir. Dilin dünyayı nasıl temsil ettiğini, bilimsel teorilerin ne tür iddialarda bulunduğunu ve bir önermeyi kabul etmek için hangi gerekçelere ihtiyaç duyduğumuzu da araştırır. 1941'de Goes'te, Hollanda'da doğan, çocukken ailesiyle Kanada'ya göç eden ve kariyerini Yale, Toronto, Güney Kaliforniya, Princeton ve San Francisco State'te geçiren Bas Cornelis van Fraassen, bu soruların kesişiminde duran düşünürlerden biridir. Ağustosta duyurduğumuz gibi, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi bu yıl mantık ve felsefe dalındaki Rolf Schock Ödülü'nü ona verdi; bu portre, ödülün arkasındaki düşünceyi anlatıyor.
Van Fraassen felsefi mantık, biçimsel anlambilim, bilim felsefesi, olasılık ve fizik felsefesi alanlarındaki çalışmalarıyla tanınır. Ancak onu bir biçimsel mantık uzmanı olarak tanımlamak, projesinin genişliğini gözden kaçırmak olur: Çalışmaları, mantığın teknik araçlarını bilimsel bilginin sınırlarını ve gerçeklik hakkındaki iddialarımızı sorgulamak için kullanır.
Mantığın dili: Biçimsel yapı ve anlam
Van Fraassen'in 1971 tarihli Formal Semantics and Logic kitabı, biçimsel mantık ve anlambilim alanındaki erken çalışmalarının toplamıdır. Biçimsel anlambilim, bir dildeki ifadelerin anlamını ve doğruluk koşullarını matematiksel yapılar aracılığıyla inceler; bu yaklaşımda mantık yalnızca önermelerin birbirini izleme biçimini denetleyen bir kurallar sistemi değil, bir önermenin hangi koşullarda doğru sayılabileceğini ve çıkarımların hangi biçimsel ilişkiler üzerinden geçerli olduğunu araştıran bir alandır. Van Fraassen'in bu döneme ait en kalıcı katkısı, 1966'da önerdiği "süpervalüasyon" tekniğidir: Boş isimler ya da belirsiz yüklemler içeren cümlelerin ("Pegasus uçar", "bu adam keldir") doğruluk değeri boşluğu taşıyabileceğini kabul eden, ama klasik mantığın totolojilerini koruyan bir anlambilim. Bu teknik bugün belirsizlik tartışmalarının standart araçlarından biridir; geçen ay andığımız MacFarlane'in belirsizlik kuramı da onunla hesaplaşır.
"Bütün insanlar ölümlüdür" ve "Sokrates insandır" önermelerinden "Sokrates ölümlüdür" sonucuna ulaşmak yalnızca gündelik dilde ikna edici bir çıkarım değildir; geçerliliği önermelerin mantıksal biçimiyle ilgilidir. Ancak mantıksal geçerlilik ile bir önermenin gerçek dünyada doğru olması aynı şey değildir: Bir çıkarım biçimsel olarak geçerli olabilir, buna rağmen öncüllerden biri yanlışsa sonuç dünya hakkında güvenilir bilgi vermez. Mantığın biçimsel gücü ile deneysel bilginin sınırları arasındaki bu ayrım, van Fraassen'in sonraki bilim felsefesini anlamanın anahtarıdır.
Yapıcı empirizm: Bilim gerçekten neyi amaçlar?
Van Fraassen'i dünya çapında tanıtan kitap, 1980'de yayımlanan The Scientific Image ve orada geliştirdiği yapıcı empirizmdir (constructive empiricism). Kitabın açılış cümlesi programı verir: "Bilim bize dünyanın gerçek bir hikâyesini anlatmayı amaçlar ve bir bilimsel teoriyi kabul etmek onun doğru olduğuna inanmayı içerir"; bu, bilimsel realizmin tanımıdır ve van Fraassen ona karşı çıkar. Yapıcı empiriste göre bilimin amacı, dünyanın gözlemlenemeyen yapıları hakkında hakikate ulaşmak değil, ampirik olarak yeterli teoriler üretmektir: Bir teori, gözlemlenebilir olgular hakkında söylediklerinde doğruysa ampirik olarak yeterlidir. Bir teoriyi kabul etmek, yalnızca onun ampirik yeterliliğine inanmak demektir; gözlemlenemeyen varlıklar (elektronlar, kuarklar, alanlar) hakkındaki iddiaları doğru kabul etmeyi gerektirmez. Kabul etmenin bir de pragmatik boyutu vardır: Teorinin dilini konuşmak, araştırma programına bağlanmak, onun kavramlarıyla düşünmek; ama bunların hiçbiri inanç değildir.
Bu görüş, mantıksal pozitivizmin çöküşünden sonra empirizmi yeniden mümkün kılma girişimiydi. Pozitivistler gözlemlenemeyenler hakkındaki konuşmayı anlamsız ya da gözlem diline çevrilebilir saymıştı; van Fraassen teorilerin tam anlamıyla doğru ya da yanlış olduğunu kabul eder (anlambilimsel bakımdan realisttir), ama hakikatlerini bilmeye gerek olmadığını söyler (epistemik bakımdan antirealisttir). Elektronları varsayan bir teori deneysel sonuçları başarıyla açıklayabilir; yapıcı empirist bu başarıyı kabul eder, fakat buradan elektronların var olduğuna inanmanın zorunlu olduğu sonucunu çıkarmaz. Agnostiktir, ateist değil: Elektronların var olmadığını iddia etmez, inanmayı askıya alır.
Bilimsel gerçekçilik ile empirizm arasındaki sınır
Realistlerin en güçlü silahı "mucize yok argümanı"dır (Putnam): Teorilerimiz gözlemlenemeyenler hakkında doğru olmasaydı, öngörüsel başarıları bir mucize olurdu. Van Fraassen'in cevabı Darwinci bir benzetmedir: Fare kediden kaçar, çünkü kaçmayanlar yok oldu; bilimsel teoriler başarılıdır, çünkü başarısız olanlar elendi. Başarı, hakikatin değil seçilimin ürünüdür. Buna karşılık yapıcı empirizmin kendisi de sert eleştiriler aldı. Gözlemlenebilir ile gözlemlenemez arasındaki sınır keyfi değil mi (Maxwell, Churchland)? Van Fraassen sınırın bulanık ama gerçek olduğunu söyler: Jüpiter'in uyduları gözlemlenebilirdir, çünkü uygun koşullarda çıplak gözle görülebilirler; elektronlar değil. Peki mikroskopla "görmek"? Burada Hacking'in itirazı devreye girer ve van Fraassen mikroskop görüntüsünü, gökkuşağı gibi, bir "kamusal halüsinasyon" olarak yorumlamaya kadar gider; eleştirmenleri bunu savunulamaz bulur. Alan Musgrave'in eleştirisi ise daha derindedir: "Teori ampirik olarak yeterlidir" inancı, "teori doğrudur" inancından neden daha güvenli olsun ki; ikisi de gözlemlenenin ötesine, gelecekteki ve geçmişteki bütün gözlemlenebilirlere uzanır. Van Fraassen bunun daha az riskli bir bahis olduğunu, epistemik tutumluluğun erdem olduğunu savunur.
Bu ihtiyat, bugün fizik ve doğa bilimleriyle sınırlı değil. Yapay zekâ modelleri, iklim simülasyonları, kozmolojik modeller için aynı soru sorulur: Bir modelin gözlemlenebilir sonuçları doğru öngörmesi, modelin dünyanın derin yapısı hakkındaki bütün açıklamalarının doğru olduğunu gösterir mi?
Temsil, bakış açısı ve "duruş"
Van Fraassen 1989'da Laws and Symmetry ile doğa yasalarının metafiziğine saldırdı (yasalar diye bir şey yoktur, simetriler vardır); 1991'de Quantum Mechanics: An Empiricist View ile kuantum kuramının yorumlarını empirist gözle inceledi. 2002'deki The Empirical Stance önemli bir dönüşü işaretler: Empirizm bir öğreti (dogma) değil, bir "duruş"tur (stance); dünyaya karşı bir tutum, bir değerler ve tercihler kümesi. Metafiziğe karşı empirizmin kendisi de bir metafizik tez olarak savunulamaz; ancak bir duruş olarak benimsenebilir. Bu, Carnap'ın "dil çerçeveleri"ni anımsatan, ama varoluşçu bir tınısı olan bir konumdur: Van Fraassen, bir Katolik olarak, bilimci ile mümin arasındaki farkın kanıt değil duruş farkı olduğunu düşünür.
2008 tarihli Scientific Representation: Paradoxes of Perspective ise bilimsel temsil sorununu merkeze alır. Modeller dünyayı kopyalamaz; belirli bakış açıları, seçimler ve kullanımlar aracılığıyla temsil eder. Bir haritanın "doğru" olması, haritayı kullananın konumunu gerektirir; temsil üç terimlidir (model, hedef, kullanıcı), iki terimli değil. Kitabın en çok tartışılan tezi, ölçümün "bakış açısından" temsil olduğudur: Ölçüm sonucu, bir aletin belirli bir kuramsal çerçeve içinde dünyaya bakışıdır. Buradan bilim felsefesinde "perspektivizm" tartışması doğdu.
Van Fraassen'in güncelliği
Yapay zekâ çağında bilimsel bilgi, modelleme ve temsil arasındaki ilişkiler yeniden tartışılıyor. Büyük dil modelleri, fizik simülasyonları ve istatistiksel tahmin sistemleri çok yüksek doğruluk oranları üretebiliyor; fakat bu başarı, sistemlerin dünyayı insanın anladığı anlamda kavradığını ya da temsillerinin gerçekliğin eksiksiz karşılığı olduğunu göstermiyor. Van Fraassen'in empirizmi bu noktada eleştirel bir kaynak sunuyor: Bir modelin işe yaraması ile ontolojik iddialarına inanmak arasında fark vardır. Bir modelin neyi açıkladığı kadar neyi açıklamadığını da bilmek gerekir.
Van Fraassen'in mirası, mantığın kesinliği ile bilginin sınırları arasındaki gerilimi görünür kılmasında yatıyor. Biçimsel sistemler bize nasıl çıkarım yapacağımızı gösterebilir; ancak neye inanmak için yeterli gerekçeye sahip olduğumuzu belirlemek, mantıksal geçerliliğin ötesinde bir felsefi sorumluluk gerektirir. Seksen beş yaşındaki filozofun yarım yüzyıldır savunduğu şey, belki de felsefenin en eski erdemidir: Bildiğini sandığından daha azını bildiğini kabul etmek ve bunu bir yenilgi değil, bir duruş olarak yaşamak.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Jörg Noller ve Yapay Zekânın Düşünme Biçimi Üzerine
Alman felsefeci Jörg Noller'in Topoi dergisinde 15 Ekim'de yayımlanan makalesi, yapay zekâ tartışmasını 'Makine düşünebilir mi?' sorusundan çıkarıp daha zor bir soruya taşıyor: Dil modelleri insanın yargı yetisini genişletirken, insan bu yetinin sorumluluğunu nasıl elinde tutar? 'Genişletilmiş yargı' kavramı, ne araç ne özne olan bir teknolojiyi düşünmek için üçüncü bir yol öneriyor.







.jpg?width=500)






