Çin'de yeni tartışma: "Kendi felsefi bilgi sistemimizi kurabilir miyiz?"
Çin Sosyal Bilimler Ağı'nda 29 Eylül'de yayımlanan geniş toplantı değerlendirmesi, Çin akademisinin büyük projesini özetliyor: 'Çin'in özerk felsefi bilgi sistemi'nin inşası. Kentleşme, duygu ekonomisi, yapay zekâ ve din araştırmaları gibi başlıklarda Batı kavramlarının yeterliliği sorgulanıyor. Kültürel milliyetçilik mi, felsefenin merkezsizleşmesi mi?
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.

Çin felsefe dünyasında son yılların en büyük kurumsal projesi tek bir ifadeyle anılıyor: "Çin'in özerk felsefi bilgi sistemi"nin inşası. Çin Sosyal Bilimler Ağı'nda (CSSN) 29 Eylül'de iki bölüm hâlinde yayımlanan uzun bir sempozyum değerlendirmesi, bu projenin bugün hangi sorular etrafında döndüğünü gösteriyor. "Felsefi kuram yeniliği ve Çin'in özerk felsefi bilgi sisteminin inşası" başlıklı toplantıda Pekin, Zhejiang, Suzhou, Shandong, Lanzhou ve İç Moğolistan üniversitelerinden, Çin Sosyal Bilimler Akademisi'nden ve Merkez Parti Okulu'ndan felsefeciler konuştu.
Önce bir ayrım yapmak gerekiyor. Bu tartışma, "Konfüçyüs haklıydı, Batı yanılıyor" biçiminde basit bir kültürel milliyetçilik değil; en azından ciddi versiyonu değil. Değerlendirmenin açılış cümlesi programın iki ayağını birden koyuyor: Kuramsal özerklik hem Çin'in tarihine ve gerçekliğine dayanmalı hem de modern uygarlıkla yüzleşmeli. Sorulan soru şu: Bir toplum kendi tarihsel deneyimini, başka toplumların geliştirdiği kavramlarla açıklamak zorunda mı? Modernleşme, kentleşme, birey, toplum, adalet, teknoloji... Bu kavramların çoğu modern Batı düşüncesinin tarihi içinde biçimlendi. Çin'in deneyimi bu kavramları dönüştürebilir mi, yoksa yeni kavramlar mı gerektirir?
Kentleşmeden "mekân medeniyeti"ne
Toplantının en somut önerilerinden biri Suzhou Üniversitesi'nden Chen Zhong'dan geldi. Chen, Lefebvre'den Harvey'e uzanan "mekânın üretimi" ve "mekânsal adalet" kuramlarının kendi çağlarının sorularına cevap verdiğini, ama Çin'in kentleşmesi ve "akıllı toplum"u karşısında genişletilmesi gerektiğini savunarak "mekân medeniyeti" kavramını önerdi: mekânsal davranışın normları, çoğul mekânların bir arada yaşaması ve özneler arası ilişkiler. Aynı üniversiteden Sang Mingxu ise Alman İdeolojisi'ndeki kent tartışmasına dönüp Marx ve Engels'in yeni dünya görüşünün kent-kır ilişkisine dayandığını hatırlattı ve bir uyarı ekledi: Kentleşme ile modernleşme aynı şey değildir; farklı ülkelerin modernleşmesi tek bir kentleşme yolundan geçmek zorunda değildir.
İç Moğolistan Üniversitesi'nden Sheng Limin, Marksist değer felsefesinden hareketle "duygu ekonomisi"ni analiz etti: Dijital platformlar duyguları ölçülebilir ve değiştirilebilir metalara dönüştürüyor; ihtiyaçları karşılarken algoritmik tercihler ve sermayeleşme yoluyla değer bilincini perdeliyor, yargıyı gasp ediyor, seçimi yabancılaştırıyor. Sheng duygu ekonomisini toptan reddetmiyor; sorusu, dijital ekonominin insanın bütünsel gelişimine nasıl cevap vereceği.
Yapay zekâ: Bilgi, zekâ, bilgelik
İlgili Haberler
Almanya'da felsefeciler Nazizm geçmişini yeniden araştırıyor
Alman Felsefe Derneği (DGPhil) bünyesinde kurulan 'Felsefe ve Nasyonal Sosyalizm' çalışma grubu, disiplinin en az araştırılmış bölümünü mesele ediyor: 1933-1945'te filozofların rejime katılımı, kurumların dönüşümü, sürgün ve savaş sonrasının sessizliği. Gerekçe çarpıcı: Felsefe sözlüklerinde bu konuya ayrılmış madde hâlâ yok.
Martin Heidegger








.jpg?width=500)






%20Family%20Mansion%2C%20Qufu%20(13044335945).jpg?width=600)

.jpg?width=1600)