Güney Kore'de Hindistan felsefesinin geleceği tartışıldı: Asya'nın felsefi haritası yeniden çiziliyor
Seul'de 2 Ekim'de 'Kore'de Hint Felsefesi ve Indoloji: Bugünü ve Geleceği' sempozyumu toplandı. Arka plan somut: Dongguk Üniversitesi'nin Hint Felsefesi bölümü kapatılmıştı; mezunlar derneği bölümün yeniden açılmasını ve bir Indoloji bölümü kurulmasını istiyor. Kore Budizminin düşünsel kökü neden Çin ve Japon araştırmalarının gölgesinde kaldı?
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.

2 Ekim'de Seul'deki Kore Budist Tarih ve Kültür Anıt Salonu'nda, Kore felsefesi için kendi içine dönük ama çok şey anlatan bir toplantı yapıldı: "Kore'de Hint Felsefesi ve Indoloji: Bugününü ve Geleceğini Sormak." Sempozyumu düzenleyen kurum bir üniversite değil, bir mezunlar derneği: Dongguk Üniversitesi Hint Felsefesi Bölümü Mezunları Derneği. Bu ayrıntı, hikâyenin tamamını içinde taşıyor. Çünkü Dongguk'un Hint Felsefesi bölümü, 1996'daki fakülte birleştirmelerinden sonra küçülmüş ve sonunda kapatılmıştı. Mezunlar, bölümün yeniden açılmasını ve bir Indoloji bölümü kurulmasını istiyor; sempozyum bu talebin akademik zeminini kurmak için düzenlendi.
Derneğin başkanı Keşiş Seonil, 29 Eylül'de Jogyesa Tapınağı yakınında yaptığı basın toplantısında sorunu bir cümleyle özetledi: Hindistan, Kore Budizminin düşünsel kökü olmasına rağmen Hint araştırmalarının tabanı Çin ve Japon araştırmalarına kıyasla hâlâ dar. Başkan yardımcısı Ju Myeong-cheol'un eklediği cümle ise bir felsefe fakültesi dekanının ağzından çıkabilecek türden: Uygulamalı Budizm ve uygulamalı Hint felsefesi de gerekli, ama en temelde Hint felsefesinin kendisinin araştırılması olmalı; temel bilim sağlam olmazsa uygulamalı bilim de gelişmez.
Hindistan, Çin, Kore, Japonya
Asya felsefe tarihinin Batı'da yeterince anlatılmayan damarlarından biri bu: Hint Budizmi Çin'e geçti, orada Çin düşüncesiyle karşılaşıp yeni okullara dönüştü; Kore'ye ulaştı, Wonhyo ve Jinul gibi düşünürlerde yeniden yorumlandı; oradan Japonya'ya geçti. Nagarjuna'nın boşluk felsefesi, Yogacara'nın bilinç kuramı, Nyaya'nın epistemolojisi ve Vedanta'nın metafiziği bu yolculukta Kore düşüncesinin dokusuna işledi. Dolayısıyla Asya'da fikirlerin dolaşımı, Avrupa'daki "Yunan, Roma, Hristiyan Ortaçağı" anlatısından tamamen farklı bir entelektüel coğrafya oluşturdu. Hint felsefesini Kore'de çalışmak bu yüzden iki ülke arasında bir akademik iş birliği meselesi değil; Kore'nin kendi düşünce tarihini anlamak için gerekli.
Üç sunum, üç teşhis
Sempozyumun sunumları Kore Indolojisinin mevcut durumunu üç açıdan ele aldı. Kore Hint Felsefesi Derneği başkanı Shim Jae-kwan (Sangji Üniversitesi), 1996 sonrasında daralan eğitim ve araştırma altyapısını anlattı ve bir uyarı yaptı: Veda, Tantra, yoga, sanat ve arkeoloji gibi Indoloji alanlarıyla alışverişin ihmali, Kore Budist araştırmalarının bütününde kapasite kaybına yol açabilir. Seul Ulusal Üniversitesi Güney Asya Merkezi'nin müdürü Kang Sung-yong, Indolojinin Budist araştırmalarının bir "alt aracı" olarak kalıp kalmadığının soğukkanlılıkla sorgulanması gerektiğini söyledi ve araştırmacılara düşen görevi hatırlattı: Indolojinin akademik ve toplumsal değerini topluma etkin biçimde anlatmak önce araştırmacıların işi. Kore Yabancı Diller Üniversitesi Hindistan Araştırmaları Enstitüsü müdürü Lee Chun-ho ise Güney Asya Araştırmaları dergisindeki makaleleri analiz etti: Siyaset, diplomasi ve ekonomi odaklı çalışmaların payı artarken klasik Indoloji ve edebiyat araştırmaları büyük ölçüde azalmış. Lee'ye göre sürdürülebilir bir disiplin için klasik araştırma tabanının korunması acil.
Sunumların ardından eski Uiduk Üniversitesi profesörü Lee Tae-seung'un yönettiği genel tartışmada, Dongguk'ta bölümün yeniden kurulması ve Indoloji bölümü açılması için somut bir yol haritası ele alındı.
Neden önemli?
Bir üniversitede bir alanın var olup olmaması yalnızca akademik merakla belirlenmiyor: Öğrenci sayısı, finansman, kadro, bölüm politikaları, toplumsal talep. Bu nedenle klasik Hint felsefesinin Kore'deki geleceği, aynı zamanda modern üniversitenin neyi korumaya değer bulduğu sorusu. Aynı soru bu hafta Nijniy Novgorod'daki kongrede "faydacılık ile akademik özgürlük" başlığıyla, Çin'de "özerk bilgi sistemi" başlığıyla soruldu; Kore'de ise bir mezunlar derneğinin kapatılmış bir bölüm için verdiği mücadele biçiminde karşımıza çıkıyor.
Burada bir yanlış ikilikten de kaçınmak gerekiyor. Hint felsefesinin önemini savunmak "Batı felsefesi yanlıştır" demek değil; felsefe tarihinin tek bir coğrafyanın hikâyesi olmadığını kabul etmek. Nyaya'nın epistemolojisi, Budist anatta (benliksizlik) öğretisi, Vedanta metafiziği, Jaina çok-perspektifliliği (anekantavada), Çin Konfüçyüsçülüğü ve Daoizm, Kore Neo-Konfüçyüsçülüğü... Bunlar modern felsefenin karşılaşması gereken büyük gelenekler. Seul'deki toplantıyı Qufu'daki Nishan Forumu ve Çin'deki bilgi sistemi tartışmasıyla birlikte okuyunca ortak bir eğilim görülüyor: Asya artık yalnızca Batı felsefesinin incelendiği bir akademik alan olmak istemiyor; kendi geleneklerini yeniden kuruyor, kendi kurumlarını sorguluyor ve bu gelenekleri yapay zekâ, modernleşme, etik gibi çağdaş sorunlarla ilişkilendiriyor.
Belki de 21. yüzyıl felsefesinin en büyük değişimi burada yaşanacak: Dünya felsefesinin merkezi tek bir yerde olmayacak. Seul'de Hint felsefesi, Pekin'de Konfüçyüsçülük, Tokyo'da feminist felsefe tarihi, Nijniy Novgorod'da bilim felsefesi; ve Batı'da bunların hepsiyle yeni karşılaşmalar. Bir mezunlar derneğinin kapatılmış bir bölüm için verdiği mücadele, bu büyük resmin küçük ama gerçek bir parçası.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler
Almanya'da felsefeciler Nazizm geçmişini yeniden araştırıyor
Alman Felsefe Derneği (DGPhil) bünyesinde kurulan 'Felsefe ve Nasyonal Sosyalizm' çalışma grubu, disiplinin en az araştırılmış bölümünü mesele ediyor: 1933-1945'te filozofların rejime katılımı, kurumların dönüşümü, sürgün ve savaş sonrasının sessizliği. Gerekçe çarpıcı: Felsefe sözlüklerinde bu konuya ayrılmış madde hâlâ yok.
Martin Heidegger








.jpg?width=500)






.jpg?width=1600)