Deleuze: Dünyayı "Ne Olduğuyla" Değil, "Neye Dönüşebileceğiyle" Okuyan Filozof
Onu "postmodern Fransız filozofu" diye etiketlemek en kolay yol — ve en hızlı yanlış anlama. Deleuze kendini saf bir metafizikçi sayıyordu. Fark, oluş, rizom ve düzenek: Yapay zekâ çağında yeniden işe yarayan bir kavram kutusu.
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

Gilles Deleuze'ü anlamanın en kolay yolu onu "postmodern Fransız filozofu" diye etiketlemektir.
Ve en hızlı yanlış anlama biçimi de budur.
Çünkü Deleuze kendisini bir bakıma "saf metafizikçi" olarak görüyordu. Postmodernizmin "büyük anlatılar bitti" tezini paylaşmadı; tam tersine, yeni bir varlık kuramı kurmaya çalıştı.
Kim?
1925'te Paris'te doğdu, 1995'te öldü. Sorbonne'da okudu; Hume, Nietzsche, Bergson ve Spinoza üzerine monografilerle başladı. 1968'de Fark ve Tekrar, 1969'da Anlamın Mantığı — kendi felsefesinin kuruluş metinleri. Ardından psikanalist Félix Guattari ile yirmi yıllık ortaklık: Anti-Oedipus (1972) ve Bin Yayla (1980).
Paris-8 Vincennes'de ders verdi — sitemizde bu hafta ele aldığımız Nami Başer'in doktorasını yaptığı üniversite. Ağır akciğer hastalığıyla yıllarca yaşadı; 1995'te penceresinden atlayarak hayatına son verdi.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi onun projesini şöyle özetliyor: fark, çokluk, olay ve virtüellik kavramları etrafında yeni bir metafizik kurmak. Ve felsefenin işini, kendi ifadesiyle, kavram yaratmak olarak tanımladı.
Fark
Klasik düşüncede genellikle önce kimlik vardır. A vardır, B vardır; sonra A'nın B'den farklı olduğunu söyleriz. Fark, iki özdeşlik arasındaki ilişkidir.
Deleuze bunu tersine çevirmek ister. Ya önce fark varsa? Ya kimlik, farklılaşma sürecinin sonradan donmuş bir anıysa?
Bu küçük görünen tersine çevirme devrimci bir sonuç doğurur: Varlık, sabit şeylerden değil, farklılaşma süreçlerinden oluşur.
Deleuze'ün burada dayandığı isimler dikkat çekici: Nietzsche'nin ebedi dönüşü — aynının değil farkın dönüşü olarak; Bergson'un süresi — zamanın mekânsallaştırılamayan akışı; Spinoza'nın tek tözü — sonsuz biçimde kendini ifade eden.
Ve karşı çıktığı gelenek de açık: Platon'dan Hegel'e, farkı kimliğe, çelişkiye ya da olumsuzlamaya indirgeyen her düşünce. Sitemizde bu hafta ele aldığımız Hegel dosyasında anlattığımız diyalektik, Deleuze için farkın ehlileştirilmesiydi: Çelişki, farkın olumsuz bir kalıba sokulmuş hali.
Oluş
Bir insan yalnızca "insan" değildir. Çocuk olur, yetişkin olur, yaşlanır, öğrenir, unutur, değişir.
Bir şehir yalnızca binalar değildir. Göç, sermaye, trafik, teknoloji ve arzuların kesiştiği bir süreçtir.
Bir toplum yalnızca kurumlarından ibaret değildir. İnsanların hareketleriyle sürekli yeniden oluşur.
Deleuze'ün oluş (devenir) fikrinin gücü burada: Bir şeyi yalnızca ne olduğuyla açıklamak, onun dönüşme kapasitesini görmemize engel olabilir.
Bu, siyasal bir tez de içeriyor. Bir kimliği sabitlemek — ulus, sınıf, cinsiyet, tür — onu dönüştürülemez kılmaktır. Deleuze ve Guattari'nin "kadın-oluş", "hayvan-oluş", "algılanamaz-oluş" gibi tuhaf kavramları, sabitlenmiş kimliklerden kaçış hatlarını adlandırır.
Rizom
Deleuze ve Guattari'nin Bin Yayla'da geliştirdiği rizom kavramı, internet çağında yeniden popülerleşti.
Karşıtı ağaçtır: tek bir kök, tek bir gövde, dallanan bir hiyerarşi. Batı düşüncesinin bilgi modeli — Porphyrios ağacından Linnaeus sınıflandırmasına — ağaç biçimlidir.
Rizom ise zencefil kökü gibidir: Merkezi yoktur. Herhangi bir noktadan başka bir noktaya bağlantı kurulabilir. Kesildiğinde ölmez, yeni yönlerde büyür.
Sosyal ağlar, yatay örgütlenmeler ve çağdaş bilgi sistemleri bu kavramla karşılaştırıldı. Ama dikkat: Deleuze "internetin filozofu" değildi ve internetin bugünkü biçimini öngörmedi. Nitekim rizomatik görünen platformların, veri ve sermaye açısından son derece ağaç biçimli — merkezî, hiyerarşik — olduğu bugün açık.
Daha ilginç olan şu: Merkezsiz, çoklu ve sürekli değişen ilişkileri düşünmek için geliştirdiği araçlar, bu ilişkilerin nerede merkezîleştiğini görmeye de yarıyor.
Anti-Oedipus
Anti-Oedipus yalnızca Freud'a karşı yazılmış bir kitap değil. Daha büyük bir iddiası var:
İnsan arzusu, aile içindeki ilişkilerle açıklanamaz.
Freud'un Oedipus üçgeni — anne, baba, çocuk — Deleuze ve Guattari'ye göre arzuyu küçük bir tiyatroya hapseder. Oysa arzu üretkendir; eksiklikten değil, üretim kapasitesinden doğar. Toplumsal kurumlarla, ekonomiyle, siyasetle, teknolojiyle bağlantılıdır.
Buradan çıkan tez, sitemizde bu hafta ele aldığımız Karl Marx dosyasıyla ve Adorno'nun kültür endüstrisi kavramıyla birleşiyor: Kapitalizm yalnızca emeği değil, arzuyu da örgütler.
Algoritmik reklamcılık, kişiselleştirilmiş içerik ve tüketici davranışının sürekli ölçülmesi düşünüldüğünde, 1972 tarihli bu tez olağanüstü güncel görünüyor. Fark şu ki Deleuze ve Guattari, arzunun örgütlenmesinde bir kaçış imkânı görüyordu. Bugünün platformları o imkânı ne kadar bıraktı — bu, açık bir soru.
Deleuze ve yapay zekâ
Deleuze'ün yapay zekâ hakkında doğrudan bir kuramı yoktu. Ama düzenek (agencement, İngilizcede assemblage) kavramı, bu çağı düşünmek için beklenmedik ölçüde kullanışlı.
Düzenek, heterojen parçaların bir araya gelip birlikte işlemesidir — parçaların her biri başka düzeneklerin de parçası olabilir; bütün, parçalardan bağımsız bir "öz" taşımaz.
Bir yapay zekâ modeli bu anlamda bir düzenektir: veri, sunucular, insan emeği, etiketleme işçileri, enerji, kod, sermaye, kullanıcılar, devlet düzenlemeleri. Hepsi birlikte işler; hiçbiri tek başına "yapay zekâ" değildir.
Dolayısıyla "yapay zekâ nedir?" sorusu Deleuzecü bir bakışla değişir:
"Yapay zekâyı oluşturan ilişkiler ağı nedir — ve bu ağ neye dönüşebilir?"
Sitemizde bu hafta ele aldığımız Wallerstein dosyasında izlediğimiz "yapay zekânın gezegen ölçeğindeki işbölümü" sorusu, Deleuze'ün düzenek kavramıyla teknik bir dil kazanıyor.
Sinema
Deleuze'ün iki ciltlik sinema çalışması — Hareket-İmge (1983) ve Zaman-İmge (1985) — filmi yalnızca sanat eseri olarak incelemez. Sinema, onun için düşüncenin başka bir biçimidir.
Hareket-imge, klasik sinemanın düzeni: Eylem, tepki, sonuç. Zaman-imge ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında — İtalyan yeni gerçekçiliğinde, Fransız Yeni Dalga'sında — ortaya çıkan kopuş: Karakterler artık eyleyemez; yalnızca görür. Zaman, eyleme bağlı olmaktan kurtulur ve doğrudan görünür hale gelir.
Bunlar sinema eleştirisi terimleri olmaktan çok, Bergson'dan devralınmış zaman ve algı kavramlarıdır. Deleuze'ün sinema kitapları, felsefe tarihinin görüntülerle yazılmış bir bölümü gibi okunabilir.
Sitemizde bu hafta ele aldığımız Matrix ve Odysseia dosyası bu yöntemin bir uygulaması: Bir filmi, bir felsefi soruyu düşünmenin aracı olarak okumak.
Eleştiriler
Deleuze'ü okumak zor ve bu zorluk, haklı eleştirilere yol açtı.
Anlaşılırlık. Kavramlar tanımlanmaz, kullanılarak gösterilir. Bu bir yöntem olabilir; ama okuru, anlamış gibi yapmakla anlamamak arasında bırakabilir.
Bilim kullanımı. Deleuze ve Guattari'nin matematik ve fizikten aldığı kavramlar — diferansiyel, kaos, tekillik — bilim insanları tarafından metaforik ve bazen yanlış kullanım olarak eleştirildi.
Siyasal belirsizlik. "Kaçış hatları" ve "yersizyurtsuzlaşma" kavramları, kapitalizmin kendisinin de yaptığı şeyi tarif ediyor olabilir: sınırları aşmak, sabit kimlikleri çözmek. Deleuze bunu görüyordu ve "göreli" ile "mutlak" yersizyurtsuzlaşmayı ayırdı; ama ayrımın pratikte nasıl yapılacağı açık değil.
Deleuze'ün en radikal sorusu
Bütün felsefesini tek bir soruda toplamak mümkün:
Bir şeyin başka türlü olma ihtimali nedir?
Bu soru bugün siyasetten biyolojiye, sanattan yapay zekâya her yerde karşımızda.
Ve Deleuze'ün asıl mirası burada: Dünyayı tamamlanmış bir yapı gibi görmek yerine, oluş halinde bir dünya olarak düşünmek.
Bu, iyimserlik değil. Tamamlanmış bir dünya, değiştirilemez bir dünyadır. Oluş halindeki dünya ise hem daha tehlikeli hem daha açıktır.
Gilles Deleuze 18 Ocak 1925'te Paris'te doğdu, 4 Kasım 1995'te öldü. Deleuze'ün Wikimedia Commons'ta serbest lisanslı bir fotoğrafı bulunmadığından kapakta, düşüncesinin merkezî kavramlarından rizomu temsil eden bir görsel kullanılmıştır. Türkçede başlıca eserleri: Fark ve Tekrar · Anlamın Mantığı · Anti-Oedipus (Guattari ile) · Bin Yayla (Guattari ile) · Felsefe Nedir? (Guattari ile) · Sinema I-II · Nietzsche ve Felsefe · Spinoza: Pratik Felsefe.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Platon: Hakikat, Eğitim ve İktidar
Platon'u anlatmanın en kolay yolu mağarayı anlatmaktır. Gerçekten anlamanın yolu ise mağaradan çıkıp Atina'nın siyaset sahnesine geri dönmek. Sofistlerle kavgası, cevap üreten makineler çağında yeniden başlıyor: İkna edici konuşmak ile hakikati bilmek aynı şey mi?
Platon
.jpg%3Fwidth%3D1600&w=3840&q=75)







.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)


