Meksika bütün yargıçlarını seçti — ve demokrasiye bir soru bıraktı
1 Haziran 2025'te Meksika, dünyada ilk kez ulusal düzeydeki tüm yargıçlarını halk oyuyla belirledi: 881 makam, 9 Yüksek Mahkeme üyesi. Katılım yüzde 13'ün altında kaldı. Ortaya çıkan soru teknik değil: Halkın seçmediği bir kurum demokratik olabilir mi?
Dış Haberler Servisi
Yurt dışı felsefe gündemini izler.

1 Haziran 2025'te Meksika'da bir şey oldu ve dünyada benzeri yoktu.
Bir ülke, ulusal düzeydeki bütün yargıçlarını halk oyuyla seçti.
Rakamlar şöyle: 881 yargı makamı. Dokuz Yüksek Mahkeme üyesi. Seçim Mahkemesi'nin Üst Kurul'unda iki, Bölge Kurulları'nda on beş yargıç. Yeni kurulan Yargı Disiplin Mahkemesi'ne beş üye. 464 bölge mahkemesi hâkimi ve 386 asliye hâkimi.
Bu, Eylül 2024'te kabul edilen anayasal yargı reformunun sonucuydu.
Ve tam da bu yüzden, siyaset felsefesinin en eski gerilimlerinden birinin canlı bir deneyi oldu.
Reformun savunması
Hükümetin gerekçesi tutarlıydı ve hafife alınmamalı.
Meksika yargısına yöneltilen eleştiriler yeni değil: yolsuzluk, kayırmacılık, ulaşılmazlık, ağır işleyiş, seçkinci bir yapı. Yargıçlar atamayla geliyor; kimseye hesap vermiyor; toplumun büyük kısmı için adalet sistemi fiilen kapalı bir kutu.
Reformun savunucularının sorusu meşru: Hiç kimsenin seçmediği ve kimseye hesap vermeyen bir kurum, demokratik bir düzenin parçası nasıl olur?
Bu soru, hukuk felsefesinde "karşı-çoğunlukçu güçlük" (counter-majoritarian difficulty) adıyla anılır ve en az yetmiş yıldır tartışılır. Seçilmemiş yargıçlar, seçilmiş meclislerin kararlarını iptal edebiliyorsa, egemenlik gerçekte kimde?
Sonuç
Seçim yapıldı. Ve sonuçlar, reformun savunucularının beklediği yerde çıkmadı.
Katılım yüzde 12,57 ile 13,32 arasında kaldı. Amerika Devletleri Örgütü'ne göre bu oran, Latin Amerika'da kaydedilmiş en düşük seçim katılımları arasında.
Kullanılan oyların yaklaşık yüzde 12'si boş ya da geçersizdi.
Yani seçmenlerin yaklaşık yüzde 87'si sandığa gitmedi; gidenlerin de sekizde biri geçerli oy kullanmadı.
Bu neden bir sorun?
Çünkü reformun kendi mantığını çürütüyor.
Argüman şuydu: Yargıçlar halk tarafından seçilirse halka hesap verir.
Ama yüzde 13'lük bir katılımda, seçilen yargıç kime hesap veriyor?
Daha da önemlisi: Bir seçmenden 881 makam için — çoğunu hiç duymadığı, mesleki geçmişini bilmediği, kararlarını okumadığı adaylar arasından — bilinçli tercih yapması nasıl beklenir?
Bir milletvekilini parti programına, ideolojisine ve söylemine bakarak seçebilirsiniz. Bir hâkimi neye bakarak seçersiniz?
Eleştirmenlerin cevabı sert: Tanınırlığa. Ve tanınırlığı üreten şey, örgütlü siyasal yapılardır.
Yargıç ne yapar?
Buradan tartışmanın felsefi çekirdeğine geliyoruz.
Bir milletvekilinin işi temsil etmektir. Seçmeninin tercihlerini yasama sürecine taşır. Halkın çoğunluğu ne istiyorsa onu savunması, işinin tanımıdır.
Bir yargıcın işi bu değildir.
Bir yargıç, çoğunluğun istemediği kararı vermek zorunda kalabilir. Nefret edilen bir sanığın adil yargılanma hakkını korumak; popüler bir yasayı anayasaya aykırı bulmak; sayıca az ve sevilmeyen bir azınlığın hakkını tanımak.
Yargıç, seçmenine hoş görünmek zorunda olmadığı için bu işi yapabilir.
Yargı bağımsızlığı denen şey, bir ayrıcalık değil; bu işlevin çalışma koşuludur.
Şimdi soru şu: Bir yargıç dört yıl sonra yeniden seçilmek zorundaysa, çoğunluğun nefret ettiği sanığı beraat ettirebilir mi?
Alexy açısından
Sitemizde bu hafta ele aldığımız Robert Alexy dosyası bu tartışmaya doğrudan bir ölçüt sunuyor.
Alexy'ye göre hukuki bir kararın meşruiyeti, kararı verenin makamından değil, kararın rasyonel gerekçesinden gelir. Hukuk, yapısı gereği, doğru olduğunu iddia eder.
Bu ölçütle bakıldığında, yargıcın nasıl göreve geldiği ikincil bir sorudur. Belirleyici olan, verdiği kararın gerekçesinin denetlenebilir olup olmadığıdır.
Ama pratikte iki mesele birbirinden ayrılmıyor. Çünkü bir yargıç, gerekçesini kimin için yazdığını bilir. Meslektaşları ve temyiz mercii için yazmakla, seçmen kitlesi için yazmak aynı metni üretmez.
Sitemizde dün ele aldığımız Brian Leiter dosyasındaki gerçekçi konum ise ters yönden aynı yere varıyor: Yargıçlar zaten psikolojik, ideolojik ve toplumsal etkenlerle karar veriyorsa, seçim bu etkenleri yok etmez — yalnızca görünür ve düzenli hâle getirir.
Bu, reformun lehine bir argüman olarak da okunabilir. Gerçekçi der ki: Yargı zaten siyasaldı; şimdi en azından bu açıkça kabul ediliyor.
Adaylar meselesi
Reformun en çok tartışılan yanlarından biri aday niteliği oldu.
Aday listelerinde, uyuşturucu kaçakçılığından hüküm giymiş bir kişinin ve büyük bir kartel liderinin eski avukatının yer alması, uluslararası basında geniş yankı buldu.
Bu, tekil örneklerin genelleştirilmesi riski taşıyor — 881 makam için binlerce aday vardı. Ama tasarım sorununa işaret ediyor: Adaylık için mesleki eşiklerin nasıl belirleneceği ve kimin belirleyeceği.
Reformun eleştirmenleri için asıl kaygı burada: Aday havuzunu şekillendiren yapı, iktidar partisine yakınsa, "halkın seçtiği yargı" fiilen iktidarın seçtiği yargı olabilir.
Genelleştirilebilir ders
Bu vaka, sitemizde bugün ayrıca ele aldığımız demokratik normlar dosyasının en somut örneği.
Demokrasi iki ilkeden oluşur ve bunlar her zaman aynı yöne çekmez.
Halk egemenliği: Kararları halk verir.
Anayasal sınırlama: Halkın çoğunluğu bile bazı şeyleri yapamaz.
İkincisi olmadan birincisi kendi kendini yiyebilir. Çünkü bugünün çoğunluğu, yarının çoğunluğunun oluşmasını engelleyecek kararlar alabilir.
Meksika örneğinin dünyaya bıraktığı soru bu yüzden yalnızca Meksika'yla ilgili değil:
Bir kuruma daha fazla halk iradesi eklemek, onu her zaman daha demokratik yapar mı?
Cevap "hayır" olabiliyorsa — ve bu vaka en azından cevabın açık olmadığını gösteriyor — demokrasi kuramının basit bir formüle indirgenemeyeceğini kabul etmek gerekiyor.
Türkiye açısından
Bu tartışma Türkiye'de soyut değil.
Hâkim ve savcıların nasıl atandığı, yargı kurullarının nasıl oluştuğu, Anayasa Mahkemesi üyelerinin kim tarafından seçildiği — bunların hepsi Meksika'nın sorduğu sorunun farklı biçimleri.
Ve Meksika deneyi bir şeyi net gösteriyor: Atama yöntemini değiştirmek, bağımsızlık sorununu kendiliğinden çözmüyor.
Belirleyici olan yöntem değil; o yöntemin, yargıcı kimin memnun etmek zorunda bıraktığı.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler
.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)
Bir kuram göç ederse: Alexy'nin Brezilya'da başına gelenler
Alexy'nin ölümünün ardından Brezilya Federal Yüksek Mahkemesi taziye notu yayımladı. Bu, bir Alman akademisyen için sıra dışı bir jest. Ama hikâyenin ilginç kısmı şu: Brezilya hukukçuları yıllardır "Brezilya usulü dengeleme" diye bir şeyi tartışıyor — ve bunu bir övgü olarak söylemiyorlar.








.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


