Hayatı hakkında kesin bilgi azdır; 13. yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı, Risâletü'n-Nushiyye'yi 1307'de yazdığı ve 1320 dolayında öldüğü kabul edilir. Doğum yeri ve mezarı için Sivrihisar (Sarıköy), Karaman ve başka yerler hak iddia eder; menkıbeye göre Tapduk Emre'nin dergâhında kırk yıl odun taşıdı ve 'eğri odun getirmedi'. Moğol istilası, Selçuklu çöküşü ve beyliklerin doğuşu çağında, Mevlânâ ile aynı coğrafyada yaşadı; Mevlânâ Farsça yazarken Yunus Türkçeyi düşüncenin dili yaptı.
Dîvân'ındaki ilahiler, hece ölçüsüyle ve halkın diliyle yazılmış olmalarına rağmen, benlik, bilgi, ölüm ve Tanrı üzerine yoğun bir düşünce taşır. 'İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir' dizesi bilgiyi insanın kendini tanımasına bağlar; 'Bir ben vardır bende benden içeri' benliğin katmanlı yapısını söyler; 'Sen sana ne sanırsan ayruğa da anı san' ahlakı bir simetri ilkesine dayandırır; 'Gönül Çalab'ın tahtı' ve 'bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil' dizeleri, kötülüğü başkasının gönlünü kırmak olarak tanımlar. Risâletü'n-Nushiyye, aklın nefsin güçleriyle (kibir, öfke, haset, cimrilik) savaşını alegorik bir mesnevi biçiminde anlatır ve Türkçenin ilk ahlak felsefesi metinlerinden sayılır.
Yirminci yüzyılda Fuad Köprülü ve Abdülbaki Gölpınarlı'nın araştırmaları onu tarihsel bir kişilik olarak kurdu; Cumhuriyet dönemi hümanist okuması onu 'insan sevgisi şairi' yaptı. UNESCO 1991'i Yunus Emre Yılı ilan etti; 2021 Türkiye'de 'Yunus Emre ve Türkçe Yılı' olarak anıldı.