Felsefe Tarihinde Bugün — 19 Ekim: Thomas Browne'un doğduğu ve öldüğü gün
Sir Thomas Browne 19 Ekim 1605'te doğdu, 19 Ekim 1682'de öldü; Religio Medici'de bilim ile inancı, Urn Burial'da ölüm ile unutuşu, Vulgar Errors'ta yaygın yanılgıları düşünen hekim-filozof, İngilizceye 'electricity' ve 'hallucination' gibi yüzlerce sözcük kazandırdı. Aynı gün 1895'te doğan Lewis Mumford ise tekniğin tarihini bir uygarlık eleştirisine dönüştürdü.
Kültür Servisi
Kitap, dergi ve etkinlik haberleri.

Kendi doğum gününde ölmek, Thomas Browne'un bizzat üzerine yazdığı türden bir rastlantıdır. Hydriotaphia ya da Urn Burial'da (1658), "aynı gün bir insanın hem doğum hem ölüm günü olabilir" diye yazmış, bu tür örtüşmelerin "kayda değer" ama "nadir" olduğunu söylemişti. Yirmi dört yıl sonra, 19 Ekim 1682'de, yetmiş yedinci doğum gününde Norwich'te öldü. Browne bir hekim, bir doğa araştırmacısı, bir antikacı, bir üslup ustasıydı; filozof sayılması, sistem kurmasından değil, on yedinci yüzyılın büyük gerilimini, bilimsel kuşkuculuk ile dinî inanç arasındaki gerilimi, tek bir zihinde ve en güzel İngilizceyle yaşamış olmasından gelir.
Bir hekimin dini
Religio Medici (Bir Hekimin Dini) 1642'de izinsiz, 1643'te onaylı baskısıyla çıktı ve Avrupa'da hızla okundu; Latinceye çevrildi, 1645'te Vatikan'ın yasak kitaplar listesine girdi. Hekimlerin dinsizlikle anıldığı bir çağda ("üç hekimden ikisi tanrıtanımazdır" diye bir deyiş vardı) Browne kendi inancının hesabını verir; ama bunu dogmatik bir savunmayla değil, kuşkunun içinden geçerek yapar. Aklın kavrayamadığı şeylere inanmaktan haz aldığını söyler: "O certum est, quia impossibile est" (kesindir, çünkü imkânsızdır) diyen Tertullianus'u anar ve "inancımı bir mucizeye bağlamak için akla ihtiyaç duymam" diye ekler. Fakat aynı kitapta Kopernik'i okur, atomculuğu tartışır, doğayı "Tanrı'nın herkese açık el yazması" olarak över ve mezhep kavgalarını küçümser. Browne'un tutumu, Montaigne'in kuşkuculuğuyla Pascal'ın inancı arasında, Hristiyan bir fideizmdir: Akıl kendi sınırlarını bilmeli, inanç bu sınırların ötesinde yaşamalı; ikisi birbirine karışmamalı. Bu "iki alan" çözümü, bilim-din tartışmasının bugüne kadar süren biçimlerinden birinin erken formülüdür.
Yaygın yanılgılar ansiklopedisi
Pseudodoxia Epidemica ya da Vulgar Errors (1646), Browne'un en "bilimsel" eseridir: Döneminde yaygın kabul gören yüzlerce inancı (devekuşunun demir yediği, fillerin eklemsiz olduğu, Âdem'in göbek deliğinin bulunduğu, kuğuların ölürken şakıdığı, Yahudilerin kötü koktuğu) sırayla ele alır ve üç ölçütle sınar: Otorite, akıl ve deney. Browne kendi deneylerini yapar; örümcek ile kurbağayı aynı kavanoza koyar, mıknatısları sınar. Baconcı yöntemin erken ve popüler bir uygulamasıdır bu; ama Browne yanılgıların kaynağını da çözümler: İnsanın "yanılabilir doğası", otoriteye körü körüne güven, "halkın safdilliği" ve en ilginci, kendi deyişiyle, dilin kendisi. Kitap boyunca bugün kullandığımız yüzlerce sözcüğü ilk kez yazar ya da İngilizceye sokar: electricity, hallucination, medical, computer (hesap yapan kişi anlamında), ambidextrous, incontrovertible. Oxford İngilizce Sözlüğü'nde ilk kullanım kaydı Browne'a ait sözcüklerin sayısı yedi yüzü aşar; Shakespeare'den sonra en çok alıntılanan kaynaklardan biridir.
Ölüm ve unutuş
Urn Burial, Norfolk'ta bulunan Anglosakson kül kavanozlarından yola çıkarak ölüm, gömme gelenekleri ve hatırlanma arzusu üzerine bir meditasyondur; İngilizcenin en görkemli düzyazı sayfalarından biri sayılan beşinci bölümü, insanın adını yaşatma çabasının boşluğu üzerinedir: "Kim bilir hangi ünlü adamın küllerinin nereye gittiğini?" Browne'un cevabı Hristiyan tesellisidir ama tonu Stoacı bir hüzündür; Borges onun en sevdiği yazarlardan biriydi ve "Tlön" öyküsünü Urn Burial'ın İspanyolca çevirisiyle bitirir. İkiz eseri The Garden of Cyrus ise doğada ve sanatta beşli örüntüyü (quincunx) arayan, Pythagorasçı bir sayı mistisizmine kayan, bugün okuru şaşırtan bir metindir; Browne'un kuşkuculuğunun sınırlarını da gösterir. Nitekim 1662'de Bury St Edmunds'taki bir cadı davasında uzman tanık olarak büyünün gerçekliğini kabul etmesi, iki kadının idamına katkıda bulunmuştur; bilim tarihçileri bu lekeyi onun "iki alan" çözümünün bedeli olarak okur.
Mumford: Makinenin tarihi
Aynı güne bir başka doğum düşer: Lewis Mumford, 19 Ekim 1895, New York. Akademik unvanı olmayan, kendini "genelci" diye tanımlayan Mumford, Teknik ve Uygarlık (1934) ile teknolojinin tarihini ilk kez bir uygarlık tarihi olarak yazdı: "Eoteknik" (su ve ağaç), "paleoteknik" (kömür ve demir) ve "neoteknik" (elektrik ve alaşım) evreler, her biri kendi değerlerini, zaman algısını ve toplumsal düzenini üretir; saat, buhar makinesinden önce gelen asıl "anahtar makine"dir, çünkü zamanı mekanikleştirir. Şehirlerin Kültürü (1938) ve Tarih Boyunca Kent (1961) ile kentleri bir uygarlığın maddi hafızası olarak okudu. Son büyük eseri Makinenin Miti (1967-70), karamsar bir dönüşü işaretler: "Megamakine" kavramıyla, Mısır piramitlerinden Pentagon'a, insanları bir makinenin parçaları olarak örgütleyen iktidar yapılarını anlattı ve nükleer çağın tekniğini "otoriter teknik" olarak eleştirdi; "demokratik teknik" ise insan ölçeğinde, yerel, çoğulcu olacaktı. Jacques Ellul ve Ivan Illich'le birlikte teknoloji felsefesinin eleştirel kanadını kurdu; bugünün yapay zekâ tartışmalarında sıkça anılan "teknolojinin değer-yüksüz olmadığı" tezi, Mumford'un en kalıcı mirasıdır.
Browne ile Mumford'u birleştiren bir şey var mı? Belki şu: İkisi de kendi çağlarının bilgi ve teknik iyimserliğinin içinden yazarken, bu iyimserliğin dışarıda bıraktığı şeye, ölüme, unutuşa, insan ölçeğine bakmayı sürdürdüler. Birinin kül kavanozları, diğerinin megamakinesi, ilerlemenin kıyısında duran aynı soruyu sorar.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe Tarihinde Bugün — 26 Ekim: Elizabeth Cady Stanton ve 'Kadının Kutsal Kitabı'
26 Ekim 1902'de New York'ta ölen Elizabeth Cady Stanton, 1848 Seneca Falls'ta 'bütün erkekler ve kadınlar eşit yaratılmıştır' diye yazan, yaşamının sonunda da kutsal metni kadın gözüyle yeniden okumaya cesaret eden düşünürdü. Oy hakkı mücadelesinin ötesinde: doğal haklar, din eleştirisi ve 'benliğin yalnızlığı'.

Felsefe Tarihinde Bugün — 25 Ekim: Max Stirner, 'Biricik' ve Mülkiyeti
25 Ekim 1806'da Bayreuth'ta doğan Max Stirner, Hegel sonrası Alman felsefesinin en radikal kitabını yazdı: Biricik ve Mülkiyeti (1844). Tanrı'yı yıkan Feuerbach'ın yerine 'İnsan'ı, devleti yıkan liberallerin yerine 'toplum'u koyduğunu söyledi; hepsini 'kafadaki hayaletler' ilan etti. Marx'ı Alman İdeolojisi'ni yazmaya iten, Nietzsche'yle ilişkisi hâlâ tartışılan bir düşünür.







.jpg?width=500)






