Namık Kemal: "Vatan Şairi" Etiketinin Arkasındaki Siyaset Felsefesi
Onu Vatan Yahut Silistre'nin yazarı olarak anlatmak kolay; "vatan şairi" demek daha da kolay. Ama Namık Kemal'in asıl önemi, hürriyet, vatan, meşveret ve anayasa kavramlarını Osmanlı-İslam siyasal düşüncesinin içinden yeniden kurmaya çalışmış olması. Türkiye'de modern siyasetin dilini o kurdu.
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

Namık Kemal'i "Vatan Yahut Silistre'nin yazarı" olarak anlatmak kolaydır. "Vatan şairi" demek daha da kolaydır.
Ama Namık Kemal'in asıl önemi, Osmanlı toplumunda modern siyasal kavramların birbirleriyle nasıl ilişkilendirileceğini tartışmış olmasıdır.
Ve bu tartışma bitmedi.
Kim?
21 Aralık 1840'ta Tekirdağ'da doğdu. Dedesinin görevleri nedeniyle çocukluğu Anadolu'nun ve Rumeli'nin farklı şehirlerinde geçti; düzenli bir okul eğitimi almadı, özel hocalarla yetişti. Genç yaşta Tercüme Odası'na girdi — Tanzimat aydınlarının çoğunun geçtiği kapı.
Şinasi ile tanışması bir dönüm noktasıydı. Tasvir-i Efkâr'da yazmaya başladı; gazetecilik onun için bir meslek değil, bir siyasal araç oldu.
1867'de Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin üyesi olarak Avrupa'ya gitti. Londra'da Ziya Paşa ile Hürriyet gazetesini çıkardı. Döndükten sonra İbret'i kurdu.
1873'te Vatan Yahut Silistre sahnelendi; seyircilerin coşkusu iktidarı ürküttü ve Namık Kemal Magosa'ya sürgün edildi. Otuz sekiz ay kaldı. İntibah'ı ve Cezmi'yi orada yazdı.
1876'da Kanun-ı Esasi'yi hazırlayan komisyonda görev aldı. Meşrutiyetin askıya alınmasıyla yeniden sürgün: Midilli, Rodos, Sakız. 2 Aralık 1888'de Sakız'da öldü. Kırk sekiz yaşındaydı.
Modernlik neden karmaşıktır?
Namık Kemal'in siyasal düşüncesinde hürriyet, vatan, millet, meşveret, hukuk ve anayasa kavramları merkezî yer tutar.
Ama bu kavramları İslam geleneğinden kopararak düşünmez. Bu yüzden onu "Batı'yı taklit eden Osmanlı aydını" olarak görmek fazla basittir.
Daha doğru ifade şudur: Namık Kemal, modern siyasal kavramları Osmanlı-İslam siyasal düşüncesinin içinden yeniden kurmaya çalışan bir düşünürdü.
Bu çift yönlü hareketin iki nedeni vardı.
Birincisi, stratejik. Meşrutiyeti dinî geleneğe yabancı bir şey olarak sunmak, onu baştan kaybetmek demekti. Namık Kemal, meşveret ilkesini Kur'an'a — "onlarla işlerde istişare et" ayetine — dayandırdı.
İkincisi ve daha önemlisi, felsefi. Namık Kemal gerçekten de hürriyetin İslam'a yabancı olmadığına inanıyordu. Ona göre sorun gelenekte değil, geleneğin unutulmasındaydı.
Bu konum, sitemizde bu hafta ele aldığımız Kâtip Çelebi dosyasıyla ilginç bir sürekliliği gösteriyor: İki yüzyıl arayla iki Osmanlı düşünürü, aklî olanla dinî olanın çatışmadığını, çatışıyor görünmesinin bir tarihsel yanlış olduğunu savundu.
Hürriyet
Namık Kemal'in hürriyet anlayışı, bireyin istediğini yapması değildi. Çok daha kurumsal bir kavramdı.
Hürriyet, ona göre, ancak siyasal düzenin belirli bir biçimi içinde mümkündü: devletin hukukla sınırlandırılması, yöneticinin sorumluluğu, meşveret, temsil, anayasal yönetim.
Bütün bunlar aynı sorunun parçalarıydı: Devlet kimin için vardır?
Cevabı klasik cumhuriyetçi gelenekle örtüşüyordu — sitemizde bu hafta ele aldığımız James Harrington ya da Cicero dosyalarında izlediğimiz gelenekle. Devlet halk için vardır; halk devlet için değil. Ve bir devlet bu ilişkiyi tersine çevirdiğinde, meşruiyetini kaybeder.
Hürriyet'te yayımlanan "Hukuk-ı Umumiye" yazısı, bu düşüncenin en açık ifadelerinden biri: Egemenlik halkındır; hükümet onu emanet olarak kullanır.
Vatan
Namık Kemal'in en önemli kavramsal katkılarından biri, "vatan" kelimesinin modern siyasal anlam kazanmasındaki rolüdür.
Osmanlı Türkçesinde vatan, on dokuzuncu yüzyıl ortasına kadar büyük ölçüde "doğulan yer, memleket" anlamındaydı. Namık Kemal'in kaleminde bu kelime siyasal bir topluluğa ait olma biçimine dönüştü.
Vatan artık yalnızca bir coğrafya değil; uğruna ölünebilecek, hakları ve yükümlülükleri olan bir aidiyet.
Bu dönüşümün bedeli, sonraki yüzyılda görüldü: "Vatan" kavramı, tam da Namık Kemal'in yüklediği duygusal yoğunluk nedeniyle, siyasal eleştirinin sınırlarını daraltan bir araç olarak da kullanılabildi. Namık Kemal'in kendisi hürriyetsiz vatanı anlamsız buluyordu; sonraki kullanımlar bu bağı her zaman korumadı.
Bu yüzden onun mirası, bir etiket olarak değil, bir gerilim olarak okunmalı.
Bir düşünür mü, bir ajitatör mü?
Namık Kemal'in düşünce tarihindeki yerini tartışanlar, haklı bir soru sorar: Sistematik bir siyaset felsefesi kurdu mu, yoksa bir gazeteci-şair olarak kavramları dolaşıma mı soktu?
Dürüst cevap: İkincisi. Namık Kemal bir kuramcı değildi; tutarlı bir siyasal felsefe kitabı yazmadı. Düşüncesi gazete yazılarına, mektuplara, tiyatro oyunlarına ve şiirlere dağılmıştır.
Ama bu, onun önemini azaltmıyor. Kavramları dolaşıma sokmak, bir düşünce geleneğinin kuruluşunda kuram yazmak kadar belirleyicidir. Sitemizde bu hafta ele aldığımız Macit Gökberk ve Azra Erhat dosyalarında anlattığımız "dili kurma" işinin, siyasal alandaki öncüsü Namık Kemal'dir.
Türkçede "hürriyet" kelimesinin bugün taşıdığı anlam, büyük ölçüde onun 1860'lardaki yazılarında biçimlendi.
Bugün neden yeniden okunmalı?
Çünkü bugün de aynı sorularla uğraşıyoruz.
Özgürlük nedir? Devletin sınırı nedir? Hukuk kimin iradesine dayanır? Millet ile devlet aynı şey midir? Anayasa yalnızca devletin metni midir, yoksa vatandaş ile iktidar arasındaki sözleşme midir?
Sitemizde bu hafta ele aldığımız demokratik normlar dosyasında sorduğumuz soruların çoğu, Namık Kemal'in 1860'larda sorduğu soruların devamı.
Namık Kemal'in mirası, bu soruları Osmanlı modernleşmesinin krizleri içinden düşünmesidir. Cevapları eskimiş olabilir. Soruları eskimedi.
Dolayısıyla Namık Kemal yalnızca bir "vatan şairi" değil. Türkiye'de modern siyasal düşüncenin dilini kuran isimlerden biri.
Namık Kemal 21 Aralık 1840'ta Tekirdağ'da doğdu, 2 Aralık 1888'de Sakız Adası'nda öldü; Bolayır'da gömülüdür. Başlıca eserleri: Vatan Yahut Silistre (1873) · İntibah (1876) · Cezmi (1880) · Celâleddin Harzemşah · Rüya · Hürriyet ve İbret gazetelerindeki yazıları. Kapak görseli dönem fotoğrafıdır.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Kâtip Çelebi: Osmanlı'da Bilginin Siyasetini Düşünen Bir Entelektüel
Onu "Osmanlı'nın büyük bibliyografyacısı" diye anmak, bir kütüphaneciye indirgemektir. Kâtip Çelebi'nin asıl sorusu şaşırtıcı ölçüde modern: Bir toplum sahip olduğu bilgiyi nasıl düzenler — ve nasıl kaybetmez? On beş bin kitaplık bir veri tabanını dijital teknoloji olmadan kurdu.
Kâtip Çelebi








.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)



