Felsefe Tarihinde Bugün — 2 Kasım: Pasolini'nin öldürülüşü (1975) ve tüketim toplumunun 'yeni faşizmi'
2 Kasım 1975 gecesi Ostia'da dövülerek öldürülen Pier Paolo Pasolini şair, romancı ve film yönetmeniydi; ama son yıllarında yazdığı 'Korsan Yazılar' onu İtalya'nın en rahatsız edici düşünürü yapmıştı. Tezi, Gramsci'den Adorno'ya uzanan bir hattın en sert biçimiydi: Tüketim toplumu, faşizmin başaramadığını başardı; insanları içeriden dönüştürdü.
Kültür Servisi
Kitap, dergi ve etkinlik haberleri.

2 Kasım 1975 sabahı Roma'nın plaj banliyösü Ostia'da, bir futbol sahasının kenarındaki boş arazide, dövülerek öldürülmüş ve kendi arabasıyla ezilmiş bir ceset bulundu. Elli üç yaşındaki Pier Paolo Pasolini'ydi. On yedi yaşındaki Pino Pelosi suçu üstlendi, 2005'te geri aldı; cinayet bugün hâlâ İtalya'nın çözülmemiş davalarından biri. Pasolini'nin son filmi Salò ya da Sodom'un 120 Günü üç hafta sonra gösterime girdi; son romanı Petrolio yarım kaldı. Ama 2 Kasım'ı felsefe takvimine taşıyan şey sinema ya da şiir değil, Pasolini'nin 1973-75 arasında Corriere della Sera'da yazdığı ve ölümünün hemen ardından Scritti corsari (Korsan Yazılar) adıyla toplanan makaleler: İtalya'nın tüketim toplumuna geçişi üzerine, yirminci yüzyılın en sert ve en çok tartışılan kültür eleştirilerinden biri.
Ateşböceklerinin kaybolması
1 Şubat 1975 tarihli yazı, "Ateşböceklerinin Kaybolması" diye anılır. Pasolini 1960'ların başında İtalya'nın kırsalında ateşböceklerinin kirlilik yüzünden yok olduğunu hatırlar ve bunu bir tarih dönemlendirmesi olarak kullanır: Ateşböceklerinden önce ve sonra. Ondan önceki İtalya, köylü ve alt-proleter kültürlerin, lehçelerin, yerel dünyaların ülkesiydi; faşizm bile bu dünyaları yüzeyden dokunarak geçmişti, çünkü insanları gerçekten değiştirememişti. Sonrası, 1960'ların "ekonomik mucizesi" ve televizyonla gelen tüketim toplumuydu; bu toplum, Pasolini'ye göre, Mussolini'nin başaramadığını başardı: İnsanları içeriden, arzularından, bedenlerinden, dillerinden dönüştürdü. Pasolini buna "antropolojik mutasyon" dedi ve yeni düzene "yeni faşizm", hatta "gerçek faşizm" adını verdi; eski faşizm kılık değiştirmiş bir baskıydı, yenisi gönüllü bir dönüşümdü.
Bu tez felsefi olarak iki kaynaktan besleniyordu. Birincisi Gramsci: Pasolini 1957'de Gramsci'nin Külleri şiiriyle ün kazanmıştı ve Gramsci'nin hegemonya kavramı, iktidarın zorla değil rızayla, kültür yoluyla kurulduğu fikri, "yeni faşizm" tezinin omurgasıdır. İkincisi Frankfurt Okulu'nun kültür endüstrisi eleştirisi: Pasolini Adorno'yu sistematik okumamıştı, ama televizyonun "merkezin kültürünü" bütün çevrelere dayatarak farklılıkları yok ettiği teşhisi, Aydınlanmanın Diyalektiği'nin İtalyan versiyonudur. Pasolini'nin özgünlüğü, bu eleştiriyi bir sosyolog değil bir şair olarak, bedenler üzerinden yapmasıydı: Roma banliyölerindeki gençlerin yüzlerinin, yürüyüşlerinin, konuşmalarının on yılda nasıl standartlaştığını gördüğünü yazdı. Faşizm bedenlere dokunmamıştı; tüketim toplumu onları yeniden biçimlendirmişti.
Lüterci mektuplar ve "Ben biliyorum"
Scritti corsari'nin en skandal metni 14 Kasım 1974 tarihli "Darbe nedir?" yazısıdır; "Ben biliyorum" (Io so) diye başlayan ünlü paragrafta Pasolini, 1969'dan beri İtalya'yı sarsan bombalı saldırıların ve darbe girişimlerinin arkasındaki isimleri "bildiğini" ama kanıtının olmadığını söyler: "Biliyorum, çünkü bir aydınım, bir yazarım; olanları izlemeye, yazılanları okumaya, bilinmeyen ya da sessizliğe gömülen bütün parçaları bir araya getirmeye çalışan biriyim." Bu, aydının bilgi ile kanıt arasındaki konumuna dair bir manifestodur ve İtalyan kamuoyunda hâlâ tartışılır. Ölümünden sonra yayımlanan Lettere luterane (Lüterci Mektuplar, 1976) ise bu eleştiriyi pedagojik bir biçime sokar: Hayali bir Napolili gence yazılmış mektuplarda Pasolini, tüketim toplumunun eğitimini, "hedonist" ve "hoşgörülü" yeni iktidarın eski baskıcı iktidardan neden daha etkili olduğunu anlatır. Hoşgörü, ona göre, "sahte"ydi: Sistem farklı olanı yasaklamıyor, onu tüketilebilir hâle getirerek etkisizleştiriyordu.
İtiraz: Nostalji mi, teşhis mi?
Pasolini'nin tezleri yayımlandığı anda saldırıya uğradı ve bugün de uğrar. Solun eleştirisi: Köylü ve alt-proleter kültürü yüceltmek, yoksulluğu estetize etmek, modernleşmenin getirdiği okur yazarlık, sağlık ve kadınların özgürleşmesi gibi kazanımları görmezden gelmektir; Italo Calvino 1974'te kürtaj tartışmasında Pasolini'ye "geçmişe duyulan dinî özlem" diye cevap vermişti. Pasolini'nin kürtaja karşı çıkışı ve "uzun saçlı gençler" yazısı, onu kendi okur kitlesine de yabancılaştırdı. Daha derin itiraz felsefidir: "Antropolojik mutasyon" tezi, kültürün insanları tamamen belirlediğini varsayar; direniş, yorum, farklı kullanım imkânlarını yok sayar. Pasolini'nin kendisi bu totalleştirici karamsarlığın farkındaydı; son röportajında, öldürülmeden saatler önce, "Hepimiz tehlikedeyiz" dedi ve "cehennem yükseliyor" diye ekledi.
Yine de teşhisin gücü, elli yıl sonra, kaybolmadı. "Yeni faşizm"in zorla değil arzuyla, yasakla değil tüketimle işlediği tezi; iktidarın hoşgörü maskesiyle farklılığı emdiği gözlemi; medyanın merkezin kültürünü dayatarak yerel dünyaları yok ettiği iddiası, bugün algoritmalar ve platformlar çağında yeniden okunuyor. Georges Didi-Huberman'ın Ateşböceklerinin Hayatta Kalışı (2009) kitabı, Pasolini'ye karşı Pasolini'yi savunur: Ateşböcekleri kaybolmadı, yalnızca projektörlerin ışığında görünmez oldular; direnişin küçük ışıkları hâlâ var. Bu belki de Pasolini'nin mirasını okumanın en verimli yolu: Karamsarlığını bir hüküm değil bir uyarı olarak almak.
Pasolini filozof değildi ve öyle anılmak istemezdi; "ben bir güç değil, bir kuvvetim" demişti, "geçmişin kuvveti". Ama Ostia'daki o boş arazide ölen adam, İtalya'nın en büyük yaşayan şairi olduğu kadar, tüketim toplumunun felsefi eleştirisini kitaplardan sokağa indiren kişiydi. 2 Kasım, Katolik takviminde Ölüler Günü'dür; Pasolini'nin ölümüne bundan uygun bir tarih düşünmek zor.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Felsefe Tarihinde Bugün — 1 Kasım: Lizbon depremi (1755) ve Tanrı'nın adaletini sorgulayan yüzyıl
1 Kasım 1755 sabahı, Azizler Yortusu'nda kiliseler doluyken Lizbon'u yerle bir eden deprem, tsunami ve yangın, Aydınlanma'nın en büyük felsefi krizini tetikledi. Voltaire Leibniz'in 'mümkün dünyaların en iyisi'ne şiirle saldırdı, Rousseau ona mektupla cevap verdi, genç Kant depremin doğal nedenlerini yazdı. Kötülük problemi, teodise ve modern felaket düşüncesinin doğuşu.
Gottfried Wilhelm Leibniz








.jpg?width=500)






