Schopenhauer: acı çeken değil, isteyen insan
'Karamsar filozof' etiketi Schopenhauer'ın en zayıf tarafını öne çıkarır. Asıl tezi daha rahatsız edici: Mutsuzluğumuzun kaynağı dünyanın bize yaptıkları değil, sürekli bir şeyler istemek zorunda oluşumuz olabilir. Ve buradan merhamete çıkan bir yol var.
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

Schopenhauer hakkında yazılabilecek en kolay cümle şudur: "Hayatı acı olarak gören karamsar filozof."
Doğru. Ve neredeyse hiçbir şey söylemiyor.
Schopenhauer'ın yaptığı iş kötümserlik değildi. Batı felsefesinin yüzyıllardır savunduğu akıllı, düzenli ve kendini yöneten insan tasvirini kökünden sarsmaktı.
1788'de Danzig'de doğdu. 1818'de — otuz yaşında — İstenç ve Tasarım Olarak Dünya'yı yayımladı. Kitap yıllarca satmadı. Ününü ancak altmışlarında, kısa yazılarla kazandı.
Asıl düşman "hayat" değil, istemek
Schopenhauer'ın kötümserliğini "hayat kötüdür" cümlesinden anlamaya çalışmak yanlış yerden başlamaktır.
Onun problemi istemenin yapısıdır.
Şu döngüyü izleyin:
İnsan bir şeyi ister. Ulaşır. Kısa süreli bir tatmin yaşar. Ardından yeni bir eksiklik doğar. Yeni arzu yeni bir hareket başlatır.
İstemek, tanımı gereği bir eksikliğin duyulmasıdır. Öyleyse isteyen bir varlık, istediği sürece eksik olmak zorundadır. Ve istemeyi bıraktığında da eksiklik değil, can sıkıntısı gelir.
Schopenhauer'ın dünyası bu yüzden bir eksiklik ekonomisidir. İnsan mutsuz olduğu için istemez; çoğu zaman istediği için huzursuzdur.
Bu, yalnızca bir psikoloji gözlemi değil. Metafizik bir tez.
Kant'ı aldı, dünyasını tersine çevirdi
Schopenhauer'ı anlamak için Kant'ı bilmek gerekir — ve Schopenhauer kendini Kant'ın tek gerçek mirasçısı sayıyordu.
Kant, dünyayı olduğu gibi değil, zihnimizin formları aracılığıyla bildiğimizi savunmuştu. Görünüş ile kendinde-şey arasındaki ayrım budur.
Schopenhauer bu ayrımı kabul etti: Dünya bize tasarım olarak görünür.
Sonra Kant'ın yasakladığı soruyu sordu: Peki görünüşlerin arkasında ne var?
Cevabı: İrade.
Ama bu, bilinçli bir "istemek" değildir. Kör, amaçsız, doyumsuz bir varoluş itkisidir. Bitkinin ışığa yönelmesinde, taşın düşmesinde, hayvanın avlanmasında, insanın hırsında aynı şey işler.
Schopenhauer'ın erişim iddiası da özgündür: Kendinde-şeye ulaşmanın tek yolu dışarıdan gözlem değil, kendi bedenimizin içeriden yaşanmasıdır. Kolumu kaldırdığımda hem bir hareket görürüm hem de istemeyi içeriden yaşarım. Beden, iradenin görünür hâlidir.
Bu hamle, sonraki felsefenin kapısını açtı: Nietzsche'nin güç istenci, Freud'un bilinçdışı, modern psikolojinin insanı bütünüyle rasyonel bir özne saymayan yaklaşımları — hepsinin arkasında Schopenhauer durur.
Hegel'le kavga
Berlin Üniversitesi'nde ders vermeye başladığında Hegel dönemin felsefi yıldızıydı.
Schopenhauer derslerini kasten Hegel'in dersleriyle aynı saate koydu.
Sonuç: Sınıfı boş kaldı.
Bu hikâye bir akademik başarısızlık anekdotundan fazlası. İki dünya tasarımı arasındaki farkı gösterir.
Hegel'de tarih, aklın ve özgürlüğün kendini gerçekleştirmesidir — bir yöne doğru gider.
Schopenhauer'da tarihin altında işleyen güç akıl değil iradedir — ve iradenin bir yönü yoktur. Bu yüzden Schopenhauer için tarih felsefesi diye bir şey mümkün değildir; tarih yalnızca aynı temanın farklı varyasyonlarını gösterir.
Warwick Üniversitesi'nden David Bather Woods'un University of Chicago Press'ten çıkan ve APA blogunun bu yıl haziranda tanıttığı felsefi biyografisi, Schopenhauer'ın Hegelci sistem felsefesiyle ilişkisini ve genç Schopenhauer'ın Fichte'nin derslerine yönelik sert tepkisini yeniden gündeme getiriyor.
En çok ihmal edilen yön: merhamet
Şimdi Schopenhauer'ın klişeyi kıran tarafına geliyoruz.
Eğer bütün bireyler aynı temel iradenin görünümleriyse, birey olmak yüzeysel bir durumdur. Zaman ve mekân, bir olanı çok gibi gösteren bir perdedir — Schopenhauer bunu Hint düşüncesinden aldığı terimle Maya'nın peçesi diye adlandırır.
Bu peçe aralandığında ne olur?
Başka bir insanın acısı, bütünüyle "başkasının" acısı olmaktan çıkar.
İşte Schopenhauer'ı merhameti ahlakın temeline yerleştiren filozoflardan biri yapan düşünce budur. Ahlakın Temeli Üzerine denemesinde, ahlaki değeri olan tek güdünün merhamet (Mitleid) olduğunu savunur — ödevden ya da çıkardan değil.
Bu, onu Kant'tan da ayırır. Kant'ta ahlak akıldan çıkar. Schopenhauer'da ahlak, metafizik bir kavrayıştan çıkar: Öteki, aslında benden ayrı değil.
Dolayısıyla felsefesi şu formüle indirgenemez: "Hayat kötü, hiçbir şeyin anlamı yok."
Daha doğru formül şudur: Arzunun yapısını anladığımızda, başkasının acısına kayıtsız kalamayız.
Bu, onu nihilistlerden ayırır.
Sanat neden kurtarıcı?
Schopenhauer'ın sisteminde sanat, gündelik arzunun zincirinden geçici bir kurtuluş sağlar.
Mekanizma şu: Estetik deneyimde nesneye "ne işime yarar" diye bakmayız. Çıkarsız seyir, insanı isteyen özne olmaktan çıkarıp saf bilen özneye dönüştürür. Arzu bir an durur — ve o an huzurdur.
Müzik ise sanatlar arasında ayrıcalıklı yerdedir. Diğer sanatlar dünyadaki nesneleri ya da İdeaları temsil ederken, müzik doğrudan iradenin kendisinin ifadesidir. Bu yüzden müzik, bir şeyi anlatmadan bizi bu kadar derinden etkileyebilir.
Bu tez, felsefe dışında da etkili oldu. Wagner üzerindeki etkisi meşhurdur. Nietzsche başlangıçta Schopenhauer'ın öğrencisi sayılabilecek kadar etkilendi — sonra en sert eleştirmeni oldu. Freud, Thomas Mann, Wittgenstein, Borges ve Beckett'e uzanan geniş bir Schopenhauer mirası vardır.
Hint düşüncesiyle karşılaşma
Schopenhauer'ı çağının Alman filozoflarından ayıran bir başka özellik, Upanişadlar'a ve Budist düşünceye duyduğu ilgiydi.
Burada da basitleştirmeden kaçınmak gerekiyor. Schopenhauer Budist değildi.
Hint düşüncesini, kendi metafizik sistemini destekleyecek biçimde okudu — Avrupa felsefesinin problemleri üzerinden. Dolayısıyla bu ilişki, modern anlamda bir Budist kimlikten çok, Batı metafiziğini aşma arayışının parçası olarak görülmelidir.
Yine de tarihsel önemi büyük: On dokuzuncu yüzyılda Doğu düşüncesini ciddiye alan ilk büyük Avrupalı filozoflardan biriydi.
İntihar neden çözüm değil?
Schopenhauer hakkındaki en yaygın yanlış anlamalardan biri budur. Hayat acıysa, neden intiharı savunmadı?
Cevabı tutarlı: İntihar iradeyi ortadan kaldırmaz. Yalnızca iradenin bireysel görünümlerinden birini ortadan kaldırır.
Dahası Schopenhauer için intihar, iradenin reddi değil, olumlanmasıdır: İntihar eden kişi yaşamı değil, yaşamın kendisine verdiği koşulları reddeder. Yani hâlâ istiyordur — sadece başka bir şey.
Bu yüzden önerdiği çözüm hayattan çıkmak değil, istemeyi susturmak: arzunun tahakkümünü azaltmak, bireysel egonun sınırlarını aşmak. Çileci geleneklerde gördüğü şey buydu.
Eleştiriler
Schopenhauer eleştirisiz bir filozof değil.
Tutarlılık itirazı: Eğer irade akıl-dışı ve bilinemezse, onun hakkında nasıl bilgi iddiasında bulunabiliyoruz? Kendinde-şeye erişilemeyeceğini söyleyen Kantçı çerçeveyi kabul edip sonra kendinde-şeyi adlandırmak çelişki değil mi?
Ahlaki itiraz: Merhamet ahlakı, adalet kavramını yeterince açıklamıyor. Acıya karşılık vermek başka şey, hakları düzenlemek başka şey.
Toplumsal itiraz: Kadınlar üzerine yazdıkları, kendi çağında bile sert bulunacak ölçüde önyargılıdır ve savunulabilir değildir.
Neden bugün okunuyor?
Schopenhauer'ın bazı soruları modern dünyada daha görünür hâle geldi.
Sosyal medya daha fazla istemeyi öğretiyor. Tüketim ekonomisi tatminin hemen ardından yeni bir arzu üretiyor. Öneri algoritmaları dikkati sürekli yeni uyaranlara yöneltiyor. Çalışma kültürü sürekli daha fazlasını istemeyi zorunlu kılıyor.
Bu açıdan Schopenhauer'ın arzu → tatmin → yeni arzu döngüsü, yirmi birinci yüzyıl dikkat ekonomisinin neredeyse felsefi bir anatomisi gibi okunabilir.
Sitemizde bu hafta ele aldığımız dijital gelecek tasavvurları dosyasıyla birlikte okunduğunda, tablo tamamlanıyor: Bir yanda arzuyu üretmek üzerine kurulmuş bir ekonomi, öte yanda o arzunun yapısını iki yüz yıl önce çözümlemiş bir filozof.
Sonuç
Schopenhauer'ı yalnızca "hayat acıdır" diyen filozof olarak okumak, felsefesinin en önemli kısmını kaçırmaktır.
Asıl sorusu daha rahatsız edici:
Ya mutsuzluğumuzun önemli bir kısmının kaynağı, dış dünyanın bize yaptıkları değil, sürekli bir şeyler istemek zorunda oluşumuzsa?
Bu soru hâlâ açık. Ve Schopenhauer'ın gerçek modernliği belki de burada başlıyor.
Türkçede: İstemek ve Tasarım Olarak Dünya, Aşkın Metafiziği, Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Okumak Yazmak ve Yaşamak Üzerine ve Ahlakın Temeli Üzerine gibi eserleri çevrildi.
Not: Kapak görseli, Schopenhauer'ın 1852'de çekilmiş dagerreyotipidir — yani gerçek bir fotoğraftır; fotoğrafın icadını görecek kadar uzun yaşamış ilk büyük filozoflardan biriydi.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler
.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)
Charles Taylor: modern insan neden daha özgür ve daha huzursuz?
Taylor'ın bütün çalışması tek bir soruya bağlanır: Modern insan kendisini nasıl 'ben' olarak algılamaya başladı? Yanıtı, özgürlüğü reddetmeden bireyciliğin sınırını gösterir — ve sekülerliği inancın yok oluşu değil, seçeneğe dönüşmesi olarak tanımlar.
Charles Taylor

Machiavelli'yi yanlış okumanın beş yüz yılı
Adı bir sıfata dönüştü: 'makyavelist'. Oysa Machiavelli hayatının büyük bölümünü cumhuriyet savunusuna adadı, en uzun kitabını halkın bilgeliğini övmeye ayırdı ve Prens'i işsiz kaldığı bir sürgünde yazdı. Asıl radikalliği ahlaksızlığında değil — siyaseti ahlaktan ayrı bir bilgi alanı saymasında.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


