Felsefeciler yapay zekâyı kullanmalı mı? Sert bir itiraz ve gelen yanıtlar
Dan Kaufman, meslektaşlarının yapay zekâ coşkusunu dört başlıkta eleştirdi: felsefe hakikat biriktirmez, konuları insanidir, edebiyata benzer ve toplumsaldır. Leiter Reports'ta yayımlanan metin bir günde ondan fazla yanıt aldı.
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.

Felsefe camiasında bir süredir sürüklenen tartışma, dün sert bir müdahaleyle merkeze oturdu.
Missouri State Üniversitesi'nden felsefeci Daniel Kaufman, meslektaşlarının araştırmalarında büyük dil modellerini kullanmasına yönelik kapsamlı bir itiraz kaleme aldı. Metin, alanın en çok okunan blogu olan Leiter Reports'ta yayımlandı ve yayımlandığı gün ondan fazla yanıt aldı.
Tartışmanın kayda değer yanı taraflardan biri değil, sorunun kendisi: Felsefede yöntem, sonuçtan ayrılabilir mi?
Kaufman'ın dört itirazı
1. "Doğru yığını" diye bir şey yok
Kaufman'a göre yapay zekâ savunucularının örtük varsayımı şu: Felsefi araştırmanın amacı önemli doğruları biriktirmektir; öyleyse sonuca nasıl varıldığı değil, nereye varıldığı önemlidir.
Sık kullanılan benzetme de buradan geliyor: Kanserin tedavisini kimin ya da neyin bulduğu önemli midir, tedavi işe yaradığı sürece?
Kaufman bu benzetmeyi reddediyor. Ona göre felsefede üzerinde binlerce yıldır sürekli ve ciddiye alınabilir bir anlaşmazlığın bulunmadığı tek bir önemli konu yok:
Ahlaki gerçekçilik ile anti-gerçekçilik; deontoloji ile sonuççuluk; özgür irade ile determinizm; içselci ile dışsalcı epistemolojiler; temelci ile tutarlılıkçı epistemolojiler; hakikatin karşılık kuramı, tutarlılık kuramı ve deflasyonist kuramı…
Dahası, "kesin biçimde çürütüldüğü" söylenen kuramlar sürekli geri dönüyor. Kaufman'ın örneği zihin felsefesinden: İşlevselcilik yıllarca gözden düşmüş sayılıyordu; yapay zekâ heyecanıyla birlikte yeniden diriltildi.
2. Felsefenin konuları insani
Güzellik, değer, yükümlülük, erdem. Kaufman'a göre bu kavramların hepsi insani duygulanımları, algıları ve tepkileri varsayar.
Sorusu doğrudan: İstatistiksel yığışım yazılımı, hissedemediği, göremediği ve umursayamadığı bir şeyi anlamamıza nasıl yardım edecek?
3. Felsefe edebiyata benzer
Kaufman'ın en tartışmalı tezi bu. Ona göre felsefe, birçok kişinin olmasını istediği gibi "a priori uzayın sert bilimi" değil; edebiyata daha yakın.
Bir felsefe metni, konusunun tarafsız bir incelemesi olduğu kadar, filozofun kendi sesinin, tarihinin ve bakışının o konuyla kesişmesidir. Buradan çıkan sonuç: Fikrin nereden geldiği ve nasıl dile getirildiği felsefede belirleyicidir. Yapay zekâ üzerinden "ölümsüzlük" vaadine karşı Kaufman'ın önerdiği tek kalıcılık biçimi şu: Kendine özgü seslerin sürmesi.
4. Felsefe toplumsal bir etkinlik
Kaufman, yapay zekâ savunucularının felsefenin toplumsal boyutunu görmezden geldiğini söylüyor. Bir yazar, yapay zekâ kullanmakla lisansüstü asistanlarla çalışmak arasında fark olmadığını öne sürmüş; bir okur da yapay zekânın "aptalca angarya işleri" devralmasına sevindiğini yazmış.
Kaufman'ın yanıtı iki katmanlı. Birincisi pratik: O angarya, lisansüstü öğrencilerinin sayılı gelir kaynaklarından biri. İkincisi ilkesel: Meslektaşlarla konuşmak felsefenin dışında bir şey değil, felsefenin kendisi. Sokratik alışverişi bir odada Claude ya da ChatGPT'yle baş başa kalmakla değiştirmek, mesleğin ne olduğunu unutmaktır.
Gelen yanıtlar
Metnin altındaki tartışma, itirazın kendisi kadar ilgi çekici.
David Wallace (Pittsburgh) ilerleme iddiasını savundu. Ona göre Kaufman bir seçilim yanılgısına düşüyor: Yüzyıllar boyunca felsefi sayılan sorular arasında "madde atomlardan mı oluşur", "hareketin doğası nedir", "evrenin bir başlangıcı var mı" da vardı. Bu sorularda geri döndürülemez ilerleme sağlandı — o kadar ki artık felsefenin değil, kendi bilimlerinin konusu oldular. Wallace beşerî tarafta bile bir kazanım görüyor: "Kölelik iyidir" iddiasının reddi bir doğru yığınına yazılamaz mı?
Rob Precht tarih düzeltmesi yaptı: İşlevselcilik hiçbir zaman ölü bir mesele değildi. Shoemaker, Levin, Polger, Wilson ve Piccinini'nin çalışmaları büyük dil modellerinden çok önce sürüyordu; Chalmers'ın Bilinçli Zihin'i 1996 tarihli. Ona göre "yapay zekâ hayranlarının dirilttiği akım" anlatısı kronolojik olarak yanlış.
A. B. Jimenez-Cordero ise itirazı kabul edip sonucunu tersine çevirdi. Felsefe doğru biriktirmiyor olabilir; ama sonuç biriktiriyor. Hangi argümanın neden işlemediğini, hangi kuramın hangi itiraza takıldığını biliyoruz: Davranışçılığın Putnam'ın "süper-Spartalılar"ıyla, tip-özdeşlik kuramının düşünen bilgisayar olasılığıyla karşılaştığı güçlükler gibi. Bu okumada felsefe, kesin doğrular değil, bilmediğimiz şeyler hakkında artan bir kavrayış üretir. Ve bu iş büyük ölçüde "birleşimsel haritalama" olduğu için yapay zekânın üstün olması beklenir.
Jimenez-Cordero'nun bıraktığı soru şu: Yapay zekâ analitik felsefenin bugünkü işleyişinin büyük bölümünü otomatikleştirebilir — ama bu, felsefenin amacı mıydı?
Michel Xhignesse iki not düştü. Kaufman'ın "yapay zekânın kavrayamayacağı insani değerler" listesinde güzellik geçiyor; oysa estetik, ABD'de lisansüstü eğitiminden çekilmekte olan bir alan. İkincisi: Araştırma asistanlarının emeği zaten çoğu zaman anılmıyor; oysa o iş hem gerçek bir emek hem de bir eğitim.
Galen Strawson ise Kaufman'a katılırken bir çekince koydu: Ölü atları yeniden canlandırabilmek felsefenin erdemi sayılmaz. Schopenhauer'ın sözünü hatırlattı — hakikate, paradoks diye mahkûm edilmesiyle basit diye küçümsenmesi arasında yalnızca kısa bir zafer kutlaması tanınır.
Tartışmanın asıl ekseni
Yüzeyde bir teknoloji tartışması var. Altında ise felsefenin ne tür bir etkinlik olduğuna dair klasik bir ayrım duruyor.
Felsefeyi bilime benzetirseniz, yöntem araçsaldır: Sonuç doğruysa, ona nasıl varıldığı ikincil kalır. Felsefeyi beşerî bir disipline benzetirseniz, yöntem sonucun parçasıdır: Bir düşüncenin nasıl kurulduğu, o düşüncenin ne olduğunu belirler.
Bu ayrımın kendisi yeni değil. Sitemizde daha önce aktardığımız gibi, Bernard Williams yıllar önce felsefenin bilimden çok tarihe yakın olduğunu savunmuştu. Kaufman'ın itirazı, o eski tezin yeni bir teknoloji karşısında sınanması.
Tartışmanın bir başka boyutu da sitemizde geçtiğimiz haftalarda ele alınmıştı: Bir felsefe dergisinin büyük ölçüde yapay zekâ tarafından yazılmış bir makaleyi bilerek yayımlaması, aynı sorunun somut hâliydi.
Bir not
Kaufman'ın metninde adı geçmeyen ama tartışmayı sessizce belirleyen bir varsayım var: Felsefi metnin bir yazarı olduğu.
Yapay zekâ kullanımı bu varsayımı doğrudan yıpratmıyor; ama yazarlığın ne kadarının araçlaştırılabileceği sorusunu açıyor. Bir metnin dipnotları, kaynakçası, argüman haritası ve ilk taslağı başkasına devredilebiliyorsa, geriye kalan "kendine özgü ses" tam olarak nedir?
Tartışma sürüyor. Yanıtı hazır olan tarafın, muhtemelen soruyu yeterince ciddiye almamış olduğunu söylemek mümkün.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Texas A&M'de Platon'un Şölen'i: müfredat davası mahkemeye taşındı
Bir profesörün Platon'un Şölen'ini okutması engellendi, 'Etik ve Kamu Politikası' dersi iptal edildi, Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları programı kapatıldı. Öğretim üyeleri ve ACLU üniversiteye dava açtı.

Philosophy dergisi 100 yaşında: Bernard Williams için özel sayı
Yayın hayatının yüzüncü yılını dolduran dergi, çeyrek asır önce yayımladığı bir makaleye dönüyor: Bernard Williams'ın 'Felsefe İnsani Bir Disiplin Olarak' metni.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)

