Michel Onfray ve felsefenin kavgacı hâli: kürsüden meydana
Hedonizmden ateizme, Nietzsche okumalarından siyaset polemiğine uzanan yüzü aşkın kitap. Onfray, Batı düşüncesinin tarihini yeniden yazmayı hedefleyen dört ciltlik yeni bir diziye başladı. Onu tartışmalı kılan görüşleri kadar, felsefeyi nerede yaptığı da.
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.

Michel Onfray'yi tek bir etiketle tanımlamak mümkün değil — ve bu, kırk yıllık bir tercihin sonucu.
"Ateist filozof", "hedonist düşünür", "Nietzscheci", "sol eleştirmeni". Her biri doğru, hiçbiri yeterli.
Onu ayıran şey görüşlerinden çok nerede felsefe yaptığı. Onfray, felsefeyi üniversite kürsülerinin, hakemli dergilerin ve uzmanlar arası tartışmanın konusu olmaktan çıkarmaya çalışıyor. Bu yüzden onu anlamak için yalnızca kitaplarına değil, kurduğu kurumlara ve medya girişimlerine de bakmak gerekiyor.
Yayınevi kayıtlarına göre yüzün üzerinde kitabın yazarı; eserleri çok sayıda dile çevrildi.
Caen: diplomasız üniversite
2002'de Caen Halk Üniversitesi'ni kurdu.
Fikir basitti ve doğrudan bir itiraz taşıyordu: Akademik diploma gerektirmeyen, seçme sınavı olmayan, ücretsiz bir felsefe ve beşerî bilimler programı. Kimin girip kimin giremeyeceğine üniversite değil, ilgi karar veriyor.
Bu, sitemizde dün ele aldığımız Alain de Botton'ın The School of Life girişimiyle aynı soruya verilmiş farklı bir yanıt: Felsefe kime aittir?
De Botton'ın yanıtı terapötik; Onfray'ninki militan.
Hedonizm: hazcılıktan fazlası
Onfray'nin erken dönem çalışmalarındaki hedonizm, sıradan anlamıyla "hazcılık"tan daha geniş bir iddia taşıyor.
Mesele yalnızca haz almak değil; insanın bedenini, arzularını, ilişkilerini ve ölüm gerçeğini inkâr etmeyen bir yaşam etiği kurabilmesi.
1993 tarihli La Sculpture de soi — "Kendini Yontmak" — bu projenin merkezî metni. Onfray burada insanın hazır ahlaki ve toplumsal kalıplara teslim olmak yerine kendini bir sanat eseri gibi biçimlendirebileceğini savunuyor.
Arkasında Nietzsche'nin güçlü etkisi var. Ama Onfray'nin Nietzsche okuması akademik yorum üretmeye değil, felsefeyi doğrudan yaşama pratiğine çevirmeye yöneliyor.
Sorusu basit ama ağır: İnsan kendi hayatının yazarı olabilir mi?
Ateoloji
Uluslararası ölçekte en çok ses getiren kitabı 2005 tarihli Traité d'athéologie oldu.
Onfray burada ateizmi "Tanrı'ya inanmamak" biçiminde olumsuz bir konum olarak değil, dinlerin insan, ahlak, beden ve siyaset üzerindeki etkilerini sorgulayan kapsamlı bir proje olarak ele aldı.
Temelinde şu düşünce var: İnsan yaşamını aşkın bir otoriteye teslim etmeden anlamlandırabilir.
Ama yönteminin tartışmalı yanı da burada. Din eleştirisindeki polemik üslup, akademik tarafsızlıktan çok entelektüel mücadeleyi andırıyor. Onfray bir yandan laik ve ateist düşüncenin popülerleşmesine katkı sağlarken, öte yandan tarihsel ve felsefi yorumları akademisyenlerce sert biçimde eleştirildi.
Bu, bütün kariyerinde görülen bir özelliğin örneği: Onfray felsefeyi yorumlamak istemez, onunla kavga etmek ister.
Karşı-tarih
En büyük projelerinden biri Contre-histoire de la philosophie — Felsefenin Karşı-Tarihi — dizisi.
Çalışma klasik felsefe tarihinin kanonunu sorguluyor. Geleneksel anlatı Platon, Aristoteles, Descartes, Kant ve Hegel'i merkeze alırken Onfray materyalist, ateist, hedonist ve özgürlükçü düşünürleri görünür kılmaya çalışıyor: Epikuros, Lucretius, Gassendi, La Mettrie, Kirenaikliler.
Temel iddia şu: Felsefe tarihi, kazananların ve kurumsallaşmış düşüncelerin tarihi değildir.
Bu iddianın kendisi tartışmalı ama sorduğu soru meşru: Bir kanon nasıl oluşur ve kim dışarıda kalır?
Freud tartışması
Kariyerindeki en büyük polemiklerden biri Le Crépuscule d'une idole — "Bir Putun Alacakaranlığı" — ile yaşandı.
Onfray, Freud'un biyografisini, psikanalitik kuramını ve bilimsel iddialarını sert biçimde eleştirdi. Fransa'da büyük tartışma yarattı.
Freud savunucuları onu tarihsel bağlamı dikkate almamakla ve psikanalizi indirgemeci biçimde değerlendirmekle suçladı. Onfray ise psikanalizin entelektüel bir dogmaya dönüştüğünü savundu.
Tartışma yalnızca Freud hakkında değildi. Asıl mesele, bir düşünürün kültürel otoritesi karşısında felsefenin ne kadar eleştirel olabileceğiydi.
Sol ile hesaplaşma
Onfray uzun süre kendisini sol gelenek içinde konumlandırdı. Zamanla 1968 sonrası sola, Marksizme, Avrupa Birliği projesine ve Fransız siyasetinin çeşitli unsurlarına yönelik eleştirileri sertleşti.
Bu dönüşüm siyasi konumlandırılmasını zorlaştırdı. Kendisini sağ ya da aşırı sağ kategorileriyle tanımlamayı reddederken; göç, İslam, Avrupa Birliği ve ulusal egemenlik başlıklarındaki görüşleri nedeniyle Fransa'da sağa yaklaşmakla suçlandı.
Onu "sağa kayan eski solcu" diye tanımlamak da, tamamen geleneksel sol içinde değerlendirmek de yetersiz kalıyor. Asıl özelliği, yerleşik siyasi kategorileri sürekli tartışmaya açması.
2020'de kurduğu ve yayın yönetmenliğini üstlendiği Front populaire dergisi de bu konumun kurumsal ifadesi.
Kendi kamusal alanını kurmak
Son dönemin en önemli gelişmesi, Onfray'nin kendi medya ekosistemini kurması.
Kendi internet sitesi ve web televizyonu üzerinden konferanslar, güncel değerlendirmeler ve arşiv içerikleri yayımlıyor; platform düzenli olarak güncelleniyor. Europe 1'de Face à Michel Onfray programıyla dinleyici karşısına çıkıyor.
Bu, çağdaş entelektüelin dönüşümü açısından kayda değer.
Yirminci yüzyılın filozofu üniversite, yayınevi, gazete ve televizyon gibi kurumsal aracılara bağımlıydı. Onfray, yirmi birinci yüzyılın filozofunun kendi aracını kurabileceğini gösteren örneklerden biri.
Kazanç açık: aracısızlık. Bedeli de açık: dış denetimin ortadan kalkması.
Yeni proje: dört ciltte Batı düşüncesi
Onfray'nin bugün yürüttüğü en iddialı çalışma, Batı'nın felsefi tarihini yeniden yazma girişimi.
Déambulation dans les ruines — "Harabelerde Gezinti" — Albin Michel tarafından yayımlanan Histoire philosophique de l'Occident dizisinin ilk cildi. Dizi dört bağımsız ciltten oluşacak.
Projenin çerçevesi Onfray'nin yönteminin özeti gibi: Batı uygarlığının tarihini fikirler savaşı üzerinden okumak.
Antikçağdan itibaren dünya görüşleri radikal karşıtlıklarla yapılanmış: Platoncu idealizme karşı Demokritos'un materyalizmi, Pythagorasçı evliliğe karşı Kinik özgürlük, Sokrates'in felsefi yaşamına karşı sofistlerin paralı retoriği, Stoacı erdeme karşı Aristippos'un hazcılığı.
İlk cilt "Anticilerin bilgeliği" alt başlığını taşıyor ve felsefi bir yaşamın ne olabileceğini ilk kez tanımlamaya çalışan düşünürler arasında bir gezinti sunuyor.
Hedef artık tek tek filozoflar değil: Batı'nın kendisini nasıl düşündüğünü yeniden anlatmak.
Filozof mu, polemikçi mi?
Onfray hakkında verilecek en kolay hüküm "çok tartışmalı" olduğudur. Ama bu hüküm meselenin özünü ıskalar.
Onfray'nin felsefesi zaten tartışma üretmek üzerine kurulu. Nietzsche'den aldığı soykütüksel bakışı, ateizm savunusunu, hedonizmi, kurum eleştirisini ve siyasi polemiği bir araya getirerek felsefeyi sakin bir uzmanlık alanı olmaktan çıkarmaya çalışıyor.
Sevenler için felsefeyi halka geri veren özgürlükçü bir düşünür. Eleştirenler için aşırı genelleme yapan, tarihsel ve bilimsel meseleleri polemik uğruna basitleştiren bir entelektüel.
Muhtemelen ikisinde de gerçeklik payı var.
Ama felsefe tarihinin öğrettiği daha önemli bir şey var: Bir düşünürün etkisi yalnızca ne kadar doğru bulunduğuyla değil, hangi soruları gündeme soktuğuyla da ölçülür.
Onfray'nin kalıcı mirası belki de burada. Fransız felsefesinin en eski sorularından birini yeniden açtı:
Felsefe yalnızca üniversitede öğretilen bir disiplin mi, yoksa insanın kendi hayatını kurma sanatı mı?
Kırk yıllık bütün serüveni, ikinci cevabı savunma girişimi olarak okunabilir.
Türkçede
Bir Hedonist Manifesto, Ateoloji Üzerine Bir İnceleme, Yaratmaya Var mısınız? ve Filozofun Damak Tadı Türkçeye çevrildi.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Alain de Botton: felsefeyi üniversiteden çıkarıp gündelik hayata taşımak
Aşk, yalnızlık, statü kaygısı ve anlam arayışı. İngiliz-İsviçreli düşünür, felsefeyi akademik uzmanlığın sınırlarından çıkarıp gündelik meselelerin üzerine uygulayan en tanınan isim. Sorusu Sokrates'inki kadar eski: Nasıl yaşamalıyız?

Axel Honneth: adalet yalnızca pay meselesi değil, görülme meselesi
Frankfurt Okulu'nun mirasını sürdüren filozof, toplumsal çatışmaların arkasında görünmez bir talep olduğunu savunuyor: tanınma. Son çalışmalarında bu çerçeveyi çalışma hayatına taşıyarak demokrasinin işyerinde öğrenilip öğrenilemeyeceğini soruyor.







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)

