İoanna Kuçuradi: felsefeyi insan hakları pratiğine bağlayan düşünür
Hacettepe'de felsefe bölümünü kuran, FISP'in ilk kadın başkanı olan ve 1998'den beri UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü'nü yürüten Kuçuradi, ekim ayında doksan yaşına giriyor. Çalışması tek bir soruda toplanıyor: insan hakları nereden temellendirilir?
Haber Merkezi
Felsefe Haberleri yayın kurulu.

Türkiye'de felsefenin kurumsallaşmasını tek bir isim üzerinden anlatmak gerekirse, o isim İoanna Kuçuradi'dir.
4 Ekim 1936'da İstanbul'da doğdu. Zapyon Rum Kız Lisesi'ni 1954'te, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü 1959'da bitirdi; doktorasını 1965'te tamamladı. Önümüzdeki ekim ayında doksan yaşına giriyor ve hâlâ çalışıyor.
Bir bölüm kurmak
Kuçuradi'nin kariyerindeki dönüm noktası 1969'da geldi: Hacettepe Üniversitesi'nde Felsefe Bölümü'nü kurdu. 2003'teki emekliliğine kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.
Bir felsefe bölümü kurmak, ders programı hazırlamaktan ibaret değildir. Hangi geleneğin okutulacağı, hangi metinlerin çevrileceği, hangi soruların meşru sayılacağı — bunların hepsi o ilk kararlarla şekillenir. Türkiye'de bugün yetişen felsefecilerin önemli bir bölümü, doğrudan ya da dolaylı olarak o bölümün açtığı yoldan geçti.
2006'dan bu yana Maltepe Üniversitesi'nde; aynı üniversitedeki İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin müdürlüğünü ve İnsan Hakları Anabilim Dalı başkanlığını yürütüyor.
Uluslararası görevler
Kuçuradi'nin adı Türkiye dışında da tanınır. Uluslararası Felsefe Kurumları Federasyonu'nda (FISP) 1982'den itibaren genel sekreterlik yaptı; 1998'de başkan seçildi. Bu göreve seçilen ilk Türk ve ilk kadındı.
Aynı yıl UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü'nü üstlendi ve bugüne kadar yürütüyor. 2003'te UNESCO Felsefe Ödülü'nü aldı.
Aralık 2024'te ise 28. Aydın Doğan Ödülü'ne layık görüldü; gerekçede felsefe ve insan hakları alanındaki çalışmalarıyla ülkesinin adını uluslararası düzeyde duyurması gösterildi.
Ayrıca kendi adını taşıyan Kuçuradi Felsefe ve İnsan Hakları Vakfı kurulmuş durumda; vakıf yayın ve etkinlik çalışmalarını sürdürüyor.
Asıl mesele: hakları neye dayandırıyoruz?
Kuçuradi'nin felsefesi kurumsal kariyerinden ibaret değildir. Çalışmasının merkezinde tek ve zor bir soru vardır:
İnsan hakları neye dayanır?
Yaygın iki cevap vardır. Birincisi hukuki cevaptır: Haklar, devletlerin imzaladığı sözleşmelerden gelir. İkincisi kültürel cevaptır: Haklar, belirli bir kültürün ürettiği değerlerdir.
Kuçuradi ikisini de yetersiz bulur. Sözleşmeye dayandırırsanız, sözleşme değiştiğinde hak da değişir. Kültüre dayandırırsanız, "bizim kültürümüzde böyle değil" cümlesi her ihlali meşrulaştırabilir.
Onun önerdiği yol değer felsefesinden geçer. Nicolai Hartmann ve Max Scheler geleneğinden beslenen bu yaklaşımda haklar, insanın değerinden — yani insanın diğer canlılardan ayrılan olanaklarından — türetilir. Düşünme, bilgi üretme, sanat yapma, kendini aşma kapasitesi... İnsan hakları, bu olanakların korunması talebidir.
Bu temellendirmenin pratik sonucu şudur: Bir hak, çoğunluk istemediği için ortadan kalkmaz.
Değerler ve değer yargıları
Kuçuradi'nin sık kullandığı ve Türkçe felsefe diline yerleşmiş bir ayrım daha vardır: değerler ile değer yargıları aynı şey değildir.
Değer yargıları toplumdan topluma, dönemden döneme değişir; belirli bir grubun belirli bir zamanda doğru saydığı ölçütlerdir. Değerler ise insanın olanaklarına ilişkindir ve bu ölçütlere indirgenemez.
Bu ayrım gündelik tartışmalarda sürekli karıştırılır. Bir davranışın "bizde ayıp sayılması" ile "insana yakışmaması" aynı düzeyde iki iddia değildir. Kuçuradi'nin ısrarı tam buradadır: Etik tartışması, hangi grubun ne dediğini saymakla yapılmaz.
Etik ile ahlak
Buradan üçüncü bir ayrım doğar. Kuçuradi'de ahlak, belirli bir toplulukta fiilen geçerli olan kurallar bütünüdür — sosyolojik bir olgudur. Etik ise bu kuralları inceleyen felsefe dalıdır.
Dolayısıyla "etik davranmak" ile "ahlaka uymak" çakışmayabilir. Bir toplumun ahlakı, insanın değerini koruyan bir davranışı yasaklıyor olabilir.
Bu, Kuçuradi'nin insan hakları eğitimine verdiği önemi de açıklar: Ona göre insan hakları, ezberlenecek bir maddeler listesi değil, somut durumda doğru değerlendirme yapabilme kapasitesidir. Bu kapasite ancak eğitimle kazanılır.
Bugün neden okunmalı?
Kuçuradi'nin sorusu, teknolojinin etik tartışmayı yeniden şekillendirdiği bir dönemde beklenmedik bir güncellik taşıyor.
Yapay zekâ sistemlerinin "insan onuruna" saygı göstermesi isteniyor. Peki insan onuru nedir ve neye dayanır? Sözleşmelere mi, kültüre mi, yoksa insanın kendi olanaklarına mı? Kuçuradi'nin kırk yıldır sorduğu soru, bugünün mühendislik belgelerinde farkında olunmadan yeniden sorulmuş oluyor.
Maltepe Üniversitesi'nin insan hakları bülteninin 2026 sayılarında, Kuçuradi'nin özgürlük kavramını farklı boyutlarıyla ele aldığı ve özgürlüğün aynı zamanda bir etik sorumluluk alanı olduğunu vurguladığı bir değerlendirmesi yer alıyor.
Türkçedeki kitapları
İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları, Etik, Uludağ Konuşmaları, Sanata Felsefeyle Bakmak ve Nietzsche ve İnsan Türkçede yayımlanmış çalışmaları arasında.
Bu portre, Kuçuradi'nin yayımlanmış çalışmalarına ve kurumların resmî sayfalarına dayanmaktadır. Düzeltme ve ekleme önerilerinizi iletişim sayfasından iletebilirsiniz.
Yorumlar
0Yorumlar yükleniyor…
İlgili Haberler

Yalçın Koç: Türkçede yeni bir felsefe dili arayışı
Boğaziçi Üniversitesi'nden emekli olan Yalçın Koç, felsefeyi Batı kavramlarını çevirerek değil, Türkçenin ve Anadolu düşünce geleneğinin imkânları içinden yeniden kurmayı deniyor. 'Nazariyat' külliyatı bu iddianın fiilî sınaması.
Yalçın Koç

XVI. Mantık Çalıştayı Kars'ta toplandı
Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı ile Mantık Derneği iş birliğinde düzenlenen çalıştay, 21-23 Mayıs 2026'da Kafkas Üniversitesi ev sahipliğinde yapıldı.








.jpg?width=500)


.jpg?width=500)
.jpg?width=500)

