Azra Erhat: çeviriyi kültürel altyapı olarak düşünen kadın
Onu "İlyada'nın çevirmeni" diye anmak, Cumhuriyet'in en iddialı kültür projelerinden birini görmemek olur. 1948'de üniversiteden atıldı ve asıl etkisi ondan sonra başladı. Sorduğu soru bugün hâlâ tartışılıyor: Anadolu'nun geçmişi kimin geçmişidir?
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

Türkiye'de bir kitap açıp Homeros okuyabiliyorsak, bu kendiliğinden olmadı.
Ve bunu mümkün kılan kişinin hikâyesi, bir çevirmen biyografisi olarak başlayıp bambaşka bir yere gidiyor.
Filolog
Azra Erhat 1915'te İstanbul'da doğdu. Çocukluğunun önemli bir bölümünü Avrupa'da geçirdi; Brüksel'de klasik diller okudu.
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nden 1939'da mezun oldu ve aynı fakültenin Klasik Filoloji kürsüsünde çalıştı; 1946'da doçent oldu.
Fransızca, Almanca, İngilizce, Yunanca ve Latince biliyordu.
Bu donanım, Cumhuriyet'in kültür programının tam merkezine denk düşüyordu. Hasan Âli Yücel'in kurduğu Tercüme Bürosu çevresine katıldı ve klasikleri Türkçeye kazandırma seferberliğinin önemli isimlerinden biri oldu: Sophokles, Aristophanes, Hesiodos, Homeros.
Kopuş
1948'de üniversiteden uzaklaştırıldı.
Yalnız değildi. Aynı tasfiyede Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Niyazi Berkes ve Adnan Cemgil de görevlerinden edildi. Gerekçe, siyasal görüşleriydi.
Bu, Türk akademi tarihinin en çok çalışılan olaylarından biri ve Cumhuriyet'in erken döneminde siyasal baskının üniversiteyi nasıl biçimlendirdiğinin ders kitabı örneği.
Erhat 1971 sonrasında yeniden tutuklandı; ardından beraat etti.
Ve şimdi paradoksa geliyoruz.
Akademiden atılan filolog nasıl kamusal bir entelektüele dönüştü?
Erhat'ın klasik filolojiyle ilişkisi 1948'de bitmedi. Tersine — daha geniş bir okur kitlesine açıldı.
Üniversite dışında kalmak onu kürsü diline mecbur olmaktan kurtardı. Ve bu, Türkiye'de klasik filolojinin akademik bir uzmanlık olmaktan çıkıp kamusal bir kültür meselesi hâline gelmesini sağladı.
Bu, sitemizde dün ele aldığımız Nermi Uygur dosyasında anlattığımız hikâyenin bir başka biçimi: Felsefeyi ve klasik kültürü kürsüden indirmek. Aradaki fark şu ki Uygur bunu tercih etti; Erhat'a mecbur bırakıldı.
İlyada: neden yalnızca bir çeviri değil?
Erhat ve şair A. Kadir'in İlyada çevirisi, Türkçede bir klasik metnin nasıl yerleşeceğinin örneğidir. Odysseia çevirisi de aynı ortaklığın ürünü.
Ortaklığın kendisi anlamlıdır: Bir filolog ve bir şair. Erhat metnin doğruluğunu, A. Kadir Türkçenin şiirini üstlendi. İkisi olmadan Homeros ya kuru bir sadakat ya da serbest bir uyarlama olurdu.
Bugün İlyada Türkçede sanki hep varmış gibi okunuyor. Değildi.
Sitemizde bu hafta ele aldığımız Macit Gökberk dosyasında anlattığımız "felsefeyi Türkçede kurmak" projesinin edebiyat ve klasik kültür cephesi budur. Aynı kuşak, farklı alanlar, aynı iş.
"Mavi Anadolu" ne demekti?
Erhat'ın düşüncesinin en tartışmalı ve en ilginç tarafı burada.
1960'ta yayımlanan Mavi Anadolu, Anadolu coğrafyasını arkeoloji, mitoloji, tarih, edebiyat ve seyahat deneyimi üzerinden okuyan bir metin.
Ardındaki fikir — Sabahattin Eyüboğlu ve Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) ile paylaştığı fikir — şuydu:
Anadolu'da yaşamış eski kültürler, Türkiye'nin kültürel mirasının parçasıdır.
İyonya felsefesi, Homeros, Efes, Milet, Bergama — bunlar "Batı'nın geçmişi" değil, bu toprakların geçmişidir.
Bu fikir savunulabilir mi?
Dürüst olmak gerekirse: kısmen.
İtirazlar ciddi. Kültürel süreklilik ile coğrafi süreklilik aynı şey değildir. Miletli Thales ile bugünkü Türkiye arasında bir dil, din ya da kurum sürekliliği yok. Bir uygarlığı "bizim" saymak için aynı toprakta yaşamak yeterli midir?
Dahası, Mavi Anadoluculuk zaman zaman romantik bir köken arayışına ve seçmeci bir tarih okumasına kayabildi.
Ama savunulabilir bir çekirdeği var ve bu çekirdek, itirazlardan daha dayanıklı.
Bir toplumun kendi coğrafyasındaki kalıntıları "yabancı" saymasının pratik sonucu, onları korumamaktır. Bir harabeyi başkasının mirası olarak görmek, onu terk etmeyi kolaylaştırır.
Mavi Anadolucular, tam da bu terk edişe karşı yazdılar.
Mavi Yolculuk aslında bir yöntemdi
Bugün "Mavi Yolculuk" denince akla tekne turu geliyor.
Erhat'ın dünyasında bu bir okuma yöntemiydi.
Bir koyun adının arkasındaki antik yerleşimi görmek. Bir köyün yanındaki harabenin turistik eser değil, sürekli bir yerleşimin katmanı olduğunu anlamak. Denizi ulaşım alanı değil, hafıza alanı olarak okumak.
Bu, aslında bir hermeneutik pratiktir: Metni değil, coğrafyayı yorumlamak. Sitemizde bugün ayrıca tanıttığımız Schleiermacher'in Hermeneutik Dersleri ile kurulabilecek bağ tam burada — anlamak, bir nesneyi kendi bağlamı içinde yeniden kurmaktır.
Akademik çalışmalar da Mavi Yolculuk'un doğuşunda Erhat, Eyüboğlu ve Halikarnas Balıkçısı'nın tarih, arkeoloji, dil, edebiyat ve ulusal kimlik meselelerini birlikte düşündüğünü gösteriyor.
Zincir
Erhat'ın Mitoloji Sözlüğü (1972), Mavi Anadolu, Mavi Yolculuk ve Homeros çevirileri yan yana konduğunda ortaya bir yapı çıkıyor.
Önce Homeros'u çeviriyor. Sonra Homeros'un dünyasını açıklıyor. Sonra o dünyayı Anadolu'yla ilişkilendiriyor. Sonra okuru o coğrafyaya götürüyor.
Çeviri → yorum → coğrafya → hafıza.
Erhat'ın asıl özgünlüğü burada: Çeviriyi tek tek eserlerin aktarılması olarak değil, bir kültürel altyapı olarak düşündü.
Bir metni çevirmek yetmez; o metnin okunabileceği bir kültürel ortam da kurulmalıdır.
Bugün neden okunmalı?
Çünkü sorduğu soru kapanmadı:
Anadolu'nun geçmişi kimin geçmişidir?
Yunan mı, Roma mı, Bizans mı, Selçuklu mu, Osmanlı mı, Cumhuriyet mi — yoksa hepsinin üst üste bindiği daha karmaşık bir katman mı?
Erhat'ın cevabı bir tarih formülü değil. Bir entelektüel öneri:
Bir coğrafyada yaşamış bütün kültürleri tanımak, o coğrafyayı daha az değil, daha fazla "bizim" yapar.
Bir kültürü sahiplenmenin en güçlü yolu, geçmiştekileri silmek değil — onları okuyabilmek.
Azra Erhat 1982'de öldü. Başlıca eserleri: İlyada (A. Kadir ile) · Odysseia (A. Kadir ile) · Mavi Anadolu (1960) · Mitoloji Sözlüğü (1972) · Mavi Yolculuk · İşte İnsan · Sevgi Yönetimi · Ekte Mektuplar.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Nermi Uygur: felsefeyi bisikletle taşıyan adam
Doktorasını Köln'de kültür bilimlerinin ontolojik yapısı üzerine yaptı, Avrupa'yı bisikletle dolaşarak fenomenoloji üzerine çalıştı, sonra Türkiye'de felsefeyi kürsüden indirip mutfağa, sokağa, dile soktu. Nermi Uygur'un mirası bir sistem değil — bir dikkat biçimi.

Macit Gökberk: felsefeyi çevirmek değil, Türkçede kurmak
Selanik'te doğdu, Berlin'de Hegel ile Comte üzerine doktora yaptı, bir Türk felsefecisinin yazdığı ilk kapsamlı felsefe tarihini kaleme aldı. Ama asıl projesi başkaydı: Türk Dil Kurumu başkanlığını iki dönem yürüten Gökberk için dil, düşüncenin taşıyıcısı değil biçimlerinden biriydi.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


