Devitt'ten gönderim üzerine kırk yılın hesabı: Reference and Beyond
Michael Devitt'in Oxford University Press'ten çıkan derlemesi, dil felsefesinin en uzun süren tartışmalarından birinin bilançosunu çıkarıyor: Bir ad neye gönderme yapar? NDPR'da yayımlanan inceleme, kitabı 'nedensel gelenekten yazılmış en tutarlı savunma' olarak niteliyor.
Kültür Servisi
Kitap, dergi ve etkinlik haberleri.
.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)
Michael Devitt, Reference and Beyond: Essays in Philosophy of Language Oxford University Press
Bir adın neye gönderme yaptığı sorusu, dışarıdan bakıldığında kılı kırk yarmak gibi görünür.
Değildir. Dil felsefesinin son elli yılı büyük ölçüde bu sorunun etrafında döndü — ve verilen cevap, bilginin, anlamın ve gerçekliğin nasıl anlaşılacağını belirledi.
Devitt'in Oxford University Press'ten çıkan bu derlemesi, o elli yılın bir tarafından yazılmış bilançosu.
Tartışma neydi?
Betimlemeci kuram. Frege ve Russell'dan gelen ve yirminci yüzyılın ortasında egemen olan görüş: Bir özel ad, aslında gizli bir betimlemedir. "Aristoteles" dediğimde, kastettiğim şey "Platon'un öğrencisi, İskender'in hocası, Metafizik'in yazarı" gibi bir betimler demetidir.
John Searle, bu kuramın en gelişmiş halini savundu: Ad, tek bir betimlemeye değil, bir demete karşılık gelir; demetin yeterince büyük bir kısmını sağlayan nesne, adın göndergesidir.
Nedensel kuram. 1970'lerde Saul Kripke, Naming and Necessity'de bu kuramı yıktı. Karşı örneği ünlüdür: Çoğu insan "Gödel" hakkında yalnızca "aritmetiğin eksikliğini kanıtlayan kişi" betimlemesini bilir. Diyelim ki bu kanıtı aslında Schmidt yaptı ve Gödel çaldı. Betimlemeci kurama göre "Gödel" derken Schmidt'e gönderme yapıyor olmamız gerekir. Ama yapmıyoruz. Gödel'den bahsediyoruz.
Kripke'nin alternatifi: Ad, bir vaftiz anıyla nesneye bağlanır ve bu bağ, konuşmacıdan konuşmacıya aktarılan nedensel bir zincirle taşınır. Ben Gödel hakkında yanlış şeyler biliyor olabilirim; ama adı, o zincir üzerinden ona bağlıdır.
Devitt, bu geleneğin en ısrarlı ve en sistematik savunucularından biri.
Devitt'in katkısı
Devitt'in konumunu diğerlerinden ayıran iki özellik var.
Doğalcılık. Devitt için dil felsefesi, sezgilere dayanan a priori bir soruşturma değil; dilin gerçekte nasıl çalıştığına dair ampirik bir araştırmadır. Bu, felsefî yöntem konusunda güçlü bir tez ve alanın büyük kısmına karşıdır.
Nitekim Devitt, filozofların "sezgi" dediği şeyin de teorik yüklü olduğunu, dolayısıyla kanıt değeri konusunda dikkatli olunması gerektiğini uzun süredir savunuyor.
Gerçekçilik. Devitt'in Realism and Truth kitabı, dil felsefesindeki tartışmayı metafizik bir zemine oturtur: Dünya, bizim onu nasıl temsil ettiğimizden bağımsız olarak vardır. Gönderim kuramı, bu bağımsız dünyaya nasıl ulaştığımızın hikâyesidir.
Bu ikisi birleştiğinde ortaya, hem anti-betimlemeci hem anti-anlambilimsel-içselci bir program çıkıyor.
NDPR incelemesi
Notre Dame Philosophical Reviews'da yayımlanan inceleme, Devitt'in derlemesinin gücünü tutarlılığında buluyor: Kitap, kırk yıla yayılan makalelerden oluşmasına rağmen tek bir program izliyor.
İnceleme, kitabın en tartışmalı yanının da bu tutarlılık olduğunu belirtiyor. Devitt, betimlemeciliğin son yirmi yılda geliştirdiği daha incelikli versiyonlarına karşı da aynı temel argümanı kullanıyor; okuyucu, bazı noktalarda daha fazla esneklik bekleyebiliyor.
Searle ile bağ
Bu kitabın bugün yayımlanması, sitemizde bugün ayrıca ele aldığımız John Searle dosyasıyla bir tesadüf değil.
Devitt'in kırk yıldır karşısında durduğu betimlemeci kuramın en gelişkin savunucusu Searle'dü. Searle'ün ölümünün ardından, karşı kanadın toplu eserlerinin yayımlanması, tartışmanın bir dönemini kapatıyor.
İronik olan şu: Searle'ün en çok bilinen argümanı — Çin Odası — sözdiziminin anlambilim için yetmediğini savunur. Devitt'in gönderim kuramı ise anlamın, konuşmacının kafasındaki betimlemelerden değil, dünyayla kurulan nedensel bağdan geldiğini söyler.
İkisi de anlamın "kafanın içinde" olmadığında hemfikir. Nereden geldiği konusunda tamamen ayrılıyorlar.
Kimler için?
Bu, giriş kitabı değil. Dil felsefesinde temel tartışmalara aşina okuyucu için.
Ama Türkiye'de dil felsefesi çalışan lisansüstü öğrenciler için değerli bir kaynak: Bir tartışmanın kırk yıllık seyrini tek bir yazarın kaleminden izleme imkânı, dağınık makale okumaktan farklı bir kavrayış veriyor.
Sitemizde bugün ele aldığımız Macit Gökberk dosyasında anlattığımız "felsefe Türkçede nasıl yapılır" sorusuyla da beklenmedik bir kesişimi var: Gönderim kuramı, bir kavramın bir dilden diğerine taşınırken neye gönderme yapmaya devam ettiği sorusuna doğrudan uygulanabilir.
Çeviri, sonuçta, bir gönderim sorunudur.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Yasakladığı kitap otuz altı yıl sonra çıktı: Foucault'nun dördüncü cildi
Foucault'nun vasiyeti nettir: ölümünden sonra yayın yok. Ama elyazması 1982'de yayınevine teslim edilmişti. 2018'de yayımlanan Bedenin İtirafları, beklenen modern dönemi değil erken Kilise Babaları'nı ele alıyor — ve modern öznenin kendini anlatma zorunluluğunun kökenini orada arıyor.

Kavram nedir? Cambridge'den yirmi iki bölümlük bir soruşturma
Felsefenin en çok kullandığı ama en az sorguladığı sözcüklerden biri 'kavram'. Cambridge'den çıkan derleme, bu sözcüğün tarihini Antik Yunan'dan Çin ve Hint düşüncesine, İslam felsefesinden Kant'a ve kavramsal mühendisliğe kadar izliyor. Sonuç, bir felsefe tarihi değil — felsefenin kendi aletine bakışı.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


