Almanya'da felsefeciler Nazizm geçmişini yeniden araştırıyor
Alman Felsefe Derneği (DGPhil) bünyesinde kurulan 'Felsefe ve Nasyonal Sosyalizm' çalışma grubu, disiplinin en az araştırılmış bölümünü mesele ediyor: 1933-1945'te filozofların rejime katılımı, kurumların dönüşümü, sürgün ve savaş sonrasının sessizliği. Gerekçe çarpıcı: Felsefe sözlüklerinde bu konuya ayrılmış madde hâlâ yok.
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.
Alman felsefesi Nazi geçmişiyle hesaplaşmayı bitirmiş değil; bunu söyleyen biz değiliz, Alman Felsefe Derneği'nin kendisi. Deutsche Gesellschaft für Philosophie (DGPhil) bünyesinde kurulan "Philosophie und Nationalsozialismus" (Felsefe ve Nasyonal Sosyalizm) çalışma grubu, kuruluş metninde durumu şöyle özetliyor: 1933-1945 arası Nazi egemenliği, İkinci Dünya Savaşı ve Holokost 20. yüzyılın en yoğun araştırılmış olayları arasında; buna karşılık felsefenin Nasyonal Sosyalizm'le ilişkisi, filozofların rejimin kurulmasına, meşrulaştırılmasına ve suçlarına katılımı çok az araştırıldı. Daha da çarpıcı bir tespit var: Felsefe sözlüklerinin ve ansiklopedilerinin çoğunda, Nazi dönemi felsefesini ya da bu dönem üzerine felsefi düşünmeyi konu alan bir madde bugün bile yok. Araştırmada ve öğretimde bu konunun sabit bir yeri bulunmuyor.
Grubun sözcüleri David Palme (Heidelberg), Johannes Steizinger (McMaster, Hamilton/Kanada), Lea Schwab (Zürih), Anna Maria Hartmann (Jena) ve Werner Konitzer (Frankfurt/Oder). Üyelik herkese açık; konu üzerine kendi araştırması olmak arzu edilen ama zorunlu olmayan bir şart. Grup, "Nasyonal Sosyalizm, Ahlak, Felsefe" ağı, Klasik Alman Felsefesi'nin eserlerinde ırkçılık, cinsiyetçilik ve antisemitizmle nasıl baş edileceğini soran proje ve "Sürgün Felsefesi 1933-1945" dijital veri tabanıyla iş birliği yapıyor. Aynı çevre bu yaz, 29-31 Temmuz'da Weimar'da "Nasyonal Sosyalizm'e Giden Felsefi Yollar: Fikirler, Ağlar, Bağlamlar" başlıklı uluslararası bir konferans düzenlemişti; Steizinger, Marion Heinz ve Helmut Heit'in örgütlediği bu toplantı grubun gündemini bir anlamda önceden kurdu.
Heidegger'den daha büyük bir mesele
Bu konu açılınca akla ilk gelen isim elbette Martin Heidegger: 1933'te Freiburg Üniversitesi rektörlüğü, parti üyeliği, rektörlük konuşması, Kara Defterler. Sitemizde de Heidegger'in teknoloji düşüncesini ve 26 Eylül takviminde hayatını ele almıştık. Ama çalışma grubunun kuruluş metni Heidegger'in adını bile anmıyor ve bu bilinçli bir tercih. Çünkü mevcut araştırmaların ortaya koyduğu tablo, tek bir "büyük günahkâr"dan çok daha geniş: Felsefenin Nasyonal Sosyalizm'e geniş bir katılımı oldu ve "NS felsefesi", Almanca felsefe tarihinin bir parçası olarak ele alınmak zorunda. Alfred Baeumler, Ernst Krieck, Hans Heyse gibi rejimin resmî filozofları; Kant Derneği'nin ve felsefe kongrelerinin "arileştirilmesi"; Yahudi akademisyenlerin bölümlerden atılması; Cassirer'den Husserl'in öğrencilerine kadar sürgün; ve 1945'ten sonra kimin geri döndüğü, kimin "büyük filozof" olarak anlatılmaya devam ettiği, kimin unutulduğu.
Grup üç şey yapmayı amaçlıyor. Birincisi araştırma: Felsefenin kendi kendini anlayışını ve meslek örgütlerinin, kurumlarının Nasyonal Sosyalizm öncesi, sırası ve sonrasındaki tarihini incelemek; süreklilikleri ve kopuşları ölçmek. İkincisi altyapı: Araştırmacıları ve projeleri görünür kılmak, kaynakçalar ve ders planları sunmak, doktora öğrencilerine danışman bulmada yardım etmek. Üçüncüsü, ve en dikkat çekici olanı, bugüne bakmak: Metin, Nasyonal Sosyalist, völkisch ve faşist kanaatlerin felsefede ve toplumda sürmekte olan etkisine özel dikkat gösterileceğini söylüyor; yeni aşırı sağ düşüncenin eskiye nasıl bağlanabildiğini, ama aynı zamanda felsefenin bu düşünce için taşıdığı sorumluluğu soruyor. Savaşın bitiminden seksen yıl sonra, Nasyonal Sosyalizm'e tepki olarak kurulmuş normatif düzenin Almanya'da ve dünyada baskı altında olduğu tespitiyle açılan bir metin bu.
Felsefe faşizme karşı bağışık değil
Bu konunun en önemli felsefi dersi belki de şu: Felsefe kendini eleştirel düşüncenin kurumu olarak görür; akıl, özgür düşünce, hakikat, özerklik onun temel kavramlarıdır. Ama tarih, filozof olmanın insanı otoriterlikten otomatik olarak korumadığını gösterdi. Son derece sofistike bir metafizik sistem kurmakla son derece sorunlu bir rejimi desteklemek aynı kişide bir arada bulunabiliyor. Bu nedenle "felsefenin siyasal masumiyeti" varsayımı, tam da felsefi nedenlerle sorgulanmayı hak ediyor.
Klasik soru burada yeniden karşımıza çıkıyor: Heidegger'in felsefesi ile siyaseti, Carl Schmitt'in hukuk ve siyaset kuramı ile rejime verdiği hizmet birbirinden ayrılabilir mi? Bir kuram siyasal olarak tehlikeli sonuçlar üretmişse, onu nasıl okumalıyız? Çalışma grubunun amacı hazır mahkûmiyet kararları vermek değil; "fikir" ile "siyasal davranış" arasındaki ilişkiyi, tarihsel deneyim, siyaset ve ahlak arasındaki bağı daha dikkatli araştırmak. Kuruluş metninin son cümlesi tam da bunu söylüyor: Bu araştırmaya, tarihsel deneyim, siyaset ve ahlak ilişkisine dair temel sorular eşlik eder.
Savaş sonrasının sessizliği
Grubun gündemindeki ikinci büyük soru, 1945'ten sonrasıyla ilgili: Alman felsefesi kendi geçmişini nasıl anlattı? Kimler üniversitelere geri döndü, kimler öğretmeye devam etti, kimlerin sürgünü ya da Yahudiliği felsefe tarihinin dışında kaldı? Metin, cinayetin, sürgünün, suç ortaklığının, "uyum sağlama"nın ve inkârın disiplinin kendisi üzerindeki kalıcı sonuçlarını inceleyen çalışmaların eksikliğinden söz ediyor. Bir toplumun felsefe tarihini nasıl yazdığı, hangi düşünceyi meşru saydığını da gösterir.
Bu yüzden Almanya'daki girişim yalnızca Almanya'yı ilgilendirmiyor. Felsefe tarihi bir azizler galerisi değildir; filozoflar yanılır, siyasal körlük yaşar, çağlarının baskıcı ideolojilerinin taşıyıcısı olabilir. Soru şu: Felsefe, kendi aklının karanlık tarafını ne kadar eleştirebilir? Her ülkenin felsefesi, kendi siyasal tarihine karşı aynı eleştirel cesareti göstermek zorunda.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Çin'de yeni tartışma: "Kendi felsefi bilgi sistemimizi kurabilir miyiz?"
Çin Sosyal Bilimler Ağı'nda 29 Eylül'de yayımlanan geniş toplantı değerlendirmesi, Çin akademisinin büyük projesini özetliyor: 'Çin'in özerk felsefi bilgi sistemi'nin inşası. Kentleşme, duygu ekonomisi, yapay zekâ ve din araştırmaları gibi başlıklarda Batı kavramlarının yeterliliği sorgulanıyor. Kültürel milliyetçilik mi, felsefenin merkezsizleşmesi mi?
Konfüçyüs, Tu Weiming








.jpg?width=500)






.jpg?width=1600)